Şehrin içinde başka bir dünya: Hilltown Küçükyalı’da bir gün
ÖYKÜ MARAL
İstanbul’da yaşayan herkesin ortak bir hayali vardır; çok uzaklara gitmeden, şehrin içinden kısa bir süreliğine de olsa çıkabilmek. Trafiğin, kalabalığın ve bitmek bilmeyen koşuşturmanın arasında insan bazen yalnızca yavaşlamak, biraz nefes almak ve sevdikleriyle kaliteli zaman geçirmek ister.

Geçtiğimiz hafta sonu, ailece tam da böyle bir kaçışın peşine düştük. Rotamız bu kez Hilltown Küçükyalı’ydı. Kadıköy’ün merkezinden yola çıkarken amacımız oldukça basitti; biraz dolaşmak, güzel yemekler yemek ve birkaç saatliğine günlük rutinden uzaklaşmak... Fakat günün sonunda fark ettik ki, bazen insanın ihtiyacı olan şey yalnızca bir mekân değişikliği değil, farklı bir ruh hâline geçebilmekmiş.
Anadolu Yakası’nın önemli ulaşım akslarının kesişim noktasında yer alan Hilltown; E-5’e, Marmaray’a ve metro bağlantılarına yakınlığıyla yalnızca Küçükyalı ve Maltepe’nin değil; Kadıköy, Ataşehir ve hatta Kurtköy’den gelen ziyaretçilerin de hafta sonu buluşma noktalarından biri hâline gelmiş durumda. Buraya gelen insanlar yalnızca alışveriş yapmak için değil, günün tamamını deneyimlemek için geliyor.
Biz de daha ilk adımda bunu hissettik. Meydana doğru ilerlerken dikkatimizi çeken ilk şeylerden biri de hazırlıkları süren “HABITAT” oldu. Anadolu Yakası’nın yeni açık hava performans sanat merkezi olarak hayata geçirilen bu yeni alanın konser hazırlıkları tüm canlılığıyla devam ediyordu. Kurulan sahne, teknik ekiplerin son kontrolleri ve meydandaki hareketlilik, Hilltown’un yalnızca alışverişe değil; müziğe, performans sanatlarına ve kültürel yaşama da ev sahipliği yaptığının ilk sinyallerini veriyordu.
Çünkü Hilltown’a girdiğiniz anda kendinizi bir alışveriş merkezinde değil, küçük bir yaşam kasabasının içinde buluyorsunuz. Açık ve kapalı alanların birbirine ustalıkla bağlandığı, geniş meydanların ve sokak hissi veren geçişlerin insanı yürümeye davet ettiği bu mimari dil, İstanbul’un hızlı ritmini bir anda yavaşlatıyor. Bir an için şehrin ortasında olduğunuzu unutuyorsunuz. Meydanlar, cepheler, teraslar ve birbirine bağlanan geçiş alanları, bir alışveriş merkezinden çok, günün farklı anlarını yaşayabileceğiniz küçük bir şehir hissi yaratıyor. Burası, ziyaretçisini mağazalar arasında koşturmaya değil, yavaşlamaya davet ediyor. Bir meydana çıkıyor, birkaç adım sonra başka bir sokağı merak ediyor, bir köşeyi dönünce yeni bir mekânla karşılaşıyor, ardından bir sergi eseri dikkatinizi çekiyor.
İyi mimari tam da bunu yapar. İnsana yalnızca bir yapı sunmaz, ona bir tempo önerir. Ve Hilltown’un temposu yavaş, sakin ve keşfetmeye açık. Belki de bu yüzden insanlar buraya yalnızca alışveriş yapmak için değil, günlerini geçirmek için geliyor. Çünkü bazı yerler vardır; sizi sürekli bir sonraki mağazaya değil, bir sonraki deneyime çağırır.

KEŞFETMENİN MUTLULUĞU
Günün ilk sürprizi, 16 Haziran’da başlayan “Location” sergisi oldu. Bu sergiyi farklı kılan şey, eserlerin tek bir salona sıkıştırılmamış olmasıydı. Sanat eserleri mağazalara, restoranlara ve ortak yaşam alanlarına dağılmış; ziyaretçileri küçük bir keşif yolculuğuna davet ediyordu. Bir eseri ararken başka bir esere rastlamak, birlikte “Bir sonrakini acaba nerede bulacağız?” diye merak etmek ve sanatın peşinden bir koridordan diğerine yürümek...
Bir anda kendimizi bir alışveriş merkezinde değil de sokaklarında sanatın gizlendiği başka bir şehirde dolaşıyormuş gibi hissettik. Belki de çocukluğumuzun hazine avları tam olarak böyle bir şeydi. Bir sonraki köşede neyle karşılaşacağını bilmemek, merak duygusunu kaybetmemek ve bir keşfin parçası olmak... İnsan bazen yeni bir yere gitmek istemez; yeni bir duygu hissetmek ister. Belki de keşfetmenin mutluluğu tam olarak burada başlıyor.

LEZZET DURAKLARI VE KÜÇÜK MOLALAR
Öğle saatlerinde rotamızı Sushico’ya çevirdik. Yenilenen iç tasarımıyla dikkat çeken mekân, modern çizgileri ve ferah atmosferiyle Hilltown’un en çok tercih edilen buluşma noktalarından biri olmuş. Japon mutfağının dengeli lezzetleri, sakin atmosfer ve etrafınızdaki canlılık, günün temposuna bambaşka bir ritim katıyor. Bir öğle yemeğinden çok, küçük bir seyahat molası gibi...
Yemeğin ardından kendimizi kahve kokusunun peşinden giderken bulduk. Kronotrop’a vardığımızda ise günün temposu bir kez daha yavaşladı. Bazı mekânlar yalnızca kahve sunmaz; size zaman hediye eder. Kronotrop da onlardan biri. Özenle hazırlanan kahveler, kendine özgü tatlıları ve oturduğunuz anda sizi biraz daha kalmaya davet eden atmosferiyle, günün en keyifli molalarından birini yaşattı bize. Menüdeki çeşitlilik ise başlı başına bir deneyim. Özel demleme kahvelerden klasik favorilere, tatlılardan soğuk içeceklere kadar herkesin kendine göre bir lezzet bulabileceği bir dünya kurulmuş. Uzun zamandır ilk kez, saate bakmadan oturmanın keyfini çıkardık.

ZAMANI YAVAŞLATAN HAMLELER
Günün içinde karşımıza çıkan bir başka güzel detay ise Hilltown Satranç Kulübü oldu. Bir köşede çocuklar ilk hamlelerini düşünürken, diğer tarafta aileler sessizce oyunları takip ediyor, kimi zaman küçük bir strateji sohbeti başlıyordu. Günümüzün hızlı temposunda, ekranlardan uzaklaşıp bir masanın etrafında düşünmeye ve odaklanmaya davet eden bu görüntü, bize oldukça iyi geldi.
Bir alışveriş merkezinin içinde böylesine sakin ve öğretici bir atmosferle karşılaşmak ise Hilltown’un neden yalnızca bir AVM değil, bir yaşam alanı olarak görüldüğünü bir kez daha hatırlattı. Sanatın, gastronominin ve kültürel etkinliklerin arasında bir satranç masasına rastlamak, günün en beklenmedik ama en keyifli anlarından biri oldu.

KİTAPLAR, SOHBETLER VE ANILAR
Babalar Günü etkinliğinin ardından, Penguen Kitabevi’nde düzenlenen Hilltown Kitap Kulübü buluşmasına katıldık. Her buluşmanın farklı bir mekânda gerçekleşmesi, etkinliğe ayrı bir dinamizm katıyordu. Bir kitabı imzalatmanın, yazarla birkaç cümle paylaşmanın ve aynı hikâyeleri seven insanlarla aynı ortamı paylaşmanın hâlâ ne kadar değerli olduğunu bir kez daha gördük.
Bir alışveriş merkezinin içinde olduğunuzu unutturan şey de tam olarak buydu. Bir kitabın etrafında bir araya gelen insanlar, paylaşılan hikâyeler ve günün içinde kendiliğinden oluşan küçük anılar... Çünkü bazı anlar satın alınamaz; sadece yaşanır ve hafızada yer eder.

GÜNÜN SONU: BİR MASANIN ETRAFINDA
Akşam saatlerinde son durağımız, adını uzun zamandır duyduğumuz ve bir şef restoranı olarak merak ettiğimiz Vava oldu. Hilltown’un teras katında yer alan Vava, yalnızca AVM ziyaretçilerinin uğradığı bir restoran değil; kendine ait bir müdavim kitlesi oluşturan, özellikle burada vakit geçirmek için gelen misafirleri olan bir buluşma noktası. Masalara baktığınızda bunu hemen hissediyorsunuz. Kimi arkadaşlarıyla uzun bir akşam sohbeti için gelmiş, kimi özel bir kutlama yapıyor, kimi ise yalnızca günün yorgunluğunu iyi bir yemek ve birkaç güzel cümleyle geride bırakmak istiyor. Vava’nın imza lezzetleri, özenle hazırlanan kokteylleri ve paylaşmaya davet eden tabakları yalnızca damak tadına değil, masanın etrafında geçirilen zamana da eşlik ediyor. Bazı restoranlar iyi yemek sunar, bazıları ise bir atmosfer yaratır. Vava, ikisini bir araya getirmeyi başarıyor.
Bir şehri bazen yemekleriyle, bazen manzarasıyla, bazen de bir masanın etrafında kurulan cümlelerle hatırlarsınız. Biz de o akşam, tabakların arasında uzayan sohbetleri ve hiçbir yere yetişme telaşı olmadan geçirilen o birkaç saati hafızamıza kaydettik. Çünkü günün sonunda insan, çoğu zaman ne yediğini değil; o yemeği kiminle yediğini, ne konuştuğunu ve o sırada nasıl hissettiğini hatırlıyor.

MİMARİ BİR BAŞARI HİKÂYESİ
Hilltown’un başarısı yalnızca mağazalarında değil; mimarinin, sanatın, gastronominin ve sosyal yaşamın bir araya geldiği bir deneyim sunmasında yatıyor. Burası size alışveriş yapmanız gerektiğini hissettirmiyor. Tam tersine; biraz daha yürümenizi, yeni bir köşe keşfetmenizi, bir bankta oturup etrafı izlemenizi ve birlikte vakit geçirmenizi öneriyor. Belki de bu yüzden, ayrılırken yanınıza aldığınız en değerli şey bir alışveriş poşeti değil, birlikte biriktirdiğiniz anılar oluyor.
Çünkü bazı mekânlar yalnızca bir adres değildir. İçine girdiğiniz anda size başka bir ruh hâli sunar; zamanın biraz daha yavaş akabileceğini hatırlatır ve günün sonunda “İyi ki gelmişiz” dedirtir. Hilltown Küçükyalı, bizim için tam olarak böyle bir yer oldu. İstanbul’da bazen çok uzaklara gitmeye gerek yok; bazen başka bir dünyaya adım atmak için yalnızca biraz yavaşlamayı hatırlatan bir yere uğramak yeterli.
GÜNÜN NOTU: KAÇ ADIM ATTIK?
Hilltown’un en güzel yanı, size sürekli yürüme isteği vermesi. Bir meydana çıkıyor, sonra başka bir sokağı merak ediyor, ardından bir sergi eserinin peşine düşüyor, kahve molası derken kendinizi yeniden yürürken buluyorsunuz. Aslında ne kadar çok oturduğumuzu ve ne kadar uzun molalar verdiğimizi düşününce, günün sonunda telefonlarımızdaki adım sayacına baktığımızda küçük bir sürprizle karşılaştık: 14.000 adım.
Üstelik bunun büyük kısmını farkında bile olmadan atmıştık. Sanırım iyi tasarlanmış yaşam alanlarının ortak özelliği de bu; insanı yormadan hareket etmeye, keşfetmeye ve yaşadığı anın içinde kalmaya davet etmeleri. Ve belki de bir mekânı gerçekten başarılı yapan şey, oradan ayrılırken “Bugün ne kadar yürüdük?” diye değil, “Bugün ne kadar güzel vakit geçirdik?” diye düşünmenizi sağlamasıdır.
Adres: Aydınevler, Siteler Yolu No:28, 34854 Maltepe/İstanbul




