Arap dünyasında başta gelen işsizlik, gıda enflasyonu, siyasi yozlaşma,ifade özgürlüğü, usulsüzlükler, kötü yaşam koşulları,demokrasi anlayışındaki dengesizlikler ve dini,siyasi düşünce faklılıkları gibi pek çok sorun sonucunda önce Tunus’ta Muhammed Buaziz’in kendisini yakmasıyla başlayan Arap Baharı,domino etkisi göstererek benzer sorunlar yaşayan diğer Arap ülkelerine yayılmıştır. Mitingler, protestolar ve halk ayaklanmaları Tunus,Cezayir, Mısır, Libya, Bahreyn, Ürdün, Yemen ve Suriye’de büyük çapta;Moritanya,Suudi Arabistan,Irak,Umman ve Fas’ta küçük çapta olmak üzere tüm Arap dünyasını sarsmıştır.(1)

   Peki ama Tunus’ta 23 yıldır iktidarı elinde tutan Zeynel Abidin Bin Ali’nin,Mısır’da 30 yıldır ülkeyi yöneten Hüsnü Mübarek’in,Yemen’de 33 yıldır iktidarı sahiplenen Ali Abdullah Salih’in ve en son Libya’da 42 yıl boyunca iktidarda kalan Kaddafi’nin devrilmesine sebep olan Arap Baharı neden Suudi Arabistan’da hala kendini gösterememektedir?Yukarıda belirttiğimiz aynı sorunlar burada da yaşanırken 21.yy’a gelebilmiş bu ülke nasıl oldu da şiddetli bir sarsıntıya uğramayıp,büyük çaplı olaylara sahne olmadı? Cevap ise birbirini en iyi şekilde tamamlayan iki unsurda saklı;ABD yönetimi ve Suudi Arabistan’ın bitmek tükenmek bilmeyen baskıları.

   Suudi Arabistan’ın ABD ile olan bağlarını ve tarihten beri nasıl bir demir yumruk olduğunu anlayabilmek için bu ülkenin tarihine de bir göz atmak gereklidir: (2)Arabistan topraklarının Osmanlı yönetiminde olduğu dönemde 1740’larda bu bölgede Vehhabilik hareketi olarak bilinen itikadı hareket ortaya çıktı.Hareketin öncüsü Muhammedu’bnu Abdülvehhab 1744’te Riyad yakınlarında ki Der’iyye kasabasına yerleşerek,orada bir kabilenin başkanı olan Muhammedu’bnu Suud ile işbirliği yaptı.Bu işbirliğinden Vehhabi isyanları doğdu.İsyancılar Osmanlılardan bağımsız olarak kendi inançlarına ve düşüncelerine göre şekillenen bir devlet kurmak istiyorlardı.Osmanlı Devleti bu isyanları bastırmak için Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’yı görevlendirdi.Ancak vehhabi hareketi durmadı.

    1.Dünya Savaşı’nın Osmanlı Devleti’nin aleyhine sonuçlanması üzerine Ibnu Suudi yönetimi 1921’den sonra Hail,Taif,Mekke,Medine ve Cidde’yi ele geçirdi.Abdülaziz ibnu Suud 5 Aralık  1924’te Necd ve Hicaz kralı olarak ilan edildi.27 Mayıs 1927’de İngilizlerle yapılan anlaşmayla “Necd ve Hicaz Krallığı”bağımsız bir devlet statüsü kazandı.1932’de devletin adı “Suudi Arabistan Krallığı”olarak değiştirildi.Elli yıl sonra;Haziran 1982’de başa Fehd ibnu Abdülaziz geçti.Fehd ibnu Abdülaziz kardeşleriyle arasındaki saltanat rekabetinde ABD’den destek gördü ve krallığa geçmesinden sonra da ülkeyi tamamen ABD güdümüne soktu.17 Ocak 1991’de başlayan Körfez Savaşı’nda da ABD’nin öncülüğündeki müttefik kuvvetlere en büyük lojistik desteği Suudi Arabistan verdi.

     Aynı zamanda ülkedeki despotik  kraliyet rejimine ve insan hakları ihlallerine karşı tepkiler iyice su yüzüne çıkmaya başladı.Bu yüzden çeşitli üniversitelerde ve bakanlıklarda görevli aydınlar 1993 Mayıs’ında bir bildiri yayınlayarak yönetimi şeriat ilkelerine dönmeye ve şeriatın insanlara sağlamış olduğu hakları güvenceye almaya çağırdılar.Ancak çok geçmeden bu bildiriye imza atanların hepsi görevlerinden uzaklaştırılarak birçoğu tutuklandı.Buna rağmen üniversite çevrelerindeki rahatsızlık devam etti ve aynı yılın Ağustos ayında altmış öğretim görevlisi kraldan,tutuklananların serbest bırakılmalarını istedi.Çok  geçmeden bazı imamlar ve din alimleri de yönetimin baskıcı ve İslam’a aykırı uygulamalarından duydukları rahatsızlığı dile getirdiler.Bu gelişmeler üzerine de çok sayıda imam görevden uzaklaştırıldı ve birçoğu tutuklandı.(3)

     Denilebilir ki;Tunus’tan başlayarak bütün Arap dünyasını kasıp kavuran değişim rüzgarları ABD’nin kapalı kapılar ardında ki toplantılarında stratejistler tarafından ortaya atılmıştır ve Suudi Arabistan’da “Büyük Orta Doğu Projesi” ekseninde değerlendirilebilir.ABD yönetimi kimi ülkelerde halk hareketlerini yönlendirip,kendi doğal mecrasında çıkarına yönelik planlarını uygularken kimi desteklediği yönetimlerin diktatörlerini de Arabistan’da olduğu gibi korumaya yönelik siyaset uygulamaktadır.(4)

    HAÇLI ÇIKARLARI

    (5) Bugün, Batı’nın demokrasi ve insan hakları diye savunduğu ilkeler,bu coğrafyada sadece kendisiye işbirliği demektir.Öyle olmasaydı,Batı,Bahreyn’de ayaklanmalar ortaya çıktığı zaman ,Suudi Arabistan’ın Mename’ye tanklarla girmesine ve İnci Meydanı’nda    “Özgürlük,özgürlük!” diye bağıran insanları darmadağın etmesine engel olurdu.Ya da ABD ve Batı’nın petrol ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan  Suudi Arabistan,Katar,Kuveyt,Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde çıkan isyanları desteklerdi(6).(7)Desteklemedi;çünkü Washington’dan Londra’ya hedeflenen amaç,Tunus ve Mısır’da fitillenen “Arap Baharı”nın ,stratejik petrol bölgelerinde ne pahasına olursa olsun çiçek açmasını engellemek olmuştur.Baharın petrol coğrafyalarında boy vermesi,buraların “karakışa” girip-fiilen!-donması anlamına gelir ki bunun mutlaka önlenmesi gerekmiştir(8). Bu  ülkelerde çıkan isyanlar da bu sebeble hiç gündeme getirilmedi  ve haber dahi yapılmadı.Mesela El cezire  hiç Suudi Arabistan’a bakmadı.(9)Bahreyn’de insanlar ayaklandı,Suudi Arabistan burayı işgal etti,neredeyse görülmedi*Suudi Arabistan ve diğer körfez ülkeleri daha mı demokratik?Hayır.Refah düzeyi olmasa da haklar açısından dünyanın en geri yerleri.Sonuçta El Cezire vb’leri konjonktüre ve ülkelerin çıkarlarına göre hareket ediyorlar.(10)

   Ülkelerin kendi iç dinamiklerinin ürettiği sosyal hareketlerin yanında,bu sosyal hareketleri kendi çıkarlarına göre yönlendirmek isteyen dış dinamikler de var.(11)Ürdün ve Suudi Arabistan krallıkla yönetiliyor  ama ABD ve şükerası,nedense bu iki ülkeye demokrasi götürmeyi hiç denemiyor?Acaba demokrasi götürmenin ölçüsü “kontrol edebiliyorsan diktatörlük de olsa rejim devam etmelidir,kontrol edemiyorsan yok diye işgal edilmelidir”şeklinde midir?(12)

    (13)Arap Baharı daha fazla özgürlük ve demokrasi ümidi ihtiva ediyorsa,bölgenin Washington’la müttefik süper gücü ve en antidemokratik,en baskıcı rejimi olan Suudi Arabistan’ın başlangıçtan bu yana olan etkisine meydan okumalıdır.Ayaklanmaların trajik ironisi,tam zıddının meydana gelmiş olmasıdır(14).Bu görüşün çıkıldığı temel nokta da budur.

 
BASKICI BİR YÖNETİM


       Arap Baharı’nın Suudi Arabistan’da başarı elde edememesinin bir diğer ana sebebi ise Suudi Arabistan’ın dev ve inanılmaz imkanlarının Suudi hanedanın elinde toplanmış olmasıdır.Hanedan ABD’nin gücüne dayanarak tüm modern ve baskı imkanlarıyla ülkeyi kapitalizm öncesi bir devrin kalıntısı,yani aşiret sistemiyle yönetmektedir.(15)

    (16)Refahın eşit olmayan bir şekilde dağıtılması ve Suudi idarecilerin ABD ve Batıya olan bağımlılıkları Suudi seçkinlerinde ve eğitimli kitlede ciddi hoşnutsuzluk yarattı.Tüm Arap dünyasını isyan hareketi sarmışken,Sünni ve Şii bütün Suudiler de ülkede değişim yaratmaya matuf hareketler başlattılar(17).Ancak,Suudi Arabistan ABD’den aldığı destekle halkın demokratik taleplerini silah kullanarak bastırma yöntemini kullanmış ve kullanmaya devam etmektedir.Bölge uzmanlarının ittifakla üzerinde durdukları konu,baskıcı yönetimlerin temel güç kaynağının ABD’nin yardım ve desteklerine dayanağıdır.

    Hicazlı insan hakları aktivistlerinden Sadık El Ramazan Suudi Arabistan’da halkın yoksulluk,işsizlik,konutsuzluk ve yaygın yolsuzluklar dolayısıyla büyük bir rahatsızlık içinde olduğunu belirterek,buradaki halkın bölgedeki protesto eylemlerini yakından takip ettiklerini ve kendi ülkelerinde de ciddi reformlar yapılmasını talep ettiklerini belirtti(18) fakat ülkede yönetime karşı gelmek hiç de kolay bir iş değil;(19)BBC muhabiri Michael Buchanan’ın ülkede görüştüğü değişim yanlısı genç Suudi Halid Er Cihani,kendilerinin kraliyet ailesinin mülkü olmadıklarını,konuşmaya hakları olduğunu ama konuşunca insanın kendini hemen cezaevinde bulduğunu ve aslında ülkenin zaten büyük bir cezaevi olduğunu söylüyor ve bu görüşmeden sonra da cezaevine konuluyor.Cidde kentinde bir hakim ise protesto organize etme suçundan 40 kişiye hapis cezası veriyor (20)

    (21 Uluslararası Af Örgütü’nün en son ki raporunda Kraliyet ailesinin yeni bir terör yasası üzerinde çalıştığına dikkat çekiliyor.Örgüt uzmanlarına göre,yasa tasarısında mevcut sistemi eleştirmek devlete başkaldırmak sayıldığından her türlü gösteri ve yürüyüş “terör eylemi”olarak niteleniyor.Raporda,22 Kasım’da,aralarında tanınmış dokuz aydının da bulunduğu reform yanlısı on altı kişinin tutuklandığı yazılı.Özel bir mahkemede yargılanan bu kişilere,gizli örgüt kurmak ,devleti ele geçirmeye çalışmak ve halkı Kral’a karşı kışkırtmak suçlarından beş ile otuz yıl arasında hapis cezaları verildi.Amerika’nın İsrail’den sonra Ortadoğu’daki en güçlü müttefiki olan bu ülkede Kral Abdullah’ı herhangi bir şekilde eleştirmenin cezası ise on yıl hapisle başlıyor.(22)

     Tüm olanlara inat,isyan hareketlerinin önümüzdeki günlerde artmasına ve tüm Suudi şehirlerine yayılmasına kesin gözüyle bakılıyor.ABD ve Batı ülkeleri tarafından yapılan Suudi Arabistan’ın zenginliği sayesinde zarar görmekten kurtulacağı şeklindeki tahminlere rağmen rejim de zor günlerden geçiyor ve er ya da geç bir devrimle şaşkına dönecektir.(23)

 

 

1)bilgesam.org/Atilla Sandıklı/İran,Şii hilali ve Arap Baharı raporu/sayfa:11

2-3)hazer.tv

4)bilgesam.org/Abbas Karaağaçlı/Arap Baharı’na farklı bakış

5-6)yenisafak.com.tr/Hakan Özden/Arap Baharı;ilkbahar mı,sonbahar mı?

7-8)kemalistler.org/Lucio Caracciolo/Republica

9-10)medyavatan.com/Mete Çubukçu/Medya manipülasyonuna dikkat

11-12)adanamedya.com/Ali Adamhasan

13-14)dunyabulteni.net/Foreign Affairs/John R.Bradley/Arap Baharı’nda Suudi Arabistan’ın görünmez eli.

15)bilgesam.org/Doç.Dr.Abbas Karaağaçlı/Suudi Arabistan’da iktidarın geleceği

16-17)velfecr.com/Hasan Hanizade

18)velfecr.com

19-20)http-ws.bbc.co.uk.edgesuite.net

21-22)voanews.com

23)velfecr.com/Hasan Hanizade