<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Ataşehir | Ataşehir Haber - Ataşehir Haberleri</title>
    <link>https://www.atasehirweb.com</link>
    <description>Ataşehir | Ataşehir Haber - Ataşehir Haberleri - Son Dakika -  Ataşehir Haberler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.atasehirweb.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 20 Sep 2026 08:36:32 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[TÜP BEBEKTE 6 YENİLİKÇİ YÖNTEM]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/tup-bebekte-6-yenilikci-yontem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/tup-bebekte-6-yenilikci-yontem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir zamanlar bilim kurgu gibi görünen teknolojiler artık tüp bebek laboratuvarlarının kapısından içeri giriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>TÜP BEBEKTE 6 YENİLİKÇİ YÖNTEM</strong></h1>

<p>Bilim ilerledikçe çocuk sahibi olma yolculuğu da değişiyor. Bir zamanlar bilim kurgu gibi görünen teknolojiler artık tüp bebek laboratuvarlarının kapısından içeri giriyor. Embriyoların gelişimini 24 saat izleyen kameralar, transfer için en uygun embriyoyu belirlemeye yardımcı olan yapay zeka sistemleri, genetik analizler ve kişiye özel tedaviler…</p>

<p><img alt="Tüp Bebekte 6 Yeni̇li̇kçi̇ Yöntem" height="450" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/09/tup-bebekte-6-yenilikci-yontem.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tüp Bebek ve Üreme Sağlığı Merkezi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tıraş</strong> tüp bebekte yeni dönemin, “daha fazla işlem” değil, doğru embriyoyu ve doğru tedaviyi daha hassas biçimde belirleme üzerine kurulduğunu vurguluyor.</p>

<p>Milyonlarca çift için yıllardır önemli bir seçenek olan tüp bebek tedavisinde, günümüzde laboratuvarlarda kullanılan yöntemlerin çok daha ileri bir noktaya ulaştığını belirten Prof. Dr. Tıraş “Artık yumurta ile spermin laboratuvarda buluşturulmasının ötesinde bir dönemden söz ediyoruz. Embriyonun gelişimi saat saat takip edilebiliyor, genetik özellikleri transferden önce değerlendirilebiliyor hatta yapay zekadan hangi embriyonun öncelikli olarak transfer edilebileceği konusunda destek alınabiliyor” diyor.</p>

<p>Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek tedavisinde son yıllarda yaşanan gelişmeleri, ileri teknolojiyle birlikte öne çıkan 6 yenilikçi yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>Embriyoyu 24 saat izleyen teknoloji</strong></p>

<p>Prof. Dr. Bülent Tıraş, tüp bebek tedavisinin en kritik sorularından birinin ‘hangi embriyonun transfer edilmesi gerektiği’ olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Klasik yöntemde embriyoların gelişimi belirli zamanlarda mikroskop altında değerlendiriliyor. Ancak yeni nesil zaman atlamalı ( time-lapse) görüntüleme sistemleri, embriyoların gelişimini, bulundukları özel cihazdan çıkarılmadan belirli aralıklarla görüntülemeye olanak sağlıyor. Böylece birkaç günlük gelişim süreci adeta bir film gibi izlenebiliyor. Hücre ne zaman bölündü? Bölünmeler düzenli gerçekleşti mi? Embriyo hangi hızda gelişti? Bu bilgiler embriyologlara embriyonun gelişim süreci hakkında çok daha ayrıntılı bir tablo sunabiliyor.</p>

<p><strong>Yapay zeka tüp bebek laboratuvarında</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tüp bebekte dikkat çeken gelişmelerden biri de; görüntülerin artık yapay zeka tarafından da analiz edilebilmesi. Yapay zeka, embriyoların gelişim sürecine ait görüntüleri inceleyerek gelişim özelliklerini değerlendirmeye ve embriyologların hangi embriyoların öncelikli değerlendirilebileceğine karar vermesine yardımcı oluyor. Prof. Dr. Tıraş “Bu durum kulağa ‘Bebeği yapay zeka seçiyor’ gibi gelebilir. Ancak gerçek bundan daha farklı. Son kararı hala hekim ve embriyolog veriyor. Yapay zeka ise uzmanların karar sürecini destekleyebilecek yeni bir araç olarak araştırılıyor ve bazı merkezlerde kullanılıyor” diyor.</p>

<p aria-hidden="true"><strong>Embriyoya transferden önce genetik inceleme</strong></p>

<p>Tüp bebek tedavisindeki en önemli gelişmelerden biri de embriyoların genetik olarak değerlendirilebilmesi. Preimplantasyon Genetik Testleri (PGT) sayesinde belirli durumlarda embriyolar rahme transfer edilmeden önce genetik açıdan incelenebiliyor. Örneğin; ailede bilinen belirli bir tek gen hastalığının bulunması durumunda PGT-M kullanılabilirken, PGT-A ile embriyolardaki kromozom sayısı farklılıkları değerlendirilebiliyor. Ancak genetik test yapılması, her hastada gebelik garantisi anlamına gelmiyor. Özellikle PGT-A’nın tüm tüp bebek hastalarına rutin olarak uygulanmasının canlı doğum oranını artırdığı gösterilmiş değil. Bu nedenle genetik testlerin gerekliliği hastanın yaşı, öyküsü ve tedavinin özelliklerine göre değerlendirilmek zorunda.</p>

<p><strong>Tüp bebekte kişiye özel tedavi dönemi</strong></p>

<p>Günümüzde herkese aynı tedavinin uygulandığı yaklaşımdan giderek uzaklaşılıyor. Anahtar kelime; kişiselleştirme! Tedavinin daha ilk aşamasında kişiselleştirme giderek önem kazanıyor. Çünkü 25 yaşındaki bir hastanın yumurtalık rezervi ve tedaviye vereceği yanıt ile 39 yaşındaki bir hastanınki aynı değil. Yaş, yumurtalık rezervi, hormon değerleri, önceki tedavilerde alınan sonuçlar ve yumurta sayısı gibi faktörler değerlendirilerek yumurtalık uyarımında kullanılan ilaçların dozları ve protokolleri kişiye göre planlanabiliyor.</p>

<p><strong>Yumurta ve embriyoların dondurulmasında teknoloji ilerliyor</strong></p>

<p>Tüp bebek tedavisini değiştiren en önemli teknolojilerden biri de vitrifikasyon, yani hızlı dondurma yöntemi. Bu teknik sayesinde yumurta ve embriyolar çok hızlı şekilde dondurularak daha sonra kullanılmak üzere saklanabiliyor. Özellikle embriyo dondurma, günümüzde tüp bebek tedavisinin rutin ve önemli parçalarından biri haline gelmiş durumda.</p>

<p><strong>Robotik teknolojiler de tüp bebek laboratuvarına giriyor</strong></p>

<p>Prof. Dr. Bülent Tıraş “Belki de geleceğin tüp bebek merkezlerinde bugünkünden çok daha farklı laboratuvarlarla karşılaşacağız. Görüntü destekli robotik mikropipet sistemleri, otomatik embriyo değerlendirme teknolojileri, mikroakışkan kültür sistemleri ve yapay zeka destekli analizler araştırmaların odağında. Bu teknolojilerin önemli bir bölümü henüz gelişim ve klinik doğrulama aşamasında olsa da hedef oldukça net: Daha az hata, daha standart laboratuvar koşulları ve daha kişiselleştirilmiş tedavi. Ancak en pahalı veya en teknolojik tedavi, her zaman en başarılı tedavi anlamına gelmiyor. Tüp bebekte başarı, doğru teknolojinin, doğru hastaya, doğru zamanda uygulanmasından geçiyor” diyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/tup-bebekte-6-yenilikci-yontem</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/09/tup-bebekte-6-yenilikci-yontem.png" type="image/jpeg" length="61558"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kahvaltıyı Geç Saatlere Bırakmak Erken Ölüm Riskini Artırabilir]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kahvaltiyi-gec-saatlere-birakmak-erken-olum-riskini-artirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kahvaltiyi-gec-saatlere-birakmak-erken-olum-riskini-artirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapılan yeni bir araştırmaya göre, 40 yaş ve üzerindeki yetişkinlerde kahvaltının geç saatlere bırakılması erken ölüm riskinin artışıyla doğrudan ilişkilendiriliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Kahvaltıyı Geç Saatlere Bırakmak Erken Ölüm Riskini Artırabilir</strong></h1>

<h2><strong>Yeni Araştırma Uyardı: Kahvaltıyı Geç Saatlere Bırakmak Erken Ölüm Riskini Artırabilir</strong></h2>

<p><strong>Sağlıklı bir yaşam için günün ilk öğününü ne zaman tükettiğimiz en az ne yediğimiz kadar kritik bir rol oynuyor. Yapılan yeni bir araştırmaya göre, 40 yaş ve üzerindeki yetişkinlerde kahvaltının geç saatlere bırakılması erken ölüm riskinin artışıyla doğrudan ilişkilendiriliyor.</strong></p>

<p><strong><img alt="Kahvaltıyı Geç Saatlere Bırakmak Erken Ölüm Riskini Artırabilir" height="576" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/09/kahvaltiyi-gec-saatlere-birakmak-erken-olum-riskini-artirabilir.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1024" /></strong></p>

<p><strong>YAŞAM / SAĞLIK –</strong> Sağlıklı yaşam ve beslenme alışkanlıkları üzerine yapılan araştırmalar, öğün saatlerinin insan sağlığı üzerindeki belirleyici etkisini bir kez daha gözler önüne serdi. Uzmanlar, günün ilk öğününün tüketim zamanının vücut metabolizması ve genel sağlık dengesi açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.</p>

<h3><strong>Kahvaltı Saati Geciktikçe Risk Artıyor</strong></h3>

<p>Araştırma kapsamında katılımcılardan 24 saat boyunca ne yediklerini ve bu gıdaları hangi saatlerde tükettiklerini detaylı bir şekilde kaydetmeleri istendi. Elde edilen sonuçlar, günün ilk öğünü geciktikçe herhangi bir nedene bağlı erken ölüm riskinin de kademeli olarak yükseldiğini ortaya koydu.</p>

<p>Kahvaltı saatlerine göre tespit edilen artış oranları şu şekilde sıralandı:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>07.00 - 08.00</strong> aralığında kahvaltı yapan referans grup ile karşılaştırıldığında;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>İlk öğününü <strong>08.00 - 10.00</strong> arasında tüketenlerde erken ölüm riski <strong>yüzde 10</strong> daha yüksek belirlendi.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kahvaltıyı <strong>10.00 - 12.00</strong> arasında yapanlarda bu oran <strong>yüzde 19</strong>'a ulaştı.</p>
 </li>
 <li>
 <p>İlk öğününü doğrudan <strong>öğleden sonraya</strong> bırakan bireylerde ise erken ölüm riski <strong>yüzde 29</strong>'a kadar çıktı.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kahvaltiyi-gec-saatlere-birakmak-erken-olum-riskini-artirabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 23:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/09/kahvaltiyi-gec-saatlere-birakmak-erken-olum-riskini-artirabilir.jpg" type="image/jpeg" length="89375"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[D Vitaminin Hayati Faydaları ve Günlük İhtiyaç]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/d-vitaminin-hayati-faydalari-ve-gunluk-ihtiyac</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/d-vitaminin-hayati-faydalari-ve-gunluk-ihtiyac" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>D Vitaminin Hayati Faydaları ve Günlük İhtiyaç</strong></h1>

<h2><strong>Sessiz Hormon D Vitamini: Kemik Sağlığından Bağışıklığa Hayati Faydaları ve Günlük İhtiyaç</strong></h2>

<p><strong>Vücutta adeta bir hormon öncülü gibi çalışan ve büyük oranda güneş ışığıyla sentezlenen D vitamini, bağışıklık sisteminden kemik gelişimine kadar pek çok kritik süreçte başrol oynuyor. Peki D vitamini eksikliği hangi hastalıklara yol açar, günde ne kadar D vitamini alınmalıdır? İşte yanıtlar...</strong></p>

<p><strong><img alt="D Vitaminin Hayati Faydaları Ve Günlük İhtiyaç" height="687" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/09/d-vitaminin-hayati-faydalari-ve-gunluk-ihtiyac.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1024" /></strong></p>

<p>D vitamini, yağda çözünen ve vücutta sekresyon gösteren bir hormon öncülü gibi davranan hayati bir vitamindir. Güneş ışığının cilde temasıyla doğal olarak üretilen D vitamini, vücutta hücresel düzeyden organ sistemlerine kadar geniş bir yelpazede görev üstlenir.</p>

<h3><strong>D Vitamininin Vücuttaki Temel İşlevleri</strong></h3>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Kemik ve Mineral Dengesi:</strong> İnce bağırsaktan kalsiyum ve fosfor emilimini artırarak kemiklerin mineralizasyonunu ve sağlıklı gelişimini destekler.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kas Gücü ve Düşme Riski:</strong> Kas liflerinin işlevini destekler, kas gücünü koruyarak özellikle yaşlı bireylerde düşme ve kırık riskini azaltmaya yardımcı olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Güçlü Bağışıklık:</strong> Bağışıklık hücrelerindeki reseptörler üzerinden hem doğal hem de edinilmiş bağışıklık yanıtlarını düzenler.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Enfeksiyon ve Otoimmün Koruma:</strong> Solunum yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu etkisi bulunur ve otoimmün hastalık riskini düşürmede rol oynar.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kalp ve Damar Sağlığı:</strong> Kan basıncını düzenleyen sistemleri etkiler; düşük D vitamini seviyeleri hipertansiyon ve kalp hastalıkları riskiyle ilişkilendirilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Hücresel Yenilenme ve Ruh Hali:</strong> Hücre büyümesi, farklılaşması ve onarımını düzenlemenin yanı sıra depresyon ve bilişsel sağlıkla da yakından ilişkilidir.</p>
 </li>
</ul>

<h3><strong>D Vitamini Eksikliği Hangi Hastalıklara Yol Açar?</strong></h3>

<p>D vitamini yetersizliği çocuklarda kemik yapısının bozulmasıyla seyreden <strong>raşitizme</strong>; yetişkinlerde ise kemik yumuşaması (<strong>osteomalazi</strong>) ve kemik erimesine (<strong>osteoporoz</strong>) neden olabilir. Yeterli D vitamini düzeyine sahip olmak kemik kırığı riskini önemli ölçüde azaltır.</p>

<h3><strong>Günlük Önerilen D Vitamini Miktarı Ne Kadar?</strong></h3>

<p>Yaş gruplarına göre günlük alınması tavsiye edilen D vitamini miktarları şu şekildedir:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Bebekler:</strong> Günde <strong>400 IU</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>1 – 70 Yaş Arası:</strong> Günde <strong>600 IU</strong> (15 mcg)</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>70 Yaş Üzeri:</strong> Günde <strong>800 IU</strong> (20 mcg)</p>
 </li>
</ul>

<blockquote>
<p><strong>Güneşlenme Tavsiyesi:</strong> Öğlen saatlerinde (11:00 - 15:00 arasında) cildin koruyucu kremsiz, kısa süreli (10-15 dakika) güneş ışığına maruz kalması vücudun doğal D vitamini üretimini önemli ölçüde destekler.</p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/d-vitaminin-hayati-faydalari-ve-gunluk-ihtiyac</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/09/d-vitaminin-hayati-faydalari-ve-gunluk-ihtiyac.jpg" type="image/jpeg" length="70663"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[66 Yıllık Dünya Kongresi İlk Kez Türkiye’de: 84 Ülkeden 3.500 Uzman İstanbul’a Geliyor!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/66-yillik-dunya-kongresi-ilk-kez-turkiyede-84-ulkeden-3500-uzman-istanbula-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/66-yillik-dunya-kongresi-ilk-kez-turkiyede-84-ulkeden-3500-uzman-istanbula-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyanın sığır ve geviş getiren hayvan sağlığı alanındaki en prestijli bilimsel buluşması olan 33. Dünya Buiatri Kongresi (WBC 2026), 66 yıllık tarihinde ilk kez Türkiye’de düzenleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>66 Yıllık Dünya Kongresi İlk Kez Türkiye’de: 84 Ülkeden 3.500 Uzman İstanbul’a Geliyor!</strong></h1>

<p><strong>Dünyanın sığır ve geviş getiren hayvan sağlığı alanındaki en prestijli bilimsel buluşması olan 33. Dünya Buiatri Kongresi (WBC 2026), 66 yıllık tarihinde ilk kez Türkiye’de düzenleniyor. 6-10 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşecek kongreye 84 ülkeden yaklaşık 3 bin 500 uzman katılacak.</strong></p>

<p>Küresel gıda güvenliği, hayvancılığın sürdürülebilirliği ve hayvan sağlığının geleceği için kritik öneme sahip olan <strong>33. Dünya Buiatri Kongresi (WBC 2026)</strong>, İstanbul’un ev sahipliğinde kapılarını açmaya hazırlanıyor. İlk kez 1960 yılında düzenlenen ve 66 yıllık köklü geçmişi boyunca dünya hayvancılık politikalarına yön veren dev organizasyon, tarihi boyunca ilk kez Türkiye’ye geliyor.</p>

<h3><strong>Hayvancılığın Geleceği 5 Gün Boyunca İstanbul’da Masaya Yatırılacak</strong></h3>

<p>6-10 Eylül 2026 tarihleri arasında 5 gün boyunca sürecek olan dev kongrede; şap hastalığından kuş gribine, iklim değişikliğinin hayvancılığa etkilerinden yapay zekâ destekli yetiştiricilik uygulamalarına kadar birçok kritik başlık tartışılacak.</p>

<p>Kongre gündeminde öne çıkan başlıca konular şunlar:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Sınır aşan hayvan hastalıkları ve küresel salgın riskleri,</p>
 </li>
 <li>
 <p>İklim değişikliği ve antimikrobiyal dirençle mücadele,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yapay zekâ destekli yetiştiricilik uygulamaları,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Robotik sağım sistemleri ve yeni nesil hayvancılık teknolojileri.</p>
 </li>
</ul>

<h3><strong>Türkiye’nin Sığır Varlığı 17,5 Milyonu Aştı</strong></h3>

<p>Dünya genelinde yaklaşık 1,6 milyar sığır bulunurken, Türkiye’de sığır varlığının 2025 yılı sonunda <strong>17,5 milyonu aşması</strong>, kongrenin Türkiye’de düzenlenmesini daha da anlamlı kılıyor. Bu büyüklük; sadece hayvan sağlığı açısından değil, aynı zamanda Türkiye'nin gıda güvenliği, üretimin sürdürülebilirliği ve bölgesel gıda tedariki açısından da hayati bir rol oynuyor.</p>

<p>84 ülkeden İstanbul’a gelecek olan bilim insanları, veteriner hekimler ve sektör temsilcileri, sığır sağlığının geleceğini belirleyecek küresel stratejileri ve teknolojik çözümleri Türkiye’de şekillendirecek.</p>

<p>84 ülkeden yaklaşık 3500 veteriner hekim, bilim insanı, akademisyen ve sektör temsilcisinin katılması beklenen kongrede, hayvan sağlığının güncel sorunlarının yanı sıra hayvancılığın geleceğini şekillendiren bilimsel ve teknolojik gelişmeler de ele alınacak.</p>

<p><strong>TÜRKİYE’Yİ KÜRESEL BİLİM DÜNYASIYLA BULUŞTURACAĞIZ</strong></p>

<p>Kongrenin 66 yıllık tarihinde ilk kez Türkiye’de düzenleneceğine dikkat çeken <strong>33. Dünya Buiatri Kongresi Başkanı Prof. Dr. Hasan Batmaz</strong>: “Türkiye, güçlü hayvan varlığı, gelişen modern çiftlikleri ve gıda işletmeleriyle ruminant sağlığı açısından önemli bir potansiyele sahip. İlk kez 1960 yılında düzenlenen ve her iki yılda bir gerçekleştirilen Dünya Buiatri Kongresi’ne Türkiye’de ilk kez ev sahipliği yapacak olmak bizim için büyük bir mutluluk ve sorumluluk. Kongremizde sığır sağlığı, hastalıkları ve yönetiminin yanı sıra insan ve çevre sağlığını etkileyen konuları da ele alacağız. ‘Hayvanlar ve Çevre için Küresel Çözümler’ yaklaşımıyla dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanlarını ve sektör profesyonellerini İstanbul’da buluşturacağız. Kongrenin sığır ile birlikte koyun, keçi, manda ve deve sağlığı alanındaki küresel gelişmeleri ortaya koymasını, katılımcılara ve sektöre değerli bilgiler ve yeni deneyimler sunmasını hedefliyoruz” dedi.</p>

<p><strong>ŞAP HASTALIĞINDA YENİ AŞI TEKNOLOJİLERİ MASADA</strong></p>

<p>Kongrenin önemli gündemlerinden biri, sınır aşan hayvan hastalıklarının başında gelen <strong>şap hastalığı</strong> olacak. Hastalığın kontrolünden yeni nesil aşılara uzanan gelişmeler, alanında uluslararası çalışmalarıyla öne çıkan uzmanlar tarafından ele alınacak. <strong>Avrupa Şap Hastalığının Kontrolü Komisyonu (EuFMD) Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Fabrizio Rosso</strong> ise şap hastalığıyla mücadeleyi küresel yaklaşımlardan yerel uygulamalara uzanan boyutlarıyla değerlendirecek. Böylece kongrede şap hastalığına karşı hem yeni bilimsel çalışmalar hem de küresel mücadele stratejileri İstanbul’da tartışılacak.</p>

<p><strong>KUŞ GRİBİNİN SIĞIRLARDA GÖRÜLMESİ YENİ RİSKLERİ GÜNDEME TAŞIDI</strong></p>

<p>Son dönemde hayvan sağlığı alanında dünya gündemine giren gelişmelerden biri olan kuş gribinin süt sığırlarında görülmesi, kongrede ele alınacak dikkat çekici konular arasında yer alıyor. <strong>Prof. Dr. Juergen Richt</strong>, kuşlardan sığırlara uzanan influenza virüslerinin değişen konak yapısını ve bunun hayvan sağlığı açısından ortaya çıkardığı yeni riskleri değerlendirecek. Bilimsel programda ayrıca kuş gribi virüsünün çiğ sütte inaktivasyonuna ilişkin araştırma da yer alıyor. Bu gelişmeler, hayvanlarda ortaya çıkan hastalıkların yalnızca çiftliklerle sınırlı kalmadığını; gıda güvenliği ve toplum sağlığı açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>ANTİBİYOTİK DİRENCİ HAYVAN VE İNSAN SAĞLIĞININ ORTAK SORUNU</strong></p>

<p>Hayvancılıkta antibiyotiklerin kullanımı ve buna bağlı gelişen antimikrobiyal direnç, kongrenin önemli gündemlerinden biri olacak. Antibiyotiklere direnç geliştiren bakteriler yalnızca hayvan sağlığını değil, gıda güvenliği ve insan sağlığını da ilgilendiren küresel bir sorun olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle antibiyotiklerin doğru ve kontrollü kullanımı, insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan <strong>“Tek Sağlık – One Health”</strong> yaklaşımının da temel başlıkları arasında yer alıyor. Kongrede <strong>Prof. Dr. Theo Lam</strong>, süt sığırcılığında antimikrobiyal kullanımın mevcut uygulamalarını ve gelecekte karşılaşılacak sorunları ele alacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TEK SAĞLIK: İNSAN, HAYVAN VE ÇEVRE AYNI ÇERÇEVEDE</strong></p>

<p><strong>Kongrenin uluslararası konuşmacıları arasında Türkiye’den dünyaca tanınan immünoloji uzmanı Prof. Dr. Cezmi Akdiş de yer alacak. Akdiş, insan vücudunun dış çevreyle temas ettiği koruyucu bariyerlerdeki bozulmanın alerjik ve otoimmün hastalıklarla ilişkisini, insan, hayvan ve çevre sağlığını bir bütün olarak ele alan Tek Sağlık yaklaşımı çerçevesinde değerlendirecek.</strong> Kongrede ayrıca antibiyotik kullanımının azaltılmasına yönelik yeni yaklaşımlar ve sığırlarda görülen dirençli bakterilere ilişkin güncel araştırmalar da paylaşılacak.</p>

<p><strong>İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ HAYVANCILIĞI DA DÖNÜŞTÜRÜYOR</strong></p>

<p>Küresel ısınmanın hayvancılık üzerindeki etkileri WBC 2026’nın önemli gündemlerinden biri olacak. Kongrede artan sıcaklıkların hayvan sağlığı, refahı ve üretim üzerindeki etkilerinin yanı sıra hayvancılığın çevresel sürdürülebilirliği de ele alınacak. Bilimsel programda <strong>sıcaklık stresinden enterik metan emisyonlarının azaltılmasına</strong> kadar iklim ve hayvancılık ilişkisine yönelik güncel araştırmalar paylaşılacak.</p>

<p><strong>YAPAY ZEKÂ VE ROBOTLAR HAYVANCILIĞI DÖNÜŞTÜRÜYOR</strong></p>

<p>Hayvancılıktaki teknolojik dönüşüm de kongrenin öne çıkan başlıkları arasında yer alacak. <strong>Prof. Dr. Trevor DeVries</strong>, robotik sağım sistemlerinin sürü yönetimine etkilerini aktaracak. Kongrede ayrıca sensörlerle hayvan sağlığının izlenmesi, veriye dayalı klinik karar süreçleri ve <strong>yapay zekâ çağında hayvan refahı</strong> gibi yeni nesil uygulamalar tartışılacak.</p>

<p><strong>BİLİMSEL BİLGİ SAHAYA TAŞINACAK</strong></p>

<p>WBC 2026’da bilimsel oturumların yanı sıra uygulamaya dönük workshoplar da gerçekleştirilecek. Süt sığırlarında fertilite programları, doğum ve yeni doğan buzağıların yönetimi ve ultrasonla tanı gibi konularda gerçekleştirilecek çalışmalarla güncel bilimsel yaklaşımlar saha uygulamalarıyla buluşturulacak.</p>

<p>Beş gün sürecek <strong>33. Dünya Buiatri Kongresi</strong>, 66 yıllık tarihinde ilk kez Türkiye’de gerçekleştirilirken; dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanları, veteriner hekimler ve sektör temsilcilerini sığır ve geviş getiren hayvan sağlığının geleceği için İstanbul’da bir araya getirecek.</p>

<p>Beş gün sürecek 33. Dünya Buiatri Kongresi’nin bilimsel programında 59 çağrılı konuşma, 220 sözlü ve 589 poster bildirinin yanı sıra özel sektör tarafından gerçekleştirilecek 11 özel sunum ve 3 uygulamalı workshop yer alacak. 66 yıllık tarihinde ilk kez Türkiye’de düzenlenecek Dünya Buiatri Kongresi, dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanlarını, veteriner hekimleri ve sektör temsilcilerini sığır ve diğer geviş getiren hayvanların sağlığının geleceğini konuşmak üzere İstanbul’da buluşturacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/66-yillik-dunya-kongresi-ilk-kez-turkiyede-84-ulkeden-3500-uzman-istanbula-geliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 14:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/09/66-yillik-dunya-kongresi-ilk-kez-turkiyede-84-ulkeden-3500-uzman-istanbula-geliyor.jpg" type="image/jpeg" length="14209"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp krizinde ilk dakikalar hayat kurtarıyor!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kalp-krizinde-ilk-dakikalar-hayat-kurtariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kalp-krizinde-ilk-dakikalar-hayat-kurtariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp krizinin yalnızca ileri yaşlarda görülmediğini belirten uzmanlar, gençlerde de ciddi bir tehdit oluşturduğunu söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Kalp krizinde ilk dakikalar hayat kurtarıyor!</strong></h1>

<p><strong>Kalp krizinin yalnızca ileri yaşlarda görülmediğini belirten uzmanlar, gençlerde de ciddi bir tehdit oluşturduğunu söylüyor.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Özellikle sigara kullanımının gençlerde kalp krizi riskini artırdığına dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Sigara en önemli nedeni, kalp krizi riskini 3-4 kat arttırıyor. İkincisi kötü kolesterol yüksekliği. Üçüncü neden tansiyon, şeker hastalığı ve genetik.” dedi. Kalp krizinde hangi damarın tıkandığının hastalığın seyrinde belirleyici olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Baltalı, ani ölüm riskine karşı hızlı müdahalenin önemine işaret etti. İlk yapılması gerekenin 112’yi aramak olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Baltalı, uzman olmayan kişilerin müdahalesinin ciddi zarar verebileceği uyarısında bulundu.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi <a href="https://npistanbul.com/kardiyoloji" rel="noopener noreferrer" target="_blank" title="https://npistanbul.com/kardiyoloji">Kardiyoloji</a> Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, kalp krizinin belirtileri, gençlerde artan risk faktörleri, ani ölüm tehlikesi ve kriz sırasında doğru ilk müdahalenin nasıl olması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Kalp krizi erkeklerde ve yaşlılarda daha sık görülüyor!</strong></p>

<p>Kalp krizinin kalbi besleyen damarların aniden tıkanması ile gerçekleştiğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Miyokard enfarktüsü, yani kalp krizi demek oluyor. Normal şartlar altında kalbi üç tane ana damar besliyor. Herhangi birisi tıkandığı zaman o damarın beslediği kalbin o bölgesine oksijen gitmiyor. Bir anda o bölge hiç kasılmamaya başlıyor ve bu ciddi problemleri doğurabiliyor.” dedi.</p>

<p>Kalp krizinin erkeklerde ve yaşlılarda daha sık karşılaşılan bir durum olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Baltalı, “Bunun nedeni pıhtının damarı tıkaması. Kadınlarda ise menopoz başlangıcı ile birlikte artıyor. Bu daha çok yaşlılık hastalığı olarak biliniyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sigara, gençlerde kalp krizi oranının yükselmesine neden oluyor!</strong></p>

<p>Son zamanlarda gençlerde yani 45 yaş altı kadınlarda ve erkeklerde kalp krizi oranının arttığını hatırlatan Prof. Dr. Baltalı, “Kalp krizinin farkındalığının artması da oranları artırdı. Eskiden olan ölümlerde kalp krizi olup olmadığı belirgin değildi. Kalp krizine neden olan risk faktörleri var. Genetik, ailesel, polijenik faktörler mevcut, sigara içmek, kolesterol gibi. Özellikle sigara içme oranı arttırdığı için gençlerde kalp krizi oranı daha yüksek görülebiliyor.” uyarısını yaptı.</p>

<p><strong>Ölümcül olma riski, hangi damarın tıkandığına bağlı!</strong></p>

<p>Kalp krizinin çok çeşitli belirtilerle ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Baltalı, “Birincisi, hiçbir belirti vermeyebiliyor. İkinci ve en sık olan belirti ise göğüs ağrısı veya sol kol ağrısıdır.” hatırlatmasını yaptı.</p>

<p>Kalp krizinde hangi damarın tıkadığı, hangi bölgenin beslenmesinin engellendiğine göre ölümcül olma riskinin arttığına vurgu yapan Prof. Dr. Baltalı, “Özellikle sağ koronerten tıkanmasına bağlı olarak karın ağrısı ve mide bulantısı olabiliyor. Ciddi bir ritim ileti kusuru oluşabiliyor. Bu ritim bozukluğu ölümcül oluyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Yaşam tarzı ve genetik riski artırıyor!</strong></p>

<p>Kalp krizinin her yaşta tehlikeli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Baltalı, “Büyük damarlardan birinin tıkanmasıyla, kalbin hangi bölgesine kan gitmiyor, oksijensiz kalıyorsa o bölgeye göre o kadar tehlikeli olabiliyor. Ama bu durumun yaşla çok fazla alakası yok. Fakat gençlerde kalp krizinin çok daha fazla oranda ani kardiyak ölüme neden olduğunu söyleyebiliriz.” dedi.</p>

<p>Kalp krizi risk faktörlerinin normal, koroner arter hasta risk faktörleriyle benzer olduğunu ifade eden Prof. Dr. Baltalı, şunları söyledi:</p>

<p>“Sigara en önemli nedeni, kalp krizi riskini 3-4 kat arttırıyor. İkincisi kötü kolesterol yüksekliği. Üçüncü neden tansiyon, şeker hastalığı ve genetik. Genetikten kasıt, anne babadan direkt olarak geçen bir şey değil ama annesi ve babası 60 yaşın altında kalp krizi geçirmiş ise bu bireyler çok daha risk altında. Onun için bu kişilerin çok daha erken zamanlarda bu risk faktörlerine baktırmaları ve bunlardan kaçınmaları gerekiyor.</p>

<p>Önlem olarak, bu tür riskleri ortadan kaldırmak, sigarayı bırakmak, kolesterol ilacı kullanmak, zeytinyağı ve sebze meyve ağırlıklı sağlıklı beslenmek gerekiyor. Günlük belli oranlarda yürüyüş veya yüzme gibi egzersizlere yer zaman ayrılmalı.”</p>

<p><strong>İlk müdahalenin en önemli adımı 112’yi aramak!</strong></p>

<p>Kalp krizi geçiren kişiye ilk müdahalenin hayati öneme sahip olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Yapılacak ilk şey istirahat almaktır. En önemli şey ise 112 acil ambulansı aramak ve ambulansı çağırmaktır.” dedi.</p>

<p>Kalp krizi geçiren birine müdahalenin herhangi biri tarafından yapılmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Baltalı, “Müdahaleyi alanında uzman kişiler yapmalı. Kalp krizi geçiren insan sırt üstü yatırılmalı ve hareket ettirilmemeli. Ambulansın gelmesi beklenmeli.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Uzman olmayan kişilerin müdahalesi faydadan çok zarar verebilir!</strong></p>

<p>Kişiye mümkün olduğunca hızlı bir şekilde müdahale edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Baltalı, “Ani ölüm, yani kalbin çalışmaması, kalp krizi geçirildikten 1-2 saat sonra gerçekleşen ölümlerdir. Kişiye mümkün olduğu kadar hızlı müdahale edilmesi gerekir. Bu müdahaleyi alanında uzman kişiler yapmalıdır. İlk dikkat edilmesi gereken şey ise kişinin nefes alıp almadığını ve kalbinin atıp atmadığını kontrol etmektir. Mümkün olduğu kadar ağızın açık tutulması, nefes almayı engelleyecek mekanik şeylerin ortadan kalkması yeterlidir. Uzman kişilerce yapılmayan her müdahale faydadan çok zarar getirir.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Kalp masajı çalışan kalbi durdurabilir!</strong></p>

<p>Kalp masajının bilmeyen bir kişi tarafından asla yapılmaması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Baltalı, “Kalp masajının yanlış yapılması, kalp çalışırken kalbin durmasına neden olur. 112 ambulans çağırılmalı ve ambulansın gelmesi beklenmeli. Kalbi atan birinin kalp sesleri de duyulmayabilir. Bilmeyen birinin kalp krizi geçiren birine müdahalesi sağlıklı sonuçlanamaz. Kalp masajını doktor, acil tıp teknisyenleri, hemşireler yapabilirler. Kalp krizi geçiren hastanın soluyup solumadığını tespit edilmesi ve nabzın atıp atmadığının kontrol edilmesi gerekir.” ifadeleri kullandı.</p>

<p>Kalp krizi geçiren bir kişinin tek başına ve araç kullanıyorsa mutlaka aracını kenara çekmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Baltalı, “Kişi 112 acil servisi aramalıdır. Yatar pozisyona geçmelidir. Çok sıkıntılı ise yardım isteyebilir. Yardım eden kişinin de alanında uzman olması gerekir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kalp-krizinde-ilk-dakikalar-hayat-kurtariyor</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/localhost/images/haberler/no_headline.jpg" type="image/jpeg" length="54212"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[LÖSEV’li Çocukların ABD’deki Eğitim ve Tatil Hayali Vize Engeline Takıldı]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/losevli-cocuklarin-abddeki-egitim-ve-tatil-hayali-vize-engeline-takildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/losevli-cocuklarin-abddeki-egitim-ve-tatil-hayali-vize-engeline-takildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lösemi tedavisi çocuklar için yalnızca hastanede geçen günlerden ibaret değil.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>LÖSEV’li Çocukların ABD’deki Eğitim ve Tatil Hayali Vize Engeline Takıldı</strong></h1>

<p>Yıllarca lösemiyle mücadele eden, ağır kemoterapi süreçlerinden geçen ve kanseri yenerek hayata yeniden tutunan LÖSEV’li çocuklar, bu kez karşılarında bambaşka bir engel buldu. Beş çocuğun Amerika Birleşik Devletleri’nde dil eğitimi alması ve unutamayacakları bir tatil deneyimi yaşaması amacıyla planlanan program, vize sürecinde randevu dahi alınamaması nedeniyle belirsizliğe girdi.</p>

<p>Lösemi tedavisi çocuklar için yalnızca hastanede geçen günlerden ibaret değil. Yaklaşık üç yıl sürebilen tedavi boyunca çocuklar ağır kemoterapi süreçlerinden geçiyor; saçlarını kaybediyor, yaşıtlarının okulda, parkta ve sosyal hayatta yaşadığı pek çok şeyden uzak kalıyor. Buna rağmen mücadeleden vazgeçmeyip iyileşecekleri günün hayalini kuruyorlar.</p>

<p>Tedavilerini başarıyla tamamlayan çocukların yeniden sosyal hayata katılması, eğitimlerine devam etmesi ve hastalık nedeniyle kaçırdıkları çocukluklarını yaşayabilmeleri, iyileşme yolculuğunun en önemli parçasını oluşturuyor. Bu amaçla LÖSEV, tedavisini tamamlamış 5 çocuğun LÖSEV USA iş birliğiyle Kaliforniya’da iki ay boyunca İngilizce dil eğitimi alacağı, unutamayacakları bir tatil yaşayacağı ve aynı zamanda vizyonlarını geliştirip gönüllüler ile tanışacakları özel bir program planladı. Çocukların ulaşım, konaklama ve diğer giderleri LÖSEV tarafından karşılanacak; İngilizce eğitimleri ise California Language Academy tarafından desteklenecekti.</p>

<h4><strong>“Onlar Kanseri Yendi; Bir Vize Randevusu Hayallerini Yarıda Bırakmasın”</strong></h4>

<p>Ancak heyecanla beklenen yolculuğun önüne ABD vize süreci çıktı. Yapılan girişimlere rağmen vize randevusu ve vize mülakat tarihi eğitim programından aylar sonrasına verildi.</p>

<p>LÖSEV tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p>

<blockquote>
<p><i>“Biz 'lösemi canavarıyla savaştık ve kazandık' diyen çocuklarımız, şimdi hastalığı geride bırakmanın ve yeniden hayata bağlanmanın heyecanını yaşıyor. Tam da böyle bir dönemde karşılarına bürokratik bir engelin çıkması, çocuklarımız ve ailelerimiz için büyük bir hayal kırıklığı oluyor.”</i></p>
</blockquote>

<h4><strong>ABD Makamlarına İnsani Çağrı</strong></h4>

<p>LÖSEV, başta Amerika Birleşik Devletleri’nin ilgili diplomatik makamları olmak üzere sürece katkı sağlayabilecek tüm yetkilileri, çocukların durumunu insani ve hassas bir çerçevede değerlendirmeye davet etti:</p>

<blockquote>
<p><i>“Çocuklarımız kanser gibi son derece zorlu bir hastalığın karşısında pes etmedi. Aylarca, yıllarca mücadele etti ve kazandı. Şimdi onların önünde aşılması gereken engelin vize prosedürü olması bizi derinden üzüyor. Bu çocuklar hastane odalarında kaybettikleri zamanı biraz olsun telafi etmeyi, dünyayı tanımayı, İngilizce öğrenmeyi ve yaşıtları gibi güzel anılar biriktirmeyi hak ediyor.”</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<h4><strong>Çocuklar Müjdeli Haberi Bekliyor</strong></h4>

<p>Yetkililerden gelecek olumlu bir haberi heyecanla bekleyen LÖSEV'li çocuklar ise duygularını şu sözlerle aktardı:</p>

<blockquote>
<p><i>“Biz lösemi canavarı ile savaştık ve kazandık. Şimdi dertlerimizi unutma ve hayata yeniden bağlanma şansını yakalamışken karşımıza formalite engeli çıkması ve bu konuda Amerika Birleşik Devletleri’nin de duyarsız kalması büyük hayal kırıklığı oluşturmuştur. Umarız bizi görürler, duyarlar ve yaşamamız için gelişimimizin önündeki engelleri kaldırırlar.”</i></p>
</blockquote>

<p>Amerika’da bir yandan İngilizce dil eğitimi alacak, diğer taraftan da rüya gibi bir tatil yapacak olan çocuklar, büyük bir heyecan ve umutla gelecek müjdeli haberi bekliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/losevli-cocuklarin-abddeki-egitim-ve-tatil-hayali-vize-engeline-takildi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/08/losevli-cocuklarin-abddeki-egitim-ve-tatil-hayali-vize-engeline-takildi.jpg" type="image/jpeg" length="19206"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AĞUSTOS SICAKLARINDA PIHTI RİSKİNE DİKKAT:]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/agustos-sicaklarinda-pihti-riskine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/agustos-sicaklarinda-pihti-riskine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarındaki aşırı sıcaklar ve yetersiz sıvı alımı damar sağlığını doğrudan tehdit ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>AĞUSTOS SICAKLARINDA PIHTI RİSKİNE DİKKAT: Sağlığınızı Korumak İçin 8 Kritik Öneri!</strong></h1>

<p><strong>Yaz aylarındaki aşırı sıcaklar ve yetersiz sıvı alımı damar sağlığını doğrudan tehdit ediyor. Tedavi edilmediğinde inme, kalp krizi ve akciğer embolisine kadar varabilen pıhtılaşma riskine karşı Op. Dr. Hidayet Demir, dikkat edilmesi gereken 8 hayati kuralı sıraladı.</strong></p>

<p id="p-rc_f60386d6a3b2fda1-151"><strong>İSTANBUL –</strong> Ağustos ayı sıcakları yalnızca günlük hayatı zorlaştırmakla kalmıyor, dolaşım sistemi üzerinde yarattığı olumsuz etkilerle damar sağlığını da riske atıyor. Aşırı terlemeyle oluşan sıvı kaybı ve uzun süreli hareketsizlik, kanın yoğunlaşmasına ve pıhtı oluşumuna zemin hazırlıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden <strong>Op. Dr. Hidayet Demir</strong>, erken fark edildiğinde önlenebilen pıhtı riskine karşı koruyucu önerilerini sundu.</p>

<p><img alt="Agustos Sicaklarinda Pihti Riski 1200X800" height="800" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/08/agustos-sicaklarinda-pihti-riski-1200x800.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1200" /></p>

<h2><strong>Pıhtı Riskini Azaltan 8 Hayati Öneri</strong></h2>

<h3>1. Pıhtıyı Basit Bir Dolaşım Sorunu Olarak Görmeyin</h3>

<p id="p-rc_f60386d6a3b2fda1-152">Kanın damar içinde pıhtılaşarak akışı engellemesi en sık bacak toplardamarlarında görülür (Derin Ven Trombozu). Oluşan pıhtının koparak akciğer, beyin veya kalp damarlarını tıkaması; pulmoner emboli, inme ve kalp krizine yol açabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>2. Yaz Sıcaklarının Yarattığı Tehlikeyi Unutmayın</h3>

<p id="p-rc_f60386d6a3b2fda1-153">Terleme nedeniyle vücutta yaşanan sıvı kaybı kanı yoğunlaştırır. Sıcak havanın damarları genişletmesi ve bacaklarda kanın göllenmesi, hareketsizlikle birleştiğinde pıhtılaşma eğilimini artırır.</p>

<h3>3. Uzun Yolculuklarda Mutlaka Hareket Edin</h3>

<p>4 saati aşan uçak, otobüs veya araç yolculukları kan akımını yavaşlatır. Yolculuk sırasında her 1-2 saatte bir yürümek, ayak bileği egzersizleri yapmak ve bol su içmek hayati önem taşır.</p>

<h3>4. Yüksek Risk Grubundaysanız Daha Dikkatli Olun</h3>

<p>60 yaş üstü bireyler, kanser hastaları, ameliyat geçirenler, hamileler, obezler, sigara kullananlar, diyabet ve kalp hastaları ile genetik yatkınlığı olanlar yüksek risk grubundadır. Bu kişilerin yazın sıvı alımına ekstra özen göstermesi gerekir.</p>

<h3>5. Günlük Yaşam Alışkanlıklarınızı Değiştirin</h3>

<p>Susamayı beklemeden su içmek, her gün düzenli yürüyüş yapmak ve masa başında her saat başı ayağa kalkmak riskleri azaltır. Kilo kontrolü ve sigarayı bırakmak da koruyucu adımlardandır.</p>

<h3>6. Tıbbi Koruyucu Önlemleri İhmal Etmeyin</h3>

<p>Hekim kontrolünde planlanmak kaydıyla; yüksek riskli kişilerin kan sulandırıcı tedavileri veya basınçlı varis çoraplarını düzenli kullanması gerekir.</p>

<h3>7. Bu Belirtilere Karşı Vakit Kaybetmeyin!</h3>

<p>Bacakta tek taraflı şişlik, ağrı, sıcaklık ve kızarıklık derin ven trombozunu işaret edebilir. Ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı ve kanlı öksürük durumunda ise acilen en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<h3>8. Basit Tedbirlerle Yaşamı Koruyun</h3>

<p>Erken tanı koyulduğunda pıhtı kontrol altına alınabilir. Yeterli su tüketimi ve hareketlilik gibi basit önlemler hayati tehlikelerin önüne geçer.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/agustos-sicaklarinda-pihti-riskine-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 12:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/08/agustos-sicaklarinda-pihti-riski-1200x800.png" type="image/jpeg" length="18893"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BÖBREKLERİNİZİ TEHDİT EDEN BU 3 RİSK FAKTÖRÜNE DİKKAT!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/bobreklerinizi-tehdit-eden-bu-3-risk-faktorune-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/bobreklerinizi-tehdit-eden-bu-3-risk-faktorune-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Böbrekler, vücudun atık maddelerden arındırılmasını sağlayan hayati organların başında geliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>BÖBREKLERİNİZİ TEHDİT EDEN BU 3 RİSK FAKTÖRÜNE DİKKAT!</strong></h1>

<h2>Böbrekler, vücudun atık maddelerden arındırılmasını sağlayan hayati organların başında geliyor.</h2>

<p>Ancak böbrek taşları, tümörler ve alt idrar yolu tıkanıklıkları çoğu zaman belirti vermeden ilerleyerek kalıcı böbrek hasarına yol açabiliyor. Erken tanı, doğru ve kişiye özel planlanan tedaviler böbrek kaybının önüne geçilebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Adil Güçal Güçlü, böbreklerin süzme işlevini kalıcı olarak bozabilen üç önemli ürolojik sorun hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Böbreklerinizi sadece arıtma sistemi olarak görmeyin</strong></p>

<p>Böbrekler, vücudumuzun en önemli boşaltım ve filtrasyon organları arasında yer alır. Kanı sürekli süzerek üre, kreatinin ve diğer zararlı metabolik atıkları temizler; bu maddeleri suyla birlikte idrar yoluyla vücuttan uzaklaştırır. Ancak böbrekler yalnızca bir arıtma sistemi gibi çalışmaz. Aynı zamanda vücudun su, tuz ve mineral (elektrolit) dengesini hassas bir şekilde korur, salgıladığı hormonlarla tansiyonun düzenlenmesine katkı sağlar, kemik iliğinde alyuvar üretimini destekler ve D vitaminini aktif hale getirerek kemik sağlığının korunmasına yardımcı olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1.<strong> Böbrek taşları ve gizli basınç: </strong>Böbreklerde oluşan taşlar, idrarı mesaneye taşıyan kanallara düştüğünde tüm üriner sistemin işleyişini bozabilir. İdrar akışının engellenmesi, idrarın geriye doğru birikmesine ve böbrek içinde yüksek basınç oluşmasına neden olur. Hidronefroz olarak adlandırılan bu durum, zamanla böbrekte idrar üreten canlı hücrelerin zarar görmesine ve kalıcı fonksiyon kaybına yol açabilir. Bununla birlikte dışarı atılamayan idrar, ciddi enfeksiyonların gelişmesi için uygun bir ortam oluşturur. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar ise kana karışarak hayati risk yaratabilir. Bu nedenle yeterli su tüketimi, tuz kullanımının sınırlandırılması ve düzenli sağlık kontrolleri büyük önem taşır. Günümüzde böbrek taşları; kapalı cerrahi yöntemler, lazer teknolojileri ve dışarıdan uygulanan ses dalgaları sayesinde çoğu zaman böbrek dokusuna zarar verilmeden başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir.</p>

<p>2.<strong> Belirti vermeden ilerleyen böbrek tümörleri: </strong>Böbrek tümörleri, erken evrelerde çoğu zaman ağrı, kanama veya belirgin bir şikâyete neden olmaz. Bu nedenle birçok hasta, farklı nedenlerle yapılan ultrasonografi veya tomografi incelemeleri sırasında tesadüfen tanı alır. İleri yaş, sigara kullanımı, hipertansiyon ve obezite, böbrek tümörleri için önemli risk faktörleri arasında yer alır. Bu hastalıkta erken teşhis yalnızca yaşamı değil, böbreğin kendisini de koruyabilir. Geçmiş yıllarda böbrek tümörü tespit edildiğinde çoğunlukla böbreğin tamamının alınması gerekirdi. Ancak günümüzde uygulanan nefron koruyucu cerrahi yöntemler sayesinde sadece tümörlü doku çıkarılmakta, sağlıklı böbrek dokusu korunarak organın işlevini sürdürmesi sağlanmaktadır.</p>

<p>3.<strong> Prostat ve alt idrar yolu tıkanıklıkları: </strong>Böbrek sağlığını sessizce tehdit eden bir diğer önemli sorun ise alt idrar yollarında meydana gelen tıkanıklıklardır. Özellikle ilerleyen yaşla birlikte erkeklerde sık görülen iyi huylu prostat büyümesi ve idrar kanalı darlıkları, idrarın mesaneden rahat şekilde boşaltılmasını engelleyebilir. Tam olarak boşalamayan mesanede biriken idrar, zamanla yüksek basınç oluşturur. Bu basınç ise fark edilmeden böbreklere kadar yansıyabilir. Erken dönemde tedavi edilmeyen prostat ve mesane kaynaklı sorunlar, uzun vadede böbrek fonksiyonlarının bozulmasına neden olabilir. Bazı hastalarda süreç, diyaliz gerektirebilecek son dönem böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Bu nedenle idrar yapma alışkanlıklarında meydana gelen her türlü değişiklik dikkatle değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Böbreklerinizin verdiği uyarı sinyallerini göz ardı etmeyin</strong></p>

<p>Böbrekleri korumanın en etkili yolu, vücudun verdiği uyarı işaretlerini zamanında fark etmek ve gerekli kontrolleri aksatmamaktır. İdrarda gözle görülür kanama, şiddetli ve ani başlayan yan ağrısı (böbrek koliği), sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları veya idrar yaparken zorlanma gibi belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir üroloji uzmanına başvurulmalıdır. Bununla birlikte hiçbir şikâyet bulunmasa bile özellikle 50 yaş ve üzerindeki erkeklerin düzenli üroloji muayenesinden geçmeleri büyük önem taşımaktadır. Yılda bir kez yapılacak ürolojik değerlendirme ve ultrasonografi kontrolü sayesinde böbrekler, prostat ve idrar yollarını ilgilendiren birçok hastalık erken evrede tespit edilebilir. Erken tanı ise hem böbrek fonksiyonlarının korunmasını hem de yaşam kalitesinin sürdürülmesini sağlayan en önemli adımdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/bobreklerinizi-tehdit-eden-bu-3-risk-faktorune-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 22:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/08/bobreklerinizi-tehdit-eden-bu-3-risk-faktorune-dikkat.jpg" type="image/jpeg" length="40411"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ŞİDDETLİ KARIN AĞRISINA DİKKAT!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/siddetli-karin-agrisina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/siddetli-karin-agrisina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>ŞİDDETLİ KARIN AĞRISINA DİKKAT! </strong></h1>

<p></p>

<p>Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor.</p>

<p>Tıp dilinde akut kolesistit olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “</strong>Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor.</p>

<p></p>

<p><strong>En sık görülen nedeni safra taşları</strong></p>

<p>Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve safra pigmentleri arasındaki denge bozulduğunda önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkamasıyla safra akışı engelleniyor. İçeride biriken safra, safra kesesi duvarında ödem ve iltihap gelişmesine neden olabiliyor. Akut kolesistit tablosunun yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça yaygın görülmektedir. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin önemli bir kısmında hiçbir belirti gelişmezken, bir bölümünde safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu,<strong> </strong>safra kesesi iltihabında taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında görülebildiğini; enfeksiyonların veya nadiren bazı hastalıkların da bu tabloda rol oynayabildiğini aktarıyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Kadınlarda yaklaşık 3 kat fazla rastlanıyor</strong></p>

<p>Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Doğru önlemlerle risk önemli ölçüde azaltılabiliyor</strong></p>

<p>Safra kesesi iltihabını tamamen önlemek her zaman mümkün olmasa da risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Sağlıklı kilonun korunması, düzenli fiziksel aktivite, liften zengin beslenme, uzun süre aç kalmama ve çok hızlı kilo vermekten kaçınma koruyucu önlemler olarak belirtiliyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede yüksek miktarda kilo veren hastaların bu süreçte hekim kontrolünde takip edilmelerinin büyük önem taşıdığını vurguluyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Yemeklerden sonra başlayan ağrıya dikkat!</strong></p>

<p>Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu,<strong> </strong> basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık olduğunu düşünerek ağrıyı evde geçirmeye çalışmanın tanı ve tedavide gecikmeye neden olabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce devam eden şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarıyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Ultrasonla büyük oranda saptanabiliyor</strong></p>

<p>Tanıda öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayene değerlendiriliyor, kan testlerinde enfeksiyon bulguları araştırılıyor. Görüntülemede ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason ile safra taşları, safra kesesi duvarında kalınlaşma, çevresinde sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren bulgular büyük oranda saptanabiliyor. Gerektiğinde bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi ileri yöntemlerden de yararlanılabiliyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Kalıcı tedavi ameliyatla sağlanıyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Safra kesesi iltihabının tedavisinde amaç hem mevcut iltihabı kontrol altına almak hem de hastalığın tekrar etmesini önlemek. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı tedavisi, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içerisinde taşlar bulunduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski devam eder. Dolayısıyla uygun hastalarda kalıcı tedavi, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor.</p>

<p></p>

<p><strong>İlk 72 saat çok önemli, çünkü... </strong></p>

<p>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, günümüzde uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı alan ve ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu olmayan hastalarda erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiğini aktarıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyat, hem teknik olarak ameliyatın daha güvenli yapılmasını sağlamakta hem de hastanede kalış süresini ve komplikasyon riskini azaltmaktadır. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinme gelişmesine ve daha zor cerrahilere neden olabilmektedir” diyor. Safra kesesi ameliyatlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle gerçekleştirildiğini belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük kesi aracılığıyla yapılan bu yöntemde hastalar daha az ağrı hissetmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha kısa sürede dönülmekte ve kozmetik sonuçlar daha başarılı olmaktadır” diye konuşuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/siddetli-karin-agrisina-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 21:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/08/siddetli-karin-agrisina-dikkat.webp" type="image/jpeg" length="21207"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ARI SOKARSA NE YAPILMALI]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/ari-sokarsa-ne-yapilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/ari-sokarsa-ne-yapilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Arı sokması durumunda doğru ve hızlı hareket etmek hem ağrıyı en aza indiriyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>ARI SOKARSA NE YAPILMALI? İşte Adım Adım İlk Yardım Rehberi!</strong></h1>

<p><strong>Yaz aylarında açık havada zaman geçirirken sıkça karşılaşılan arı sokmaları, müdahale şekline göre hızlıca kontrol altına alınabiliyor. Ancak uzmanlar uyarıyor: Müdahale yöntemi, oluşan reaksiyonun basit bir şişlik mi yoksa hayati tehlike oluşturan anafilaksi mi olduğuna göre değişiyor.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SAĞLIK / YAŞAM –</strong> Arı sokması durumunda doğru ve hızlı hareket etmek hem ağrıyı en aza indiriyor hem de olası alerjik şokların önüne geçilmesinde kritik rol oynuyor. İşte uzmanların önerdiği 5 hayati adım:</p>

<h2><strong>1. Bölgeden Sakin ama Hızlıca Uzaklaşın</strong></h2>

<p>Arı sokması gerçekleştiğinde ilk yapılması gereken şey, diğer arıların hedefi olmamak için bölgeden uzaklaşmaktır. Arılara vurmaya veya onları ezmeye çalışmak, salgıladıkları kokular nedeniyle yeni saldırıları tetikleyebilir. Sürü saldırısı durumunda hemen kapalı bir alana geçilmelidir.</p>

<h2><strong>2. İğneyi Geciktirmeden Çıkarın</strong></h2>

<p>Bal arıları genellikle iğnelerini deride bırakır. İğnenin deride kaldığı görülüyorsa <strong>tırnak kenarı, sert bir kart veya gazlı bez yardımıyla sıyırarak</strong> çıkarılmalıdır. Buradaki temel nokta, iğne üzerindeki zehir kesesini sıkmadan iğneyi en kısa sürede cildinizden uzaklaştırmaktır. Ardından bölge bol su ve sabunla yıkanmalıdır.</p>

<h2><strong>3. Soğuk Kompres Uygulayın</strong></h2>

<p>Ağrı ve şişliği kontrol altına almak için bölgeye soğuk kompres yapılmalıdır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beze sarılmış buz veya soğuk su paketini yaklaşık <strong>20 dakika</strong> sokulan bölgede tutun (Buzu doğrudan cilde temas ettirmeyin).</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sokulan yer kol veya bacakta ise bölgeyi yukarıda tutmak şişliğin yayılmasını engellemeye yardımcı olur.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>4. Belirtileri Yakından İzleyin</strong></h2>

<p>Arının soktuğu kişi ilk dakikalarda asla yalnız bırakılmamalıdır. Yerel reaksiyonların yanı sıra kişide nefes darlığı, boğazda tıkanma hissi, yaygın vücut döküntüsü, baş dönmesi veya baygınlık gibi sistemik belirtilerin başlayıp başlamadığı gözlemlenmelidir.</p>

<h2><strong>5. Anafilaksi (Alerjik Şok) Belirtilerinde Zaman Kaybetmeden 112'yi Arayın!</strong></h2>

<p>Eğer solunum güçlüğü, dolaşım bozukluğu veya bilinç kaybı gibi ağır alerji belirtileri gelişiyorsa evde yapılan müdahalelerle zaman kaybedilmemelidir. Anafilakside ilk ve en etkili tedavi <strong>adrenalindir</strong>. Antihistaminik veya basit alerji ilaçları boğaz şişmesini veya aniden düşen tansiyonu düzeltmek için yeterince hızlı etki gösteremez.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/ari-sokarsa-ne-yapilmali</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/08/ari-sokarsa-ne-yapilmali.png" type="image/jpeg" length="96647"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diş Çürüğü Tedavilerinin Geleceği Matkapsız Olabilir Mi?]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/dis-curugu-tedavilerinin-gelecegi-matkapsiz-olabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/dis-curugu-tedavilerinin-gelecegi-matkapsiz-olabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Michigan Üniversitesi'nden araştırmacılar,  matkap, iğne veya anesteziye gerek duyulmadan çürümüş dişleri sadece birkaç saniye içinde tedavi edebildiğini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Diş Çürüğü Tedavilerinin Geleceği Matkapsız Olabilir Mi?</strong></h1>

<p>Matkaplardan ve diş hekimlerinin kullandığı diğer aletlerden korkulduğu için birçok kişi tehlikeli diş çürüklerini tedavi ettirmekten kaçınabilmektedir, ancak koyu renkli bir sıvı bu durumu değiştirebilir.</p>

<p>Michigan Üniversitesi'nden araştırmacılar, "SDF" olarak da bilinen <strong>gümüş diamin florürün</strong>, matkap, iğne veya anesteziye gerek duyulmadan çürümüş dişleri sadece birkaç saniye içinde tedavi edebildiğini açıkladı.</p>

<p>Michigan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde diş hekimliği alanında öğretim üyesi olan Margherita Fontana konuyla ilgili yaptığı açıklamada, <i>"Bu, bir yaşındaki çocuklarda bile çok etkili ve güvenli bir tedavi yöntemi"</i> ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Diş çürüğü tedavilerinin geleceği, matkapsız (drilssiz) yöntemlere doğru hızla ilerlemektedir. Geleneksel diş hekimliğinde çürük doku matkapla temizlenirken, modern teknoloji çürüğü daha az invaziv veya tamamen invaziv olmayan yollarla tedavi etmeyi mümkün kılıyor. Bu yeni yaklaşımlar, hastanın konforunu artırmayı ve diş dokusunu korumayı hedefler.</p>

<p><strong>Matkapsız Çürük Tedavisi Yöntemleri:</strong></p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Gümüş Diamin Florür (SDF):</strong> Özellikle çocuklarda ve matkap kullanmanın zor olduğu durumlarda kullanılan bu sıvı, çürük dokuyu durdurarak ilerlemesini engeller. Dişin remineralizasyonunu sağlar ancak çürük bölgede kalıcı bir siyah leke bırakır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Ozon Tedavisi:</strong> Çürük oluşturan bakterileri yok etmek için diş yüzeyine ozon gazı uygulanır. Erken dönem çürüklerin tedavisinde ve dişin kendini onarmasına yardımcı olmak için kullanılır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Rezin İnfiltrasyonu (Icon):</strong> Henüz başlangıç aşamasındaki çürüklerde uygulanan bu yöntemde, özel bir jel ve reçine kullanılarak çürük bölge doldurulur. Bu sayede dişin yüzeyi sağlamlaştırılır ve çürüğün ilerlemesi durdurulur.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Lazer Teknolojisi:</strong> Matkap yerine kullanılan lazerler, çürük dokuyu buharlaştırarak temizler ve daha hassas bir tedavi sağlar. Bu yöntem genellikle anesteziye ihtiyaç duyulmadan uygulanır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Mikro-Aşındırma:</strong> Çok ince partiküllerin basınçlı hava ile diş yüzeyine püskürtülmesiyle çürük temizlenir. Bu yöntem, sınırlı miktarda diş dokusunun çıkarılması gereken durumlarda kullanılır.</p>
 </li>
</ol>

<p><strong>Matkapsız Tedavilerin Avantajları:</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p>Daha az ağrı ve rahatsızlık hissi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Anestezi ihtiyacının azalması veya ortadan kalkması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sağlam diş dokusunun korunması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tedavi sonrası daha kısa iyileşme süresi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Diş hekimi korkusu olan hastalar için daha az stresli bir deneyim</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Matkapsız Tedavilerin Sınırlamaları:</strong></p>

<p>Matkapsız yöntemler, her türlü çürük vakası için uygun değildir. İlerlemiş çürüklerde, çürük dokunun tamamen temizlenmesi ve dişin restore edilmesi için matkap kullanımı hala gerekli olabilir. Bu nedenle, uygun tedavi yöntemine diş hekimi tarafından karar verilmesi önemlidir.</p>

<p>Sonuç olarak, diş hekimliğindeki teknolojik gelişmeler, matkapsız çürük tedavisi seçeneklerini artırmaktadır. Gelecekte, bu yöntemlerin daha da geliştirilmesi ve yaygınlaşmasıyla çürük tedavilerinin daha konforlu ve minimal invaziv hale gelmesi beklenmektedir.</p>

<p></p>

<p>Matkapsız diş hekimliğinin geleceğini şekillendiren başlıca teknolojiler ve yöntemler şunlardır:</p>

<h3>1. Erken Teşhis ve Remineralizasyon (Dişin Kendi Kendini Onarması)</h3>

<p>Geleceğin temel felsefesi, çürüğü oluşmadan yakalamak veya başlangıç aşamasındayken durdurmaktır.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Yüksek Teknolojiyle Tarama:</strong> Lazer floresans cihazları (örneğin DIAGNOdent) veya gelişmiş dijital röntgenler, çürükleri minenin en başındaki demineralizasyon (mineral kaybı) aşamasında tespit edebilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Remineralizasyon Ajanları:</strong> Çürük başlangıcı tespit edildiğinde, matkaba gerek kalmadan dişin minesini güçlendirecek tedaviler uygulanır.</p>

 <ul>
  <li>
  <p><strong>Flor Vernikleri ve Jelleri:</strong> Yüksek konsantrasyonlu florür uygulamaları.</p>
  </li>
  <li>
  <p><strong>Kazein Fosfopeptid-Amorf Kalsiyum Fosfat (CPP-ACP):</strong> Süt proteininden elde edilen bu kompleks, dişe kalsiyum ve fosfat sağlayarak mineyi yeniden mineralize eder.</p>
  </li>
  <li>
  <p><strong>Nano-Hidroksiapatit:</strong> Diş minesinin ana yapısı olan kalsiyum ve fosfatın nano boyuttaki kristalleri, doğrudan mineye entegre edilerek yapıyı onarır.</p>
  </li>
 </ul>
 </li>
</ul>

<h3>2. Minimal İnvaziv Yöntemler (Çürüğün Matkapsız Temizlenmesi)</h3>

<p>Çürük ilerlemiş olsa bile, matkapsız olarak temizlemenin etkili yolları mevcuttur.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>KİMYASAL ÇÜRÜK UZAKLAŞTIRMA (CHEMA-MECHANICAL):</strong> Bu yöntemde, özel jeller (örneğin Papacarie veya Carisolv gibi) kullanılır. Bu jeller, sadece ölmüş ve enfekte olmuş dentin dokusunu yumuşatır. Sağlam dentin dokusuna zarar vermez. Yaklaşık 30 saniye beklendikten sonra, yumuşayan çürük doku, özel el aletleriyle (küretlerle) kazınmadan nazikçe temizlenir. İşlem sırasında ağrı hissi çok azdır ve genellikle anesteziye gerek kalmaz.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>HAVA AŞINDIRMA (AIR ABRASION):</strong> Çok ince alüminyum oksit veya biyoaktif cam tozlarının basınçlı hava ile diş yüzeyine püskürtülmesi prensibine dayanır. Çürük veya çatlak olan doku, mikroskobik düzeyde aşındırılarak kaldırılır. Matkabın neden olduğu vibrasyon (titreşim) ve ısınma olmadığı için hastalar tarafından daha iyi tolere edilir.</p>
 </li>
</ul>

<h3>3. Yüksek Teknolojik Cihazlar</h3>

<ul>
 <li>
 <p><strong>LAZERLER (DENTAL LASERS):</strong> Er,Cr:YSGG veya Nd:YAG gibi lazerler, çürük dokuyu buharlaştırarak temizleyebilir. Lazer, çürük bölgedeki su moleküllerini hedef alarak dokunun nazikçe ayrılmasını sağlar. Avantajları:</p>

 <ul>
  <li>
  <p>Genellikle anesteziye ihtiyaç duyulmaz.</p>
  </li>
  <li>
  <p>Isı ve titreşim üretmez.</p>
  </li>
  <li>
  <p>Çevredeki sağlıklı dokuya zarar vermez.</p>
  </li>
  <li>
  <p>İşlem sırasında bakterileri öldürür.</p>
  </li>
 </ul>
 </li>
 <li>
 <p><strong>OZON TEDAVİSİ:</strong> Ozon gazı, güçlü bir antimikrobiyal ajandır. Çürük olan bölgeye ozon uygulandığında, oradaki bakteriler, mantarlar ve virüsler %99 oranında yok edilir. Bu işlem, çürüğün ilerlemesini durdurur ve remineralizasyon tedavilerine zemin hazırlar. Genellikle ağrısızdır.</p>
 </li>
</ul>

<h3>4. Biyolojik Restorasyonlar (Rejeneratif Diş Hekimliği)</h3>

<p>Gelecekte, dişin kendini yenilemesi ve onarması hedeflenmektedir.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Biyoaktif Materyaller:</strong> Çürük temizlendikten sonra uygulanan dolgu malzemelerinin, dişin doğal yapısını taklit etmesi ve remineralizasyonu desteklemesi beklenir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Diş Özü (Pulpa) Yenilenmesi:</strong> Kök kanal tedavisi gerektiren durumlarda, laboratuvarda kök hücrelerden elde edilen diş özünün, kök kanalına yerleştirilerek dişin yeniden canlılığını kazanması üzerine araştırmalar sürmektedir.</p>
 </li>
</ul>

<h3>Sonuç: Matkap Tamamen Bitecek mi?</h3>

<p>Matkap tamamen ortadan kalkmayabilir. Özellikle dişin kırıldığı, büyük eski dolguların değiştirilmesi gerektiği veya çürüğün sinire çok yaklaştığı ileri vakalarda mekanik müdahale hala gerekli olabilir. Ancak, diş hekimliğinin ana akımı, önleyici ve minimal invaziv (az doku kaybı) tedavilere doğru kaymaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla, "Diş çürüğü tedavilerinin geleceği matkapsız olabilir mi?" sorusuna cevabımız: <strong>Evet, gelecekte diş çürüğü tedavilerinin büyük bir kısmı matkapsız, ağrısız ve çok daha konforlu bir şekilde yapılabilecektir.</strong> Bu, diş hekimi korkusunu yenmek ve diş sağlığını korumak adına devrim niteliğinde bir değişimdir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diş Sağlığı</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/dis-curugu-tedavilerinin-gelecegi-matkapsiz-olabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 17:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/dis-curugu-tedavilerinin-gelecegi-matkapsiz-olabilir-mi.jpg" type="image/jpeg" length="77510"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[YAZ AYLARINDA ÇOCUKLARDA İSHAL ENFEKSİYONLARINA DİKKAT!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/yaz-aylarinda-cocuklarda-ishal-enfeksiyonlarina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/yaz-aylarinda-cocuklarda-ishal-enfeksiyonlarina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda görülen ishal, çoğu zaman hafif seyretse de bazı durumlarda ciddi sıvı kaybına yol açarak hastanede tedavi gerektirebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>YAZ AYLARINDA ÇOCUKLARDA İSHAL ENFEKSİYONLARINA DİKKAT!</strong></h1>

<p>Yaz mevsiminde artan hava sıcaklıkları, çocukların daha fazla dışarıda vakit geçirmesi, havuz ve deniz kullanımı ile açıkta satılan gıdaların daha sık tüketilmesi, ishal enfeksiyonlarında belirgin bir artışa neden oluyor.</p>

<p>Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda görülen ishal, çoğu zaman hafif seyretse de bazı durumlarda ciddi sıvı kaybına yol açarak hastanede tedavi gerektirebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan,<strong> </strong>yaz aylarında alınacak basit hijyen önlemleriyle ishal vakalarının önemli ölçüde önlenebileceği konusunda bilgi verdi.</p>

<p><strong>Park gibi ortak kullanım alanlarında bulaş riski yüksek </strong></p>

<p>Yaz aylarında görülen ishallerin büyük bölümü bakteri, virüs ve parazitlerin neden olduğu enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır. Sıcak havalarda bu mikroorganizmaların daha kolay çoğalması, uygun koşullarda saklanmayan gıdaların tüketilmesi, iyi yıkanmamış meyve ve sebzeler ile temiz olmayan su kaynakları enfeksiyon riskini artırmaktadır. Çocukların park, piknik, havuz ve deniz gibi ortak kullanım alanlarında daha fazla zaman geçirmesi de bulaş ihtimalini yükseltmektedir. Özellikle küçük çocukların ellerini ve oyuncaklarını ağızlarına götürme alışkanlığı, mikropların kolayca yayılmasına neden olabilmektedir.</p>

<p>Kış aylarında ishaller daha çok virüslere bağlı görülürken, yaz mevsiminde bakteriyel ve paraziter enfeksiyonlar daha sık karşımıza çıkmaktadır. Rotavirüs, norovirüs ve adenovirüs en sık görülen viral etkenler arasında yer alırken; Salmonella, Campylobacter, Shigella ve bazı Escherichia coli (E.coli) türleri bakteriyel ishallerin önemli nedenlerini oluşturmaktadır. Giardia ve Entamoeba histolytica ise yaz aylarında görülen paraziter bağırsak enfeksiyonlarının başlıca etkenleri arasında bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Bu 12 önemli belirtiyi hafife almayın!</strong></p>

<p>Çocukluk çağı ishallerinin büyük bölümü birkaç gün içinde uygun sıvı desteği ve beslenmeyle düzelmektedir. Ancak bazı belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir çocuk hekimine başvurulması gerekir:</p>

<ol>
 <li>Ağız kuruluğu</li>
 <li>Ağlarken gözyaşı olmaması</li>
 <li>Gözlerde çöküklük</li>
 <li>İdrar miktarında azalma</li>
 <li>Aşırı uyku hali</li>
 <li>Tekrarlayan kusmalar</li>
 <li>Yüksek ateş</li>
 <li>Şiddetli karın ağrısı ve karında şişlik</li>
 <li>Dışkıda kan görülmesi</li>
 <li>Ağızdan sıvı alımının reddedilmesi</li>
 <li>Altı aydan küçük bebeklerde görülen ishal</li>
 <li>Kronik hastalığı bulunan çocuklarda gelişen ishal</li>
</ol>

<p>Ve yedi günden uzun süren şikâyetler mutlaka hekim değerlendirmesi gerektirmektedir. Çocuklarda ishalin en önemli riski ise enfeksiyonun kendisinden çok gelişebilecek sıvı kaybı olmasıdır.</p>

<p><strong>Her ishalde antibiyotik kullanılmamalı</strong></p>

<p>Çocuklarda görülen ishallerin büyük çoğunluğu viral enfeksiyonlara bağlı geliştiği için antibiyotik tedavisi gerektirmemektedir. Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı, bağırsak florasının bozulmasına, antibiyotik direncinin gelişmesine ve ishal süresinin uzamasına neden olabilir. Bu nedenle antibiyotik kullanımına yalnızca hekim karar vermelidir.</p>

<p>İshal tedavisinde en önemli yaklaşım ise çocuğun kaybettiği sıvı ve minerallerin yerine konulmasıdır. Anne sütü alan bebeklerde emzirme sürdürülmeli ve mümkünse daha sık emzirilmelidir. Daha büyük çocuklarda ise yeterli sıvı alımı sağlanmalı, yaşına uygun normal beslenmeye devam edilmelidir. Kusmanın eşlik ettiği durumlarda ise az miktarda ve sık aralıklarla beslenme tercih edilmelidir. Sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konulmasında oral rehidrasyon solüsyonları (ORS) önemli bir tedavi desteği sağlamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Beslenme tedavinin önemli bir parçası</strong></p>

<p>İshal sırasında çocukların beslenmesi tamamen kesilmemelidir. Sindirimi kolay besinlerin tercih edilmesi gerekmektedir. Yoğurt, pirinç lapası, makarna, haşlanmış patates, muz, şeftali, az yağlı et ve hafif sebze yemekleri uygun seçenekler arasında yer alır. Buna karşılık aşırı yağlı, baharatlı ve rafine şeker içeren gıdalardan uzak durulması gerekir. Hazır meyve suları ve gazlı içecekler ise sıvı ihtiyacını karşılamak yerine ishali artırabileceği için önerilmemektedir.</p>

<p><strong>Havuz hijyenine dikkat!</strong></p>

<p>Yaz aylarında ortak kullanılan havuzlar da bağırsak enfeksiyonlarının yayılmasına zemin hazırlayabilir. Dışkıyla kirlenen havuz suyunun yutulması sonucu ishal başta olmak üzere farklı enfeksiyonlar gelişebilir. Bu nedenle çocuklara havuz suyunu yutmamaları öğretilmeli, havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra mutlaka duş aldırılmalı, havuzların düzenli dezenfekte edildiğinden emin olunmalıdır. Özellikle bebeklerde havuz suyunun yutulmasını engellemek zor olduğundan ilk yaşlarda ortak havuz kullanımından mümkün olduğunca kaçınılması önerilmektedir.</p>

<p>Deniz suyu ise geniş hacmi nedeniyle genellikle daha düşük bulaş riski taşısa da kanalizasyon karışan veya kirli olduğu bilinen bölgelerde denize girilmemesi gerekir. Ayrıca ishal geçiren çocukların hem hastalık süresince hem de iyileştikten sonraki birkaç gün boyunca havuz ve denize girmemesi, diğer çocukların sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>El yıkamak en etkili korunma yöntemi</strong></p>

<p>Yaz ishallerinden korunmanın en etkili yolu el hijyenidir. Ellerin yemek hazırlamadan önce ve sonra, yemek yemeden önce, tuvalet sonrası, dışarıdan gelindiğinde ve hayvanlarla temas sonrasında en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanması enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltır. Ebeveynlerin bu konuda çocuklarına örnek olması da doğru alışkanlıkların kazanılmasında önemli rol oynamaktadır.</p>

<p>Yaz tatillerinde güvenilir içme suyu tüketilmesi, açıkta satılan gıdalardan uzak durulması, çiğ veya az pişmiş et ve süt ürünlerinin tüketilmemesi, meyve ve sebzelerin iyice yıkanması da alınabilecek en önemli önlemler arasında yer almaktadır. Ayrıca ilk 6 ay yalnızca anne sütüyle beslenmenin ve bebeklik döneminde uygulanan rotavirüs aşısının, ağır seyreden ishal enfeksiyonlarına karşı önemli koruma sağladığını vurgulamaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, yaz aylarında görülen çocukluk çağı ishallerinin büyük bölümü doğru hijyen uygulamaları, güvenli gıda tüketimi ve yeterli sıvı desteği ile önlenebilir veya hafif atlatılabilir. Ancak özellikle küçük bebeklerde ve kronik hastalığı bulunan çocuklarda gelişen ishal vakalarında sıvı kaybı hızla ilerleyebileceği için uyarıcı belirtiler yakından takip edilmeli ve gerektiğinde vakit kaybetmeden çocuk hekimine başvurulmalıdır. Bu sayede ciddi sağlık sorunlarının önüne geçmek mümkün olacaktır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/yaz-aylarinda-cocuklarda-ishal-enfeksiyonlarina-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/yaz-aylarinda-cocuklarda-ishal-enfeksiyonlarina-dikkat.png" type="image/jpeg" length="95954"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz Aylarında Hafif Beslenirken Proteini İhmal Etmeyin]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/yaz-aylarinda-hafif-beslenirken-proteini-ihmal-etmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/yaz-aylarinda-hafif-beslenirken-proteini-ihmal-etmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Öğünler hafiflerken protein alımının yeterli düzeyde kalmasına özen göstermek gerekiyor. Günlük beslenmede bitkisel protein kaynaklarına yer vermek, öğünlerin besin değerini artırmaya katkı sağlıyor.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Yaz Aylarında Hafif Beslenirken Proteini İhmal Etmeyin</strong></h1>

<p><strong>Yaz aylarında hafif öğünler öne çıksa da protein ihtiyacı azalmıyor. Duru Gıda Beslenme Danışmanı Emine Uluçay, kurubaklagillerin bu dönemde hem besleyici hem de pratik bir çözüm sunduğunu belirtiyor.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Artan hava sıcaklıklarıyla birlikte beslenme alışkanlıkları değişiyor; ağır yemeklerin yerini salatalar, zeytinyağlılar, soğuk çorbalar ve hafif öğünler alıyor, et ve tavuk gibi hayvansal protein kaynaklarının tüketimi ise azalabiliyor. Uluçay, bu değişimin protein ihtiyacını göz ardı etmek anlamına gelmediğini belirtiyor:</p>

<p>“Öğünler hafiflerken protein alımının yeterli düzeyde kalmasına özen göstermek gerekiyor. Günlük beslenmede bitkisel protein kaynaklarına yer vermek, öğünlerin besin değerini artırmaya katkı sağlıyor.”</p>

<p><strong>Yaz sofralarının vazgeçilmez destekçisi: Kurubaklagiller</strong></p>

<p>Nohut, yeşil mercimek, kuru fasulye ve maş fasulyesi gibi kurubaklagiller, protein ve lif içerikleriyle dengeli beslenmenin önemli destekçileri arasında yer alıyor. Lif sayesinde tokluk hissine katkı sağlayan bu besinler, hafif öğünlerin besin değerini de yükseltebiliyor.</p>

<p>Sık tercih edilen salatalar tek başına yeterli protein içermeyebiliyor; bu noktada salatalara eklenen kurubaklagiller, öğünün protein ve lif dengesini tamamlıyor. Uluçay, “Kurubaklagiller sıcak yemeklerin yanı sıra salatalarda, yoğurtlu soğuk çorbalarda ve zeytinyağlı tariflerde de rahatlıkla kullanılabiliyor” diyerek kullanım alanlarının çeşitliliğine de dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Yazın pratik öğünleri için ideal bir alternatif</strong></p>

<p>Yaz aylarında dışarıda geçirilen sürenin artmasıyla ofis, piknik ve plaj gibi ortamlarda kolay taşınabilecek öğünler öne çıkıyor. Sıcakta mutfakta uzun vakit geçirmek istemeyenler için önceden haşlanmış kurubaklagiller pratik bir çözüm sunuyor.</p>

<p>Duru Pratik'in hazır haşlanmış ürünleri; salatalardan cacık ve soğuk yoğurt çorbalarına, zeytinyağlı tariflerden sebzeli yaz tabaklarına kadar birçok öğünde kolaylık sağlıyor ve uzun hazırlık süresine gerek kalmadan protein açısından zengin öğünler hazırlamayı mümkün kılıyor.</p>

<p><strong>Ekonomik ve sürdürülebilir bir tercih</strong></p>

<p>Kurubaklagiller, birçok hayvansal protein kaynağına kıyasla daha ekonomik bir alternatif sunuyor; farklı tariflerde kolayca kullanılabilmeleri de beslenme çeşitliliğine katkı sağlıyor. Konuyu sürdürülebilirlik açısından değerlendiren Uluçay, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Kurubaklagilleri düzenli olarak beslenme planına dahil etmek, protein ve lif alımını desteklerken beslenme çeşitliliğini de artırıyor. Haftada birkaç öğünde bitkisel protein kaynaklarına yer vermek hem bireysel sağlık hem de sürdürülebilir beslenme açısından değerli bir tercih.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/yaz-aylarinda-hafif-beslenirken-proteini-ihmal-etmeyin</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/protoin-eksikligi.jpg" type="image/jpeg" length="48473"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TANSİYONUNUZ KONTROL ALTINA ALINAMIYORSA…]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/tansiyonunuz-kontrol-altina-alinamiyorsa</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/tansiyonunuz-kontrol-altina-alinamiyorsa" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu iki belirti birlikte görülüyorsa, dikkat!  Dirençli hipertansiyonun nedeni aldosteron hormonu olabilir!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>TANSİYONUNUZ KONTROL ALTINA ALINAMIYORSA… </strong></h1>

<p><strong>Bu iki belirti birlikte görülüyorsa, dikkat!  Dirençli hipertansiyonun nedeni aldosteron hormonu olabilir! </strong></p>

<p><strong>Yıllardır iki veya daha fazla ilaç kullanmanıza rağmen Tansiyonunuz Düşmüyorsa Dikkat....</strong></p>

<p>Dünya genelinde yaklaşık 1 milyar 400 milyon, Türkiye’de de 20 milyon kişinin hipertansiyonla yaşadığı tahmin ediliyor. Kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü olan hipertansiyonun nedenleri arasında genellikle sağlıksız beslenme, genetik yatkınlık, aşırı tuz tüketimi ve hareketsiz yaşam gibi faktörler yer alıyor. Ancak özellikle dirençli hipertansiyon, böbreküstü bezinde gelişen bazı kitlelerin aşırı miktarda salgıladığı aldosteron hormonundan kaynaklanabiliyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, </strong>özellikle iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanmasına rağmen kan basıncı kontrol altına alınamayan ve potasyum düşüklüğü yaşayan hastaların böbreküstü bezi kitleleri açısından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. <strong>Doç. Dr. Mehmet Köstek,</strong> yüksek tansiyonun nedeninin ayrıntılı şekilde araştırılması ve tedavinin altta yatan sebebe yönelik planlanması gerektiğini vurgularken, “Günümüzde çoğunlukla kapalı yöntemlerle gerçekleştirilen cerrahi tedaviyle, aşırı aldosteron hormonu salgılayarak kan basıncını yükselten kitle çıkarılmaktadır. Operasyon sonrasında tansiyon normale dönebilmekte veya kullanılan ilaç sayısı önemli ölçüde azaltılabilmektedir” diyor.</p>

<p><strong>Bu hormon dirençli hipertansiyona neden olabiliyor!</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Her iki böbreğin hemen üzerinde bulunan ve 4-6 gram ağırlığında olan böbreküstü bezleri; kortizol, adrenalin ile aldosteron gibi yaşamsal önem taşıyan hormonları üretmek ve salgılamak gibi son derece önemli işlevler üstleniyor. Ancak, böbreküstü bezlerinde gelişen iyi huylu bir kitlenin, vücudun su ve mineral dengesini düzenleyen aldosteron hormonunu aşırı miktarda üretmesi durumunda böbreklerde sodyum ve su tutulması, buna bağlı olarak da potasyum kaybı gelişebiliyor. Bu durum kan basıncının yükselmesine ve hipertansiyona yol açabiliyor. Doç. Dr. Mehmet Köstek, fazla salgılanan aldosteron hormonunun dirençli hipertansiyonun en önemli nedenleri arasında yer aldığını ifade ederken, “Yüksek tansiyonla birlikte potasyum düşüklüğünün görülmesi aldosteron hormonunun fazla salgılandığını düşündüren önemli bulgulardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu bulguların varlığında böbreküstü bezinde hormon salgılayan bir kitle bulunup bulunmadığının mutlaka araştırılması gerekmektedir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>Kitleler çoğunlukla fark edilmiyor</strong></p>

<p>Böbreküstü bezindeki kitleler çoğu zaman belirti vermediği için genellikle fark edilmiyor. Bu nedenle hastalar iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanmalarına rağmen tedaviden istenen sonuç alınamayabiliyor. Uzun süre kontrol altında tutulamayan yüksek tansiyonun ilerleyen dönemde kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Mehmet Köstek,<strong> </strong> “Ayrıca, sürekli potasyum kaybı yaşanıyorsa, kas güçsüzlüğünden kalp ritim bozukluklarına kadar uzanan sağlık sorunları gelişebilmektedir. Hastalar bu değerlerin normale dönmesi için çok fazla miktarda potasyum takviyesi almak zorunda kalabilmektedir. Dolayısıyla böbreküstü bezi kitlesinde erken tanı ve tedavi son derece önemlidir” diye konuşuyor.</p>

<p><strong>Tanı süreci ayrıntılı değerlendirmeyle başlıyor</strong></p>

<p>Böbreküstü bezi kitlesinin tanısında ilk olarak hastanın tıbbi öyküsü ve şikayetleri ayrıntılı olarak değerlendiriliyor. Ardından ilgili hormon tetkikleri isteniyor. Kanda hormon düzeylerinde fazlalık tespit edilmesi durumunda, tomografi ve manyetik rezonans (MR) gibi kesitsel görüntüleme yöntemleri kullanılarak kitlenin hangi böbreküstü bezinde olduğu belirleniyor.</p>

<p><strong>Kapalı cerrahiyle başarılı sonuçlar alınıyor</strong></p>

<p>Cerrahi tedavide amaç, fazla hormon salgılayan böbreküstü bezi kitlesinin çıkarılmasıyla hormon düzeylerinin en kısa sürede normale dönmesini sağlamak. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek,<strong> </strong>günümüzde bu işlemin çoğunlukla laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemlerle kapalı olarak yapıldığını aktarırken, “Küçük kesilerle yapılan operasyonun ardından hastalar 1-2 gün içinde normal yaşamlarına dönebilmektedir. Ameliyat sonrası dönemde hastaların hormon düzeyleri düzenli olarak takip edilerek, gerekli durumlarda ilaç tedavileri yeniden düzenlenebilmektedir” bilgisini veriyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/tansiyonunuz-kontrol-altina-alinamiyorsa</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/tansiyonunuz-kontrol-altina-alinamiyorsa.webp" type="image/jpeg" length="15269"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diş hekimliğinde artık sadece el becerisi yeterli değil!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Ergün Yücel:  “Yapay zekâ hekimin yerine geçmiyor, hekime ikinci göz oluyor”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Diş hekimliğinde artık sadece el becerisi yeterli değil!</strong></h1>&#13;
&#13;
<p><strong>Prof. Dr. Ergün Yücel:  “Yapay zekâ hekimin yerine geçmiyor, hekime ikinci göz oluyor”</strong></p>&#13;
&#13;
<p><strong>Yapay zekâ destekli teşhis sistemlerinden dijital tedavi planlamalarına kadar pek çok yeniliğin mesleğin geleceğini şekillendirdiğine dikkat çeken</strong> <strong>Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, "Diş hekimliği çok hızlı değişen bir meslek alanı. Gelecek 10 yıla baktığımızda artık sadece el becerisi yeterli olmayacak. Bunun yanında teknolojiyle iç içe olmak, dijital sistemleri kullanabilmek, hatta yapay zekâyı anlayabilmek çok daha önemli hale geliyor. Biz öğrencilerimizi yalnızca bugünün değil, geleceğin diş hekimliği dünyasına hazırlıyoruz.</strong><strong> </strong><strong>Yapay zekâ hekimin yerine geçmiyor, hekime ikinci göz oluyor…” dedi.</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, geleceğin diş hekimlerinin günümüzde nasıl yetişmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Artık sadece el becerisi yeterli değil"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Diş hekimliğinin önümüzdeki yıllarda bugünkünden çok daha farklı bir noktaya ulaşacağını ifade eden Prof. Dr. Ergün Yücel, teknolojik gelişmelerin mesleğin doğasını değiştirdiğini söyledi.</p>&#13;
&#13;
<p>"Diş hekimliği çok hızlı değişen bir meslek alanı." diyen Yücel, "Gelecek 10 yıla baktığımızda artık sadece el becerisi yeterli olmayacak. Bunun yanında teknolojiyle iç içe olmak, dijital sistemleri kullanabilmek, hatta yapay zekâyı anlayabilmek çok daha önemli hale geliyor. Biz öğrencilerimizi yalnızca bugünün değil, geleceğin diş hekimliği dünyasına hazırlıyoruz.” dedi.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Bilgiyi ezberleyen değil, sorgulayan hekimler yetiştiriyoruz"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Teknolojinin önemine rağmen hekimliğin temelinde insanın bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergün Yücel, "Bizim temel yaklaşımımız; literatürü takip edebilen, bilimsel gelişmeleri izleyen, proje hazırlayabilen, sürekli öğrenmeye açık öğrenciler yetiştirmek. Bunun yanında teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin hastasını anlayabilen, doğru karar verebilen, düşünebilen, sorgulayan ve empati kurabilen hekimler yetiştirmek en önemli hedefimiz." diye konuştu.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Proje üretmeyen bir eğitim anlayışı eksik kalır"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Üsküdar Üniversitesi'nde bilimsel üretimin öğrencilik yıllarında başladığını belirten Prof. Dr. Yücel, "Öğrencilerimizin yalnızca bilgi tüketen değil, bilgi üreten bireyler olmalarını önemsiyoruz. Bu nedenle proje kavramı fakültemizde son derece önemli. Proje temelli öğrenci kongreleri düzenliyoruz, öğrencilerimizi ulusal ve uluslararası kongrelere katılmaları için teşvik ediyoruz, bilimsel çalışmalarda aktif görev almalarını destekliyoruz. Biz mezun olan bir öğrenciyi sadece klinikte hasta tedavi eden biri olarak değil, aynı zamanda yeni fikirler geliştirebilen, araştıran, sağlık teknolojileriyle ilgilenen ve bilime katkı sunabilen bir diş hekimi olarak yetiştirmeyi amaçlıyoruz." şeklinde konuştu.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Yapay zekâ hekimin yerine geçmiyor, hekime ikinci göz oluyor"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>&#13;
&#13;
<p>Yapay zekânın sağlık alanındaki yükselişinin diş hekimliğinde de çok belirgin şekilde hissedildiğini ifade eden Prof. Dr. Ergün Yücel, "Bugün yaşamın birçok alanında olduğu gibi diş hekimliğinde de yapay zekâ hem klinik uygulamalarda hem de öğrenci eğitiminde giderek daha fazla yer alıyor. Özellikle erken teşhis konusunda yapay zekâ destekli sistemler hekime ikinci bir göz gibi yardımcı oluyor. Böylece gözden kaçabilecek bazı bulguların atlanmasının önüne geçilebiliyor." dedi.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Dijital sistemler daha doğru tedavi planlaması sağlıyor"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Dijital teknolojilerin yalnızca tanıda değil, tedavi planlamasında da büyük kolaylık sağladığını dile getiren Prof. Dr. Yücel, "Dijital sistemlerin gelişmesiyle tedavi planlamaları daha hızlı ve daha doğru hale geliyor. Öğrencilerimiz eğitim süreçlerinde dijital görüntüler üzerinde çalışıyor, analiz yapmayı öğreniyor ve klinik kararlarını daha bilinçli şekilde oluşturuyor. Dijital sistemleri görerek, deneyimleyerek mezun oluyorlar.” ifadesinde bulundu.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Tecrübeli akademik kadromuz öğrencilerimize gerçek klinik deneyim kazandırıyor"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nin güçlü akademik kadrosunun önemli avantaj sağladığını belirten Prof. Dr. Yücel, "Alanında deneyimli akademisyenlerimiz sayesinde öğrencilerimiz yalnızca teorik bilgi almıyor; gerçek hasta deneyimiyle mesleklerini öğreniyorlar.” dedi.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Tüm eğitim alanları aynı bina içerisinde"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Fakültenin fiziksel altyapısının da eğitim kalitesini artırdığını ifade eden Prof. Dr. Ergün Yücel, "Kliniklerimiz, diş hastanemiz, dersliklerimiz ve preklinik laboratuvarlarımız aynı bina içerisinde bulunuyor. Böylece öğrencilerimiz teori ile pratiği aynı gün içerisinde kolaylıkla bir araya getirebiliyor. Bu entegre yapı eğitim kalitesine önemli katkı sağlıyor."</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"İstanbul'un merkezinde ulaşımı kolay bir fakülteyiz"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Merkezi konumun da öğrencilere önemli avantaj sunduğunu belirten Prof. Dr. Yücel, "İstanbul gibi büyük bir şehirde kolay ulaşılabilir bir kampüste eğitim görmek öğrenciler açısından ciddi bir avantaj oluşturuyor." ifadesinde bulundu.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"DUS hazırlığında da öğrencilerimizin yanındayız"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Diş Hekimliğinde Uzmanlık Sınavı (DUS) hazırlık sürecine de destek verdiklerini belirten Prof. Dr. Yücel, "Fakültemizde DUS kontenjanlarının açılmış olması önemli bir avantaj. Bunun yanında öğrencilerimizin uzmanlık sınavına hazırlık süreçlerini de destekliyoruz. Akademik kariyer hedefleyen öğrencilerimize güçlü bir altyapı sunuyoruz."</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"SGK anlaşması sayesinde öğrencilerimiz çok sayıda vaka görüyor"</strong></p>&#13;
&#13;
<p> anlaşmalı olmasının öğrencilere önemli klinik deneyim kazandırdığını belirten Prof. Dr. Yücel, "SGK anlaşmamız sayesinde hasta sayımız süreklilik gösteriyor. Öğrencilerimiz çok farklı yaş gruplarından ve farklı hastalıklardan oluşan geniş bir vaka çeşitliliğini görme fırsatı yakalıyor. Mezun olmadan önce ne kadar fazla vaka görürlerse mesleğe o kadar güçlü başlıyorlar." dedi.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Teknoloji gelişse de diş hekimliğinin merkezinde insan vardır"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Tüm teknolojik gelişmelerin insan faktörünün önüne geçemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Ergün Yücel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>&#13;
&#13;
<p>"Tüm teknolojik gelişmelere karşın hastayla kurulan iletişim, güven, empati insan odaklı mesleğimizin en önemli kavramları olup, bizler eğitimde bu noktalara ve insani değerleri özümsemiş öğrenciler yetiştirmeye özellikle önem veriyoruz. Öğrencilerimiz sadece tedavi yapmayı değil, hastayla doğru şekilde iletişim kurmayı da öğreniyorlar.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diş Sağlığı</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil.jpeg" type="image/jpeg" length="11984"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz İshallerine Karşı Güçlü Bir Kalkan: Çinko Desteğinin Önemi]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/yaz-ishallerine-karsi-guclu-bir-kalkan-cinko-desteginin-onemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/yaz-ishallerine-karsi-guclu-bir-kalkan-cinko-desteginin-onemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarının gelmesiyle birlikte artan hava sıcaklıkları; gıdaların normalden çok daha hızlı bozulmasına ve bakteriyel çoğalmanın hızlanmasına zemin hazırlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>YAZ İSHALLERİNE KARŞI GÜÇLÜ BİR KALKAN: ÇİNKO DESTEĞİNİN ÖNEMİ</strong></h1>

<h2><strong>Sıcak yaz aylarında değişen beslenme alışkanlıkları ve havuz kullanımı akut ishal vakalarını artırıyor. Uzmanlar, özellikle çocuklar ve yaşlılar için risk oluşturan yaz ishallerinin tedavisinde çinko takviyesinin kritik bir rol oynadığını vurguluyor.</strong></h2>

<p><strong>SAĞLIK / GÜNDEM –</strong> Yaz aylarının gelmesiyle birlikte artan hava sıcaklıkları; gıdaların hızla bozulmasına ve bakteriyel çoğalmanın hızlanmasına zemin hazırlıyor. Tatil dönemlerinde değişen beslenme düzeni, yetersiz hijyen koşulları, havuz ve su parklarının yoğun kullanımı ile açıkta satılan gıdaların tüketilmesi akut ishal sıklığını belirgin şekilde artırıyor. Bu durum özellikle çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler için ciddi sağlık risklerini beraberinde getiriyor.</p>

<h3>💧 Sıvı Dengesinin Yanı Sıra Çinko Desteği Şart</h3>

<p>Uluslararası kılavuzlara göre akut ishal tedavisinin temelini; ağızdan sıvı ve elektrolit çözeltileri ile kaybedilen sıvının yerine konması ve yaşa uygun beslenmenin sürdürülmesi oluşturuyor. Ancak modern tıp dünyasında bu tedavi protokolünün en önemli tamamlayıcılarından biri olarak çinko desteği öne çıkıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>🩺 "Çinko İshalin Süresini Kısaltıyor ve Tekrarlamasını Önlüyor"</h3>

<p>Konuya ilişkin kritik açıklamalarda bulunan Orzax Medikal Müdürü Gamze Kavas, çinkonun bağırsak sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek şu bilgileri paylaştı:</p>

<blockquote>
<p><i>"Yaz aylarında karşılaştığımız akut ishal vakaları, özellikle hassas yaş gruplarında yaşam kalitesini hızla düşürebilmektedir. Çinko, bağırsak mukozasının yapısal ve fonksiyonel bütünlüğünün korunmasında hayati bir elementtir. Bağırsak epitelinin yenilenmesini destekleyerek mukozal iyileşmeyi hızlandırır, bağırsak su ve elektrolit salgısını azaltmaya yardımcı olur.</i></p>

<p><i>Klinik çalışmalar göstermektedir ki; çinko desteği akut ishalin süresini kısaltmakta, dışkı çıkışını azaltmakta ve takip eden 2-3 ay içerisinde yeni ishal ataklarının görülme riskini düşürmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve UNICEF de akut ishal geçiren çocuklarda standart sıvı tedavisinin yanı sıra 10-14 gün süreyle çinko desteği önermektedir. Bu süreçte biyoyararlanımı yüksek, aminoasit bağlı organik bir form olan çinko bisglisinat tercih edilmesi güvenilir bir alternatif sunmaktadır."</i></p>
</blockquote>

<h3>🛡️ Yaz İshallerinden Korunmak İçin 5 Temel Kural</h3>

<p>Gamze Kavas, hastalıktan korunmak için dikkat edilmesi gereken temel önlemleri ise şöyle sıraladı:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Güvenli İçme Suyu:</strong> Tüketilen suyun hijyeninden emin olunmalı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>El Hijyeni:</strong> Eller sık sık ve sabunla yıkanmalı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Gıda Saklama Koşulları:</strong> Yiyecekler uygun sıcaklıklarda muhafaza edilmeli.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Çapraz Bulaşmayı Önleme:</strong> Çiğ ve pişmiş gıdalar ayrı alanlarda hazırlanmalı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Meyve ve Sebze Temizliği:</strong> Tüketilmeden önce gıdalar bol suyla yıkanmalı.</p>
 </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/yaz-ishallerine-karsi-guclu-bir-kalkan-cinko-desteginin-onemi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 08:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/yaz-ishallerine-karsi-guclu-bir-kalkan-cinko-desteginin-onemi.jpg" type="image/jpeg" length="17385"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser İlacı İçin 1,5 Milyar Dolarlık Anlaşma!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kanser-ilaci-icin-15-milyar-dolarlik-anlasma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kanser-ilaci-icin-15-milyar-dolarlik-anlasma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Küresel ilaç sektöründe dengeleri değiştirecek dev bir satın alma hamlesi geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>İlaç Sektöründe Dev İmza: AstraZeneca'dan Kanser İlacı İçin 1,5 Milyar Dolarlık Anlaşma!</strong></h1>

<h2><strong>İngiliz ilaç devi AstraZeneca, akciğer kanseri tedavisinde çığır açması beklenen 'Zegfrovy' adlı ilacın küresel haklarını satın almak için Çinli biyoteknoloji firması Dizal ile milyar dolarlık dev bir anlaşmaya imza attı. Anlaşmanın duyulmasıyla piyasalar hareketlendi.</strong></h2>

<p><strong>SAĞLIK / EKONOMİ –</strong> Küresel ilaç sektöründe dengeleri değiştirecek dev bir satın alma hamlesi geldi. Dünyanın en büyük ilaç üreticilerinden biri olan AstraZeneca, yenilikçi akciğer kanseri ilacı <strong>Zegfrovy</strong>’nin küresel haklarını bünyesine katmak adına Çin merkezli Dizal firması ile masaya oturdu. Anlaşmanın toplam değerinin milyar dolarları bulacağı açıklandı.</p>

<h3><strong>Peşin Ödeme 600 Milyon Dolar: Toplam Değer 1,5 Milyar Doları Bulacak</strong></h3>

<p>Yapılan resmi açıklamaya göre AstraZeneca, bu stratejik hamle kapsamında Çinli Dizal firmasına ilk etapta <strong>600 milyon dolar peşin ödeme</strong> gerçekleştirecek. İlerleyen süreçte klinik başarılar, yasal ruhsat onayları ve küresel satış hedeflerinin sorunsuz bir şekilde hayata geçirilmesi durumunda, anlaşmanın toplam nakit değerinin tam <strong>1,5 milyar dolara</strong> ulaşabileceği belirtildi. Dev işlemin resmi olarak 2026 yılının ikinci yarısında tamamlanması bekleniyor.</p>

<h3><strong>Borsada Dizal Hisseleri Tavan Yaptı!</strong></h3>

<p>İlaç sektöründeki bu dev ortaklık kararı piyasalar tarafından oldukça hızlı ve olumlu fiyatlandı. Anlaşmanın küresel basına yansımasının hemen ardından, Şanghay Borsası’nda işlem gören Çinli biyoteknoloji şirketi Dizal’ın hisseleri <strong>yüzde 20 oranında yükselerek</strong> adeta tavan yaptı. Yatırımcılar, bu stratejik ortaklığı şirketin geleceği açısından büyük bir sıçrama olarak değerlendirdi.</p>

<h3><strong>Faz III Çalışmasında Büyük Başarı: Hastalığı 10,3 Ay Kontrol Altında Tutuyor</strong></h3>

<p>Anlaşmaya konu olan akciğer kanseri ilacı Zegfrovy’nin birinci basamak tedavisindeki etkinliği, tıp dünyasında büyük ses getiren <strong>WU-KONG28 Faz III</strong> çalışması ile kanıtlandı. Uluslararası ölçekte yürütülen ve tam 324 hastanın katıldığı bu kapsamlı klinik araştırmada çarpıcı sonuçlar elde edildi:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Zegfrovy kullanan kanser hastalarında, hastalığın ilerlemeden kontrol altında tutulduğu medyan sürenin <strong>10,3 ay</strong> olduğu tespit edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>Bu süre, akciğer kanseri tedavisinde hedefe yönelik tedaviler açısından oldukça umut verici bir başarı olarak nitelendiriliyor.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kanser-ilaci-icin-15-milyar-dolarlik-anlasma</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 19:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/kanser-ilaci-icin-15-milyar-dolarlik-anlasma.jpg" type="image/jpeg" length="62534"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aldığınız Yumurta Aslında Ne Kadar Sağlıklı?]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/aldiginiz-yumurta-aslinda-ne-kadar-saglikli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/aldiginiz-yumurta-aslinda-ne-kadar-saglikli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Market raflarında sıklıkla karşılaştığımız yumurtaların üzerindeki harf ve rakamlar ne anlama geliyor?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Yumurta Alırken Bu Kodlara Dikkat! Aldığınız Yumurta Aslında Ne Kadar Sağlıklı?</strong></h1>

<h2><strong>Market raflarında sıklıkla karşılaştığımız yumurtaların üzerindeki harf ve rakamlar ne anlama geliyor? İşte paranızın karşılığını tam almanızı sağlayacak yumurta şifreleri...</strong></h2>

<p><strong>YAŞAM / TÜKETİCİ REHBERİ –</strong> Kahvaltı sofralarımızın vazgeçilmezi olan yumurta alırken çoğumuz sadece fiyatına ya da markasına bakıyoruz. Ancak yumurtaların üzerinde basılı olan o kırmızı/siyah kodlar, aslında ne yediğimizi, tavuğun nasıl bir ortamda büyütüldüğünü ve ödediğimiz paraya değip değmediğini doğrudan gösteriyor. Tüketicilerin bilinçli alışveriş yapabilmesi adına, yumurta üzerindeki "boy" ve "yetiştirme" kodlarının gizemini çözüyoruz.</p>

<h3><strong>🔍 İlk Rakam Çok Önemli: Tavuk Nasıl Yetiştirildi?</strong></h3>

<p>Yumurta kabuğunun üzerinde yer alan kodun en başındaki ilk rakam, tavuğun yetiştirilme sistemini ifade eder. Sağlığınız ve bütçeniz için bu rakamların anlamlarını mutlaka bilmeniz gerekiyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>0 (Organik Tavuk Yumurtası):</strong> En yüksek standartlı üretimdir. Tavuklar tamamen organik, GDO'suz yemlerle beslenir ve açık havada serbestçe dolaşabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>1 (Serbest Dolaşan / Açık Dolaşım):</strong> Tavuklar kapalı bir kümese tıkılmamıştır; gün içinde serbestçe dışarı çıkıp dolaşabilen hayvanlardan elde edilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>2 (Kümes İçi Kafessiz / Özgür Gezen):</strong> Tavuklar dar kafeslerde değildir ancak dışarıya yani açık havaya çıkamazlar; kapalı devasa kümeslerin içinde serbestçe hareket ederler.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>3 (Kafesli / Kapalı Kümes):</strong> Endüstriyel üretimin en kısıtlı ve en geleneksel yöntemidir. Tavuklar tamamen kapalı kümeslerde, katlı kafes sistemlerinin içinde yaşar.</p>
 </li>
</ul>

<p><img alt="Yumurta Alırken Bu Kodlara Dikkat! Aldığınız Yumurta Aslında Ne Kadar Sağlıklı" height="670" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/07/yumurta-alirken-bu-kodlara-dikkat-aldiginiz-yumurta-aslinda-ne-kadar-saglikli.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1200" /></p>

<h3><strong>⚖️ S, M, L, XL Ne Anlama Geliyor?</strong></h3>

<p>Yumurtanın üzerindeki harfler ise tıpkı kıyafetlerde olduğu gibi yumurtanın büyüklüğünü (ağırlığını) ifade eder. Özellikle hamur işi tariflerinde kıvamı tutturmak için bu gramajlara dikkat etmek gerekir:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>S (Small - Küçük):</strong> 53 gram ve altındaki yumurtalardır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>M (Medium - Orta):</strong> 53 ile 63 gram aralığındadır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>L (Large - Büyük):</strong> 63 ile 73 gram aralığındadır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>XL (Extra Large - Çok Büyük):</strong> 73 gram ve üzeri ağırlığa sahip dev yumurtalardır.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/aldiginiz-yumurta-aslinda-ne-kadar-saglikli</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 17:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/yumurta-alirken-bu-kodlara-dikkat-aldiginiz-yumurta-aslinda-ne-kadar-saglikli.jpg" type="image/jpeg" length="40386"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[GELECEĞİN EN BÜYÜK AYRICALIĞI SAĞLIKLI YAŞ ALMAK]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/gelecegin-en-buyuk-ayricaligi-saglikli-yas-almak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/gelecegin-en-buyuk-ayricaligi-saglikli-yas-almak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biyolojik yaşını 13 yıl geriye taşıdığını belirten Talbot, asıl hedefinin yalnızca genç görünmek olmadığını, kırklı ve ellili yaşların kadınlar için en güçlü, üretken ve enerjik dönem olabileceğini göstermek olduğunu ifade ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>GELECEĞİN EN BÜYÜK AYRICALIĞI SAĞLIKLI YAŞ ALMAK</strong></h2>

<p><strong>Şirin Talbot, longevity'nin geleceğini ve kadınların yeni güç çağını MAG için anlattı…</strong></p>

<p><strong>Longevity alanındaki çalışmalarıyla uluslararası ölçekte dikkat çeken biyohacker ve girişimci Şirin Talbot, MAG'ın Temmuz sayısına konuk oldu. "Kadınların Yeni Güç Çağı" başlığıyla hazırlanan özel röportajda Talbot; biyolojik yaş kavramından insan bedeninin gerçek potansiyeline, geleceğin sağlık anlayışından kadınların yaşamın her dönemindeki gücüne kadar dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu…</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Biyolojik yaşını 13 yıl geriye taşıdığını belirten Talbot, asıl hedefinin yalnızca genç görünmek olmadığını, kırklı ve ellili yaşların kadınlar için en güçlü, üretken ve enerjik dönem olabileceğini göstermek olduğunu ifade ediyor. İnsan bedenini "optimize edilebilir bir sistem" olarak tanımlayan Talbot, longevity yaklaşımının temelinde bedenin doğal yenilenme kapasitesini doğru yönetmenin yer aldığını vurguluyor.</p>

<p>Röportajda longevity'nin geleceğine ilişkin çarpıcı öngörülerini de paylaşan Talbot, gelecekte toplumsal sınıf ayrımının ekonomik değil biyolojik olacağını savunuyor. Lüks tüketim anlayışının yerini sağlıklı yaş almak, yüksek enerji seviyesi ve güçlü bir biyolojik yapının alacağını belirten Talbot, "Longevity artık bir lüks değil, geleceğin en değerli ayrıcalığı" değerlendirmesinde bulunuyor.</p>

<p>Sağlık sistemlerinin hâlâ hastalık odaklı ilerlediğini söyleyen Talbot, kendi çalışmalarının ise insanın biyolojik kapasitesini ortaya çıkarmaya odaklandığını belirtiyor. İnsanların büyük bölümünün sahip olduğu potansiyelin yalnızca küçük bir kısmını kullanabildiğini ifade eden Talbot'a göre, geleceğin en büyük keşfi yeni bir ilaç değil, insan bedeninin gerçek kapasitesinin fark edilmesi olacak.</p>

<p>Kadınların yaş alma sürecine yönelik toplumsal algıyı da değerlendiren Talbot, asıl baskının kırışıklıklar değil, görünmez hâle gelme korkusu olduğunu dile getiriyor. Kadınların en güçlü dönemlerinin kırklı yaşlardan sonra başlayabileceğini savunan Talbot, longevity'nin amacının zamanı geri çevirmek değil, kadınların yaşamın her döneminde güçlü, üretken ve etkili kalmasını sağlamak olduğunu söylüyor.</p>

<p>Yapay zekâ ve biyoteknolojinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Talbot, sağlıklı yaşam süresinin uzamasının yalnızca tıbbı değil; ekonomi, eğitim, siyaset ve sosyal yaşamı da dönüştüreceğini belirtiyor. Ona göre geleceğin en büyük teknolojisi yapay zekâ değil, "İnsan 2.0" olacak.</p>

<p>Longevity alanında giderek artan trendleri de eleştiren Talbot, sağlık adına geliştirilen birçok yaklaşımın zamanla takıntıya dönüştüğünü ifade ediyor. "Hayatı uzatmaya çalışırken yaşamayı unutmamak gerekiyor." diyen Talbot, gerçek longevity felsefesinin yıllara ömür eklemek değil, ömre kaliteli yıllar kazandırmak olduğunu vurguluyor.</p>

<p>MAG'ın Temmuz sayısında yer alan kapsamlı röportajda Şirin Talbot; bilim, teknoloji, sağlık ve kadınların geleceğine dair dikkat çeken bakış açısıyla, longevity kavramını yalnızca bireysel bir yaşam biçimi olarak değil, geleceğin toplumsal dönüşüm alanlarından biri olarak ele alıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/gelecegin-en-buyuk-ayricaligi-saglikli-yas-almak</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 18:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/gelecegin-en-buyuk-ayricaligi-saglikli-yas-almak.jpg" type="image/jpeg" length="38267"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hızlı Kilo Vermek için Sağlığınızı Riske Atmayın!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/hizli-kilo-vermek-icin-sagliginizi-riske-atmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/hizli-kilo-vermek-icin-sagliginizi-riske-atmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz döneminde hızlı kilo verme isteğinin artmasıyla birlikte zayıflama iğnelerine olan ilginin de yükseldiğine dikkat çeken Dr. Ümit Aktaş, bu ilaçların masum ve zahmetsiz birer çözüm gibi gösterilmesinin büyük bir aldatmaca olduğunu ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Hızlı Kilo Vermek için Sağlığınızı Riske Atmayın!</strong></h2>

<p></p>

<p><strong>Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, yaz aylarının gelmesiyle birlikte hızlı kilo vermek isteyenlerin başvurduğu tehlikeli yöntemler ve zayıflama iğnelerinin saklanan gerçekleri hakkında hayati uyarılarda bulundu. Yaptığı açıklamada, özellikle yaz sezonunda mucizevi kurtarıcı gibi pazarlanan zayıflama enjeksiyonlarının insan sağlığı üzerinde geri dönülmez hasarlar bıraktığını belirten Dr. Aktaş, kısa sürede zayıflama vaatlerinin ardında büyük tehlikeler yer aldığını söyledi.</strong></p>

<p></p>

<p>Yaz döneminde hızlı kilo verme isteğinin artmasıyla birlikte zayıflama iğnelerine olan ilginin de yükseldiğine dikkat çeken <strong>Dr. Ümit Aktaş</strong>, bu ilaçların masum ve zahmetsiz birer çözüm gibi gösterilmesinin büyük bir aldatmaca olduğunu ifade etti. Aktaş, fit bir görünüme kavuşmanın tek sağlıklı yolunun kısa vadeli şok çözümler değil, doğru beslenme alışkanlıkları ve düzenli fiziksel aktivite olduğunu dile getirdi.</p>

<p></p>

<p><strong>"Hızlı Zayıflama Vaatlerine Karşı Dikkatli Olunmalı" </strong></p>

<p>Yaz döneminde hızlı kilo verme isteğinin artmasıyla birlikte bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri ve iğnelerinin oluşturabileceği risklere dikkat çeken <strong>Dr. Ümit Aktaş</strong>, kısa sürede zahmetsiz kilo verme vaatlerinin tamamen asılsız ve sağlığa zararlı olduğunu belirtti. Bu ilaçların iddia edildiği gibi mucizevi olmadığını vurgulayan Dr. Aktaş, “Bu ürünler belki yaza girerken kilonuzun yüzde 15'ini kaybettirecektir ancak bıraktığınız anda o kiloları istisnasız geri alacaksınız. Üstelik sadece yağ kaybetmiyorsunuz, ilaç ağırlıklı olarak kas ve kemik kaybına yol açarak kemik erimesine ve bağışıklık sisteminin çökmesine de neden oluyor. Dünyada size kim kısa sürede zahmetsizce kilo vermeyi vadediyorsa veya 'yaza özel zayıflatan mucize ürün' adı altında satış yapmaya çalışıyorsa, bu iddiaların tamamen asılsız olduğunu bilmeniz gerekir. Kısa yoldan zayıflama vaadiyle sunulan bu ürünlerin tamamı sağlığa zararlıdır. Kalıcı ve sağlıklı kilo vermenin tek bir yolu vardır: Beslenme alışkanlıklarınızı düzene sokmak ve düzenli egzersiz yapmaktır. Bunun dışında hiçbir kestirme yol bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><strong>İlaç Yan Etkileri Bildirilmezken Bu İğneleri Kullanmak Büyük Risk</strong></p>

<p><strong>Dr. Ümit Aktaş,</strong> bilinçsiz ilaç kullanımına dikkat çekerken zayıflama iğnelerine ilişkin şu uyarılarda bulundu: “OECD verilerine göre kişi başına düşen antibiyotik tüketiminde ilk sıralarda yer alan ülkemizde, ilaç kullanımı konusunda genel bir farkındalık eksikliği yaşanıyor. Henüz antibiyotiklerin bilinçsiz tüketiminden kaynaklanan ritim bozuklukları gibi sağlık risklerini tam olarak gündemimize almamışken, bugün de zayıflama iğneleri benzer bir kontrolsüz kullanım tehdidiyle karşımıza çıkıyor. Bu iğneler; pankreas ve safra kesesi iltihaplarına yol açabilir. Ayrıca en tehlikelisi, pankreas kanserine ve tiroid kanserine neden olabilir. Popüler trendler uğruna sağlığımızı riske atmak yerine; doğru beslenme ve egzersizi öncelik haline getirmeliyiz”.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yaz Sezonu İçin 3 Ay Dişinizi Sıkmak Yeterli</strong></p>

<p>Plajda güzel görünmek adına ölümcül yan etkileri olan kimyasallar yerine yaşam tarzı değişikliğine yönelmesi gerektiğini belirten Dr. Ümit Aktaş, sağlıklı zayıflama formülünü şu sözlerle özetledi: “Üç beş kilo vereceğim, yaza fit gireceğim diye bu ölümcül riskleri almaya kesinlikle değmez. Formül çok basittir; ekmeği ve karbonhidratı kesin, tatlıdan ve şekerden uzaklaşın. Bol sağlıklı yağ, bol protein ve bol sebzeyle beslenin. Her gün mutlaka sahilde, parkta bir saat yürüyüş yapın. Sadece 3 ay dişinizi sıkın ve beslenmenizi düzene sokun, görün bakın nasıl sağlıklı kilo veriyorsunuz” şeklinde ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/hizli-kilo-vermek-icin-sagliginizi-riske-atmayin</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 05:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/hizli-kilo-vermek-icin-sagliginizi-riske-atmayin.jpg" type="image/jpeg" length="77398"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
