Kılıçdaroğlu'ndan çok sert açıklama ''BM raporu ağır hezimet''

''BM raporu Türkiye tarihinin en ağır hezimeti'' CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Öncelikle 1 Eylül 2011 tarihinde basına sızdırılan, daha sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin onayıyla resmileşen Mavi Marmara raporunun İsrail’in hak tanımaz ve hukuk dışı tutumlarını meşrulaştırmaktan başka amacı olmadığı apaçık görülmektedir" dedi.

Kılıçdaroğlu'ndan çok sert açıklama ''BM raporu  ağır hezimet''
Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Aydın’ın düşman işgalinden kurtuluş törenlerine katıldıktan sonra Aydın Belediyesinde düzenlediği basın toplantısında, Birleşmiş Milletler’in Mavi Marmara raporunu değerlendirdi.

İsrail devletinin "ortak insanlık değerlerini ve uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan menfur Mavi Marmara katliamı"nın üzerinden 15 ay geçtiğini belirten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"9 masum sivilin uluslararası sularda katledildiği, bir çoğunun yaralandığı ve insanlık dışı muameleye maruz kaldığı bu saldırı, Türk ve dünya
kamuoyunun haklı öfkesini çekmiştir. Bilindiği üzere, Güvenlik Konseyi’nin çağrısı doğrultusunda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin konuyla ilgili
oluşturduğu soruşturma panelinde güya Türkiye de yer almaktaydı. Hal böyleyken öncelikle 1 Eylül 2011’de basına sızdırılan, daha sonra Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri’nin onayıyla resmileşen Mavi Marmara raporunun İsrail’in hak tanımaz ve hukuk dışı tutumlarını meşrulaştırmaktan başka bir amacı olmadığı apaçık
görülmektedir."

Hükümetin izlediği dış politikanın sonucu olarak, "haksız ve insafsız Gazze ablukası için İsrail’in arayıp da bulamadığı hukuki ve meşru dayanağın
Birleşmiş Milletler raporu yoluyla İsrail devletine adeta hediye edildiğini" ileri süren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Elimizdeki tek gerçek maalesef bundan ibarettir. İnsafsız ve haksız Gazze ablukasını insani nedenlerle reddeden ve bu insanlık dramını insanlığın
ortak acısı olarak gören milletimizi geldiğimiz bu noktada bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. Geçmişten beri Ortadoğu siyasetinin en önemli aktörü olan Türkiye
Cumhuriyeti devletinin sergilediği bu diplomatik kifayetsizliğin nedenlerinin çok iyi tahlil edilmesi gerekmektedir. İsrail’in Gazze ablukasını güya gayrimeşru ve
etkisiz kılmaya niyetlenip üstelik bir de Birleşmiş Milletler marifetiyle bu ablukanın meşruiyetini ve hukukiliğini tescil ettirmekten başka sonuç elde
edemeyen bir dış politikaya başarılı denebilir mi? Bu olayın başından beri Türkiye devamlı kaybeden taraftır. Türkiye, can ve mal kaybetmiştir. Türkiye,
hukuk mücadelesini kaybetmiştir. Türkiye, itibar kaybetmiştir. Türkiye’yle beraber Gazze de kaybetmiştir."

-"ABLUKA DAHA DA KESKİNLEŞTİ"-

Kılıçdaroğlu, "İsrail’in Gazze’ye uyguladığı haksız ablukanın hükümetin başarısız dış politikası yüzünden zerre kadar zayıflamadığını aksine daha da
keskinleştiğini" ileri sürdü.

"Dünya kamuoyunun büyük desteğine rağmen Türkiye’nin ve dolayısıyla Gazze’nin aleyhinde çıkan bu rapor, dış politika tarihimizin en ağır hezimetlerinden birisidir" diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Sayın Dışişleri Bakanı’nın açıklamaları bu hezimeti halkın gözünden kaçırmaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir. Bakanın açıkladığı sözde
müeyyidelerin Türk kamuoyunu aldatma dışında hiçbir fonksiyonu yoktur. Sayın Bakan ve hükümet, bu açıklamaların İsrail üzerindeki etkisinden çok Türk kamuoyu
üzerindeki etkisiyle meşguldürler."

BM Raporu’nun Gazze’ye uygulanan ambargoyu hukukileştirdiğini ve meşrulaştırdığını söyleyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

"İsrail bundan sonra Türkiye’den özür de dilese tazminat da ödese bu gerçek değişmeyecektir. İsrail alacağını almıştır. Sayın Cumhurbaşkanı ’bu rapor
bizim için yok hükmündedir’ diyorlar. Nasıl oluyor bu? Türkiye’nin temsilcisi sayın Sanberk o komisyonun bir üyesi değil miydi? Ancak Türkiye’nin imzasıyla
hukuki nitelik kazanmış olan bu rapor nasıl yok hükmünde olabiliyor? Kaldı ki yapılan açıklamadan görüldüğü üzere bu rapor sayın Dışişleri Bakanı için yok
hükmünde değildir. Çünkü sayın bakan raporun bir kısım tespitlerini kendi tezlerine referans olarak kullanmış ve raporu meşrulaştırmıştır. Bu bir diplomatik garabettir. Öte yandan, sayın bakanın açıkladığı müeyyideler sembolik
bir değer taşımaktadır. Türkiye-İsrail ticari ilişkilerine ilişkin neden en küçük bir müeyyide düşünülmediğini hükümet açıklamalıdır. Sayın Başbakan dün İsrail ile
ticari ilişkilerin de dondurulacağını açıkladı. Ancak daha sonra Başbakanlık, ticari ilişkilerin dondurulmayacağını söyledi. Yani Başbakan’ı Başbakanlık
düzeltti."

-"SOKAĞIN ÖNCELİKLERİYLE SİYASET YAPILAMAZ"-

Kılıçdaroğlu, Dışişleri Bakanı ve hükümetin bir hususa daha açıklık getirmesi gerektiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

"Bu raporun kamuoyuna sızdırılmasıyla aynı tarihe denk gelen Türkiye’ye füze kalkanı konuşlandırılmasının kabulü arasında ilişki var mıdır? Hükümet füze
kalkanı projesine ’evet’ derken BM Raporu’ndan haberdar mıydı değil miydi? Bir yandan İsrail’le askeri iş birliği anlaşmalarının askıya alınacağını ifade
ediyorsunuz, diğer yandan İsrail’in güvenliğini sağlamaya dönük olduğu baştan deklare edilen füze kalkanı projesine ’evet’ diyorsunuz, neden, ’cambaza bak’
demekten bu millet bıkmadı mı? Aslında siz açıkça milleti kandırıyorsunuz, İsrail’in güvenliğini Türkiye olarak garantiye almış oluyorsunuz. Sayın
Başbakan’ın gündeminde popülizm yapacağı Arap Sokağı diye yeni bir siyasi muhatap oluştu.Arap Sokağı, Başbakan’ın dış politikasının birinci önceliği haline geldi.
Arap kardeşlerimizin hissiyatı bizim için önceliklidir. Ama sokağın öncelikleriyle siyaset yapılamaz. Üzülerek ifade edeyim ki sayın Dışişleri Bakanı
da Başbakan’ın dümen suyunda gidiyor. Oysa dışişleri bakanları itfaiyeci gibidirler, yangın çıkarmazlar, yangını söndürürler, öyle olması gerekir."

Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze’ye gideceğini söylediğini ifade ederek, şunları kaydetti:

"Gitsin elbette, gitmesin demiyorum. Ama neyi değiştirecek bu gezi, Sayın Başbakan bunu açıklasın. Recep Tayyip Erdoğan hala temel hatasında ısrar
ediyor ve sokağa oynuyor. Birleşmiş Milletler raporuyla Türkiye’ye ve Gazze’ye yaşattığı hezimeti Gazze sokaklarının coşkusuyla örtmeye çalışacağını umuyor.
Şimdi Başbakan’a soruyorum, bu raporu hazırlayan soruşturma panelinin kurulmasını sen istedin mi, istedin, oraya devletin en kıdemli memurlarından birini temsilci
olarak atadın mı, atadın, 5 Aralık 2010’dan beri İsrail’le gizli müzakereler yürütmüyor musun, yürütüyorsun, bu müzakerelerin sonucu sana aktarılmadı mı, aktarıldı, böyle bir rapor çıkabileceği konusunda dışişleri müsteşarınız sizi
uyarmadı mı, uyardı. O zaman ne diye bu raporu kendi elinle, kendi temsilcinle tamamlattırıyorsun? Çekersin temsilcini ve hiç değilse İsrail lehinde bir
belgenin oluşumunu engellersin."

SANBERK'E ELEŞTİRİYE TEPKİ

Kılıçdaroğlu, Mavi Marmara saldırısıyla ilgili kurulan BM Soruşturma Komisyonu Paneli’nde yer alan Türkiye temsilcisi Özdem Sanberk’i suçlayan açıklamalar yapıldığını, "bunun siyasi yüzsüzlük olduğunu" belirtti.

Kılıçdaroğlu, "Sayın Sanberk’i seçen hükümet, resmen tayin eden hükümet, talimatlandıran ve dışişleri müsteşarıyla birlikte müzakereye yetkilendiren
hükümet ve bizatihi müzakereleri takip eden Dışişleri Bakanı. Peki kimden şikayet ediyor? Sanberk kendisine ne talimat verildiyse onu yerine getirdi, şimdi günah
keçisi yapılıyor" diye konuştu.

"Hükümetin Gazze ablukasını kendi eliyle meşrulaştırdığını" ileri süren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

"O ablukayı delmek için canlarını veren vatandaşlarımızın ruhu incitilmiştir. Peki ne yapılmalıydı? Şayet İsrail’e müeyyide uygulanacaksa hiç bu
yola başvurmadan evvel uygulanmalıydı. Dünya kamuoyunun yeterli desteği vardı. Türkiye, İsrail üzerinde fiili bir baskı kurabilir etkili de olurdu. O zaman
İsrail’in eli zayıftı. Şimdi ise İsrail’in eli güçlendirilmiştir, hem de bizim hükümetimiz tarafından güçlendirilmiştir. Sayın Başbakan’ın macera arayışları
Türkiye’yi bu noktaya getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde demokrasi bilincinden ve terbiyesinden bu kadar uzak, dış politikayı bu kadar karanlık dehlizlerde yürüten, hiçbir şeffaflığı olmayan bir başka hükümet yoktur."

Kılıçdaroğlu, "Dışişleri Bakanı’nın muhalefet partilerini talimatlandırmayı ihmal etmediğini" kaydederek, şöyle devam etti:

"Siz Türkiye’nin itibarını, saygınlığını, bölgedeki etkinliğini saçma sapan politikalarınızla Akdeniz’in sularına gömün, biz size alkış tutalım, bu
olacak şey mi? Ne zaman bizi bilgilendirdiniz? Gizli, açık bir toplantıyla ne zaman parlamentoyu bilgilendirdiniz ki şimdi arkanızda durmamızı istiyorsunuz. Siz ulusal çıkarlarımızla böylesine acemice oynarken görmeyeceğiz, duymayacağız, sesimizi çıkarmayacağız öyle mi? Tam aksine yanlışa ’yanlış’ diyeceğiz, halkımızı doğru bilgilendireceğiz. Bir hafta önce Suriye ile savaş noktasına gelen Türkiye, bir hafta sonra İsrail’le aynı noktaya geldi. Bu absürt bir durumdur, bir
garabettir. Bütün bu işler, parlamentoya bilgi verme ihtiyacı duyulmadan yapılmaktadır. Oysa parlamentoya bilgi vermek demokratik bir mecburiyettir. Nasıl oluyor da her hafta bir başka ülke ile savaş durumuna geliyoruz? Bunun hesabı verilmeli, açıklaması yapılmalıdır. Bize göre Gazze ablukası, İsrail-Filistin büyük sorununun alt kümelerinden birisidir. Ana sorun çözülmeden ne abluka sorunu
çözülebilir ne de İsrail’in Batı Şeria ve Golan’daki haksız işgali sona erdirilebilir. Türkiye’nin asıl yapması gereken, Ortadoğu’daki sorunların anası olan İsrail-Filistin sorununun çözümüne katkıda bulunmak hatta aktif ara bulucu olmaktır. Gelinen noktada Türkiye bu imkanı kaybetmiştir."

-"TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI GAZZE’YE ENDEKSLENEMEZ"-

Türkiye’nin dış politikasının salt Gazze’ye endekslenemeyeceğini, böyle bir durumun Türkiye’yi bloke edip yapıcı rol oynamaktan uzaklaştıracağını" ifade
eden Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Oysa Türkiye’nin menfaati Filistin meselesinin adil bir çözüme ulaştırılmasıdır. Taraf haline gelen Türkiye’ye ne Gazze’nin ne de bölgenin ihtiyacı vardır. AKP hükümetinin popülizm hevesine kurban ettiği Türk dış politikasının geldiği durum hakkında herkesi bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. Komşularla sıfır sorun sloganıyla yola çıkan AKP hükümetinin sayesinde Ortadoğu’dan Kafkaslar’a kadar Türkiye’nin sorun yaşamadığı bir ülke hemen hemen kalmadı. Türkiye, tıpkı Suriye örneğinde olduğu gibi, neredeyse ebedi kardeş ve dost ilan ettiği, başbakanın devlet başkanıyla kol kola gezdiği bir ülkeye karşı bir ay içinde savaş imasında bulunabilecek kadar tutarsız bir görüntü vermektedir. AKP’nin Türkiye’yi sözüne güvenilmez, sözü dinlenmez ve ne dediği
belli olmayan bir ülke konumuna düşürmeye hiç mi hiç hakkı yoktur. AKP’nin komşularla sıfır sorun politikası, çok kısa sürede elde var sıfır politikasına dönüşmüştür. AKP hükümeti bu kafayla giderse Türkiye kaybetmeye devam
edecektir."   (Vatan)

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER