<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Ataşehir | Ataşehir Haber - Ataşehir Haberleri</title>
    <link>https://www.atasehirweb.com</link>
    <description>Ataşehir | Ataşehir Haber - Ataşehir Haberleri - Son Dakika -  Ataşehir Haberler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.atasehirweb.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 07 May 2026 14:19:27 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[KALP SAĞLIĞI HAYAT KALİTESİNİ DE ARTIRIYOR]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalbin düzenli ve dengeli çalışması yalnızca dolaşım sistemini değil; beyin, böbrek ve akciğerler gibi organların da sağlığını olumlu etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>KALP SAĞLIĞI HAYAT KALİTESİNİ DE ARTIRIYOR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kalbin düzenli ve dengeli çalışması yalnızca dolaşım sistemini değil; beyin, böbrek ve akciğerler gibi organların da sağlığını olumlu etkiliyor.</p>

<p>Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de kalp ve damar hastalıkları en yaygın ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor ve ülkemizdeki her üç ölümden biri kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor.</p>

<p>Bu nedenle hayat tarzında yapılan birkaç küçük değişiklikle kalp sağlığının korunması büyük önem taşıyor. Memorial Dicle Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Serkan Akdağ, kalp sağlığının korunması için önemli bilgiler verdi.</p>

<p><strong>Sigara kalp krizi ve inme riskini artırıyor</strong></p>

<p>Kalp, vücudun tüm organlarına oksijen ve besin taşıyan kanı pompalayan hayati bir organ olarak, sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturmaktadır. Kalp ve damar hastalıklarının oluşumunda en önemli risk faktörleri şunlardır;</p>

<ul>
 <li>Genetik yatkınlık</li>
 <li>Hipertansiyon</li>
 <li>Diyabet ve yüksek kolesterol</li>
 <li>Tütün ve alkol kullanımı</li>
 <li>Dengesiz beslenme</li>
 <li>Obezite</li>
 <li>Hareketsiz yaşam tarzı</li>
 <li>Yoğun stres</li>
</ul>

<p>Özellikle sigara ve tütün ürünleri damar yapısını bozarak kalp krizi ve inme riskini ciddi oranda artırabilmektedir. Ayrıca bu alışkanlıkların genç yaşlarda edinilmesinin uzun vadeli sağlık sorunlarına da zemin hazırladığı tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>Yaşam tarzında yapılacak birkaç küçük değişiklik kalp sağlığını olumlu etkiliyor</strong></p>

<p>Kalp sağlığını korumanın en etkili yolu, yaşam tarzında yapılacak doğru değişikliklerden geçmektedir. Zeytinyağı, sebze ve meyveler, tam tahıllar ve çiğ kuruyemişler gibi kalp dostu besinlerin tüketilmesi kalp ve damar sağlığı için önemli önerilerin başında gelmektedir. Buna karşılık işlenmiş gıdalar, aşırı tuz, yüksek yağ ve karbonhidrat içeren besinler ile fast-food tüketiminden kaçınılması gerekir. Hareketsiz yaşamın ve stres de kalp sağlığını olumsuz etkilediği için düzenli fiziksel aktivitenin de yapılması gerekir. Haftada en az 4 gün, 30 dakika tempolu yürüyüş ve haftada 3 gün yüzme gibi egzersizler kalp krizi ve inme riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya çıkarmıştır.</p>

<p><strong>Kalp damar hastalıkları erken teşhis ile kontrol altına alınabiliyor </strong></p>

<p>Düzenli kardiyak kontroller, kalp hastalıklarının erken teşhisinde kritik rol oynamaktadır. Elektrokardiyografi (EKG), ekokardiyografi (EKO), efor testi, Holter ve koroner BT anjiyografi gibi tanı yöntemleri sayesinde kalbin elektriksel aktivitesi, yapısal özellikleri ve damar sağlığı detaylı şekilde değerlendirilebilmektedir. Büyük ölçüde önlenebilir olan kalp ve damar hastalıkları alınan önlemler ve erken teşhis ile tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle kalp damar hastalığı riskini en aza indirmek için bu önlemleri almakla hayat tarzınızda değişime gidebilirsiniz;</p>

<ul>
 <li>Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun</li>
 <li>Dengeli ve sağlıklı beslenin</li>
 <li>Düzenli egzersizi yaşam tarzı haline getirin</li>
 <li>Stresinizi kontrol altına alın</li>
 <li>Düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/05/kalp-krizi-riski-700x311.jpg" type="image/jpeg" length="39265"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[EKLEM YAŞLANMASINI DURDURMAK MÜMKÜN MÜ?]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/eklem-yaslanmasini-durdurmak-mumkun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/eklem-yaslanmasini-durdurmak-mumkun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eklem dokularının “biyolojik yaşı”; takvim yaşından çok, mekanik yüklenme, inflamasyon düzeyi ve yaşam tarzı ile şekillenir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>EKLEM YAŞLANMASINI DURDURMAK MÜMKÜN MÜ?</strong></p>

<p>Eklem sağlığı çoğu zaman yalnızca yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görülse de, güncel bilimsel veriler bunun büyük ölçüde yaşam tarzı ve hareket alışkanlıklarıyla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Modern ortopedi yaklaşımında artık sadece ağrıyı tedavi etmek değil; eklemin biyomekaniğini anlamak, hareketi analiz etmek ve süreci erken dönemde yönetmek ön plana çıkıyor. Doğru değerlendirme ve kişiye özel planlama ile eklem problemlerinin ilerlemesi yavaşlatılabiliyor hatta birçok durumda cerrahiye gerek kalmadan kontrol altına alınabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mahmud Aydın, eklem yaşlanmasının sebepleri ve tedavi yöntemleri hakkındaki soruları yanıtladı.</p>

<p><strong>Doğru hareket sağlıklı ve genç eklemler</strong></p>

<p>Eklem dokularının “biyolojik yaşı”; takvim yaşından çok, mekanik yüklenme, inflamasyon düzeyi ve yaşam tarzı ile şekillenir. Doğru ve düzenli hareket eden eklemler, hareketsiz ya da yanlış yüklenen eklemlere kıyasla fonksiyonlarını çok daha uzun süre koruyabilir. Bu nedenle hareketin bir yaşı yoktur; aksine doğru hareket, eklem sağlığının en güçlü belirleyicisidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Eklem ağrısı sadece bulunduğu yerden kaynaklanmayabilir</strong></p>

<p>Eklem ağrıları çoğu zaman yalnızca ağrı hissedilen bölgeden kaynaklanmaz. Modern ortopedi yaklaşımına göre bu ağrılar, vücuttaki biyomekanik zincirin bozulmasının bir sonucu olabilir. Örneğin diz ağrısı; kalça stabilitesindeki bir zayıflık, ayak basış bozukluğu veya omurga hizalanmasındaki problemle ilişkili olabilir. Bu nedenle güncel yaklaşımda yalnızca ağrılı bölgeyi değil, tüm kinetik zinciri değerlendirmek esastır. Bu bakış açısı, hem doğru tanı koymayı kolaylaştırır hem de gereksiz cerrahi müdahalelerin önüne geçer.</p>

<p><strong>Sadece MR yetmez, hareket analizi tanıyı değiştiriyor</strong></p>

<p>Geleneksel görüntüleme yöntemleri (MR, BT) önemli bilgiler sunsa da yalnızca statik veriler sağlar. Oysa birçok ortopedik problem, hareket sırasında ortaya çıkar. Bu noktada devreye giren yeni nesil teknolojiler, özellikle hareket halindeki vücudu analiz ederek fark yaratmaktadır. Radyasyonsuz yürüme ve postür analiz sistemleri sayesinde omurga ve alt ekstremite hizalanması dinamik olarak değerlendirilebilir. Böylece statik görüntülemede fark edilemeyen; yürürken oluşan yük dağılımı bozuklukları, vücudun ağrıyı azaltmak için geliştirdiği gizli denge ve telafi hareketleri ve zamanla başka bölgelere binen fazla yük net şekilde ortaya konur.</p>

<p><strong>Hem statik hem de dinamik değerlendirme sunar</strong></p>

<p>DİERS (Formetric / 4D Motion Lab), omurga ve postürü radyasyon kullanmadan analiz eden ileri teknoloji bir sistemdir. Yüzey topografisi ve optik sensörler aracılığıyla çalışan bu sistem, hem statik hem de dinamik değerlendirme imkanı sunar. DİERS ile omurga hizalanması, pelvis pozisyonu, yük dağılımı, yürüme paterni (4D analiz ile) analiz edilir.</p>

<p>Skolyoz takibi, postür bozuklukları, bel ve sırt ağrıları, yürüme bozuklukları, alt ekstremite yük dağılım analizi, sporcu performans değerlendirmesi yapılabilir. En önemli avantajlarından biri, tamamen radyasyonsuz ve non-invaziv olmasıdır. Özellikle 4D analiz sayesinde hastanın yürüyüşü anlık olarak incelenir ve zaman içindeki hareket değişimleri detaylı şekilde ortaya konur.</p>

<p><strong>Kıkırdak hasarı tamamen iyileşir mi?</strong></p>

<p>Kıkırdak dokusunun kendini yenileme kapasitesi sınırlıdır; ancak günümüzde gelişen rejeneratif tedavilerle bu süreç desteklenebilmektedir. Eklem içi enjeksiyonlar (PRP, hyaluronik asit), hücresel tedaviler ve biyolojik ajanlar; inflamasyonu azaltarak ve doku iyileşmesini destekleyerek eklem ömrünü uzatabilir. İlk amacı desteklemektir, erken evrede oldukça etkilidir. İkincisi ise onarmaktır (repair/regenerate) ve seçilmiş hasta grubunda mümkündür. Doğru hasta ve doğru zamanda uygulandığında bu tedaviler, cerrahi ihtiyacını geciktirebilir hatta bazı durumlarda tamamen ortadan kaldırabilir.</p>

<p><strong>Yaşam tarzı değişikliği önemli</strong></p>

<p>Birçok ortopedik sorun aslında önlenebilir niteliktedir. Doğru egzersiz ve kas dengesi, sağlıklı vücut ağırlığı, inflamasyonu azaltan beslenme, düzenli ve çeşitli hareket eklem sağlığını belirleyen temel faktörlerdir. Özellikle fazla kilo, eklemlere binen yükü katlayarak artırır ve kıkırdak yıpranmasını hızlandırır. Bu nedenle günümüzde “longevity” yaklaşımıyla yalnızca yaşam süresi değil, hareket kalitesi ve bağımsızlık da korunmaya çalışılmaktadır.</p>

<p><strong>Eklem sağlığında doğru yaklaşım: Erken önlem</strong></p>

<p>Eklem sağlığına yaklaşım reaktif değil, proaktif olmalıdır. Kısacası ağrı başladıktan sonra değil, sorun oluşmadan önce önlem alınmalıdır. Eklem check-up yaklaşımı ile biyomekanik problemler erken saptanır, kıkırdak hasarı ilerlemeden önlenir, cerrahi gereksinimi azaltılır. Yaşam boyu ağrısız ve özgür hareket edebilmek, eklemlere gösterilen özenin doğrudan bir sonucudur. Doğru analiz, doğru hareket ve doğru tedavi ile eklem yaşlanması kaçınılmaz bir kader olmaktan çıkarılabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/eklem-yaslanmasini-durdurmak-mumkun-mu</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/04/eklem-yaslanmasi-durdurulabilir-caresi-etkili-tedaviyle-mumkun.jpg" type="image/jpeg" length="10560"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Biyoteknolojide Türk İmzası: Yerli "Akıllı İlaç" Faz 1 Engelini Geçti!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/biyoteknolojide-turk-imzasi-yerli-akilli-ilac-faz-1-engelini-gecti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/biyoteknolojide-turk-imzasi-yerli-akilli-ilac-faz-1-engelini-gecti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi ve RS Research iş birliğiyle geliştirilen yerli ilaç adayı RS-0139, insanlı klinik deneylerin ilk aşamasını başarıyla bitirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Biyoteknolojide Türk İmzası: Yerli "Akıllı İlaç" Faz 1 Engelini Geçti!</strong></h1>

<p><strong>Boğaziçi Üniversitesi ve RS Research iş birliğiyle geliştirilen yerli ilaç adayı RS-0139, insanlı klinik deneylerin ilk aşamasını başarıyla bitirdi. Bu gelişme, Türkiye’nin sadece ilaç ithal eden değil, dünya çapında özgün molekül geliştiren ve klinik doğrulama yapabilen bir güç haline geldiğini kanıtlıyor.</strong></p>

<p>Kanser hücrelerini doğrudan hedef alan ve sağlıklı dokulara zarar vermeyen bu teknoloji, Türkiye'de sıfırdan molekül geliştirilip klinik aşamaya taşınan en önemli projelerden biri olarak tarihe geçti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><img alt="Biyoteknolojide Türk İmzası Yerli Akıllı İlaç Faz 1 Engelini Geçti!" height="675" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/04/biyoteknolojide-turk-imzasi-yerli-akilli-ilac-faz-1-engelini-gecti.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="645" /></h3>

<h3>🧪 <strong>Akademiden Üretime: Bir Başarı Yolculuğu</strong></h3>

<p>İlacın geliştirilme süreci, tamamen yerli altyapı ve Türk bilim insanlarının emeğiyle şekillendi:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Laboratuvar Safhası:</strong> Klinik öncesi tüm araştırmalar, Boğaziçi Üniversitesi’nin laboratuvarlarında ve <strong>Hedefli Tedavi Teknolojileri Merkezi</strong> ekiplerince yürütüldü.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>GMP Sertifikalı Üretim:</strong> İlacın üretimi, Teknopark İstanbul’da kurulan uluslararası standartlardaki (GMP sertifikalı) tesislerde gerçekleştirildi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Klinik Doğrulama:</strong> Faz 1 araştırmasının başarısı, ilacın vücuttaki güvenilirliğini ve geliştirlen "ilaç taşıyıcı platform" teknolojisinin işlevselliğini resmen tescilledi.</p>
 </li>
</ul>

<h3>🎯 <strong>"İlaç Taşıyıcı Platform" Neden Önemli?</strong></h3>

<p>RS-0139’un başarısı sadece tek bir ilaçla sınırlı değil. Geliştirilen bu <strong>platform teknolojisi</strong>, bir nevi "akıllı bir kargo sistemi" gibi çalışıyor:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Hedefli Teslimat:</strong> İlaç molekülü, vücuda girdiğinde sadece kanserli hücreyi tanıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yan Etki Azalması:</strong> Sağlıklı hücreleri pas geçtiği için geleneksel kemoterapinin ağır yan etkilerini minimuma indiriyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Çoklu Potansiyel:</strong> Aynı platform, farklı kanser türleri için geliştirilecek diğer ilaç adayları için de bir anahtar görevi görecek.</p>
 </li>
</ol>

<h3>🇹🇷 <strong>Biyoteknolojide Yeni Bir Dönem</strong></h3>

<p>Bu başarı, Türkiye'nin biyoteknoloji ekosisteminde "özgün molekül geliştirme" kapasitesinin ne kadar güçlendiğini gösteriyor. RS-0139’un ilerleyen faz çalışmaları, Türkiye’nin küresel ilaç pazarında stratejik bir oyuncu olmasının önünü açıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/biyoteknolojide-turk-imzasi-yerli-akilli-ilac-faz-1-engelini-gecti</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 04:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/04/biyoteknolojide-turk-imzasi-yerli-akilli-ilac-faz-1-engelini-gecti-1.jpg" type="image/jpeg" length="46778"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İğnesiz İnsülin Dönemi Başlıyor: Bir Losyon Kadar Kolay!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/ignesiz-insulin-donemi-basliyor-bir-losyon-kadar-kolay</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/ignesiz-insulin-donemi-basliyor-bir-losyon-kadar-kolay" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, diyabet hastalarının en büyük kâbusu olan günlük iğne zorunluluğunu ortadan kaldıracak bir yöntem geliştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>İğnesiz İnsülin Dönemi Başlıyor: Bir Losyon Kadar Kolay!</strong></h1>

<p><strong>Bilim insanları, diyabet hastalarının en büyük kâbusu olan günlük iğne zorunluluğunu ortadan kaldıracak bir yöntem geliştirdi. Özel bir "akıllı polimer" yapısı sayesinde insülin artık deri üzerinden sürülerek doğrudan kan dolaşımına aktarılabilecek.</strong></p>

<p>Bugüne kadar insülin moleküllerinin büyüklüğü ve cildin doğal yağ bariyeri bu yöntemin önündeki en büyük engeldi. Ancak yeni geliştirilen teknoloji, cildin savunma hattını "akıllı" bir manevrayla aşmayı başardı.</p>

<h3></h3>

<h3><img alt="İğnesiz İnsülin Dönemi Başlıyor Bir Losyon Kadar Kolay (2)" height="1671" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/04/ignesiz-insulin-donemi-basliyor-bir-losyon-kadar-kolay-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1638" />🧠 <strong>Akıllı Polimer Nasıl Çalışıyor?</strong></h3>

<p>Bu devrimsel materyal, vücudun doğal kimyasal dengesine uyum sağlayacak şekilde tasarlandı:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Kalkanı Geçiş:</strong> Polimer yapı, cildin dış yüzeyindeki asidik ortamda koruyucu bir kalkan görevi görerek bariyeri aşıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yük Değişimi:</strong> Alt dokulardaki nötr ortama ulaştığında ise kimyasal yükünü değiştirerek insülini serbest bırakıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kontrollü Salınım:</strong> İnsülin, rastgele değil, kontrollü bir şekilde doğrudan kan dolaşımına ulaşıyor.</p>
 </li>
</ul>

<h3>🧬 <strong>Başarılı Test Sonuçları: Farelerden İnsan Derisine</strong></h3>

<p>Laboratuvar ortamında yürütülen çalışmalar, yöntemin geleneksel yöntemlerle yarışır düzeyde olduğunu kanıtladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Eşdeğer Performans:</strong> Fareler ve minyatür domuzlar üzerinde yapılan testlerde, kan şekerinin iğne yöntemiyle kıyaslanabilir düzeyde dengelendiği görüldü.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Sıfır Yan Etki:</strong> Uygulama alanında hiçbir iltihaplanma, kızarıklık veya doku hasarı gözlemlenmedi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>İnsan Derisi Testi:</strong> Laboratuvar ortamındaki insan derisi örneklerinde polimerin emilim başarısı onaylandı.</p>
 </li>
</ul>

<h3>✨ <strong>Diyabet Yönetiminde Gelecek: Ağrısız ve Zahmetsiz</strong></h3>

<p>İnsanlı klinik deneylerin ardından bu yöntemin yaygınlaşmasıyla birlikte, diyabet hastaları için insülin dozunu ayarlamak bir losyon sürmek kadar basit bir rutin haline gelecek. Bu durum, özellikle iğne korkusu olan çocuklar ve yaşlı hastalar için hayat kurtarıcı bir konfor sunacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/ignesiz-insulin-donemi-basliyor-bir-losyon-kadar-kolay</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 04:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/04/ignesiz-insulin-donemi-basliyor-bir-losyon-kadar-kolay-1.jpg" type="image/jpeg" length="99486"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanserde "Geri Dönüşüm" Dönemi: Hücreler Sağlıklı Formuna Dönüştürüldü]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kanserde-geri-donusum-donemi-hucreler-saglikli-formuna-donusturuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kanserde-geri-donusum-donemi-hucreler-saglikli-formuna-donusturuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[kanserli hücreleri öldürmek yerine onları genetik olarak yeniden programlayarak sağlıklı hücrelere dönüştürmeyi başardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Kanserde "Geri Dönüşüm" Dönemi: Hücreler Sağlıklı Formuna Dönüştürüldü</strong></h1>

<p>Güney Kore'deki <strong>KAIST (Kore İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüsü)</strong> araştırmacıları, kanserli hücreleri öldürmek yerine onları genetik olarak yeniden programlayarak sağlıklı hücrelere dönüştürmeyi başardı. Bu yöntem, kemoterapinin vücutta yarattığı ağır tahribatı tamamen ortadan kaldırma potansiyeline sahip.</p>

<h3>🛠️ <strong>Sistemin İşleyişi: Üç Kritik Gen Hedefte</strong></h3>

<p>Bilim insanları, özellikle kolon kanseri hücreleri üzerinde yaptıkları çalışmalarda, hücrenin kanserli kalmasını sağlayan "ana düzenleyici" üç geni devre dışı bıraktı:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>MYB</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>HDAC2</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>FOXA2</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ol>

<p>Bu genler baskılandığında, hücrenin kontrolsüz bölünme döngüsü kırılıyor ve hücre biyolojik olarak "normalleşme" sürecine giriyor.</p>

<h3><img alt="Kanserde Geri Dönüşüm Dönemi Hücreler Sağlıklı Formuna Dönüştürüldü" height="1012" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/04/kanserde-geri-donusum-donemi-hucreler-saglikli-formuna-donusturuldu.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1638" /></h3>

<h3>🌟 <strong>Neden Devrim Niteliğinde?</strong></h3>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Yan Etkisiz Tedavi:</strong> Kemoterapi ve radyoterapi, kanserli hücrelerle birlikte sağlıklı hücreleri de yok ederek bağışıklık sistemini çökertebiliyor. Yeni yöntem ise sadece hedef hücrenin kimliğini değiştiriyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Onarıcı Yaklaşım:</strong> Kanserli doku vücuttan atılmak yerine, vücudun bir parçası olan sağlıklı dokuya geri kazandırılıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Geniş Spektrum:</strong> Profesör Kwang-Hyun Cho liderliğindeki ekip, bu tekniği sadece kolon kanserinde değil, tedavisi en güç olan <strong>agresif beyin tümörlerinde</strong> de uygulamak için çalışmalara başladı.</p>
 </li>
</ul>

<h3>🔬 <strong>Onkolojinin Yeni Sınır Çizgisi</strong></h3>

<p>Bu çalışma, kanseri "yenilmesi gereken bir düşman" olarak görmekten ziyade, "yolunu şaşırmış bir hücrenin doğru yola iletilmesi" olarak tanımlıyor. Dijital modellemelerle desteklenen bu teknik, kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarında yeni bir altın standart olabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kanserde-geri-donusum-donemi-hucreler-saglikli-formuna-donusturuldu</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/04/kanserde-geri-donusum-donemi-hucreler-saglikli-formuna-donusturuldu.jpg" type="image/jpeg" length="21320"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bitki Çaylarında "Doğru Demleme" Dönemi]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/bitki-caylarinda-dogru-demleme-donemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/bitki-caylarinda-dogru-demleme-donemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bitki Çaylarında "Doğru Demleme" Dönemi: Ambalajlarda Talimat Zorunlu Oldu!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Bitki Çaylarında "Doğru Demleme" Dönemi</strong></h1>

<h1>Bitki Çaylarında "Doğru Demleme" Dönemi: Ambalajlarda Talimat Zorunlu Oldu!</h1>

<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığı, bitki çaylarında tüketici sağlığını korumak ve yanlış kullanımın önüne geçmek için yeni bir adım attı. Artık her bitki çayı paketinde, o bitkiye özel "hazırlama ve demleme talimatı" yer almak zorunda olacak.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doğanın şifasını fincanlara taşıyan bitki çayları, yanlış demlendiğinde içindeki yararlı bileşenleri kaybedebiliyor veya bazı durumlarda sağlığa zarar verebilecek seviyeye gelebiliyor. Bakanlık tarafından hayata geçirilen yeni düzenleme ile bitki çaylarındaki bu "yöntem belirsizliği" tamamen ortadan kaldırılıyor.</p>

<h2><img alt="Bitki Çaylarında Doğru Demleme Dönemi" height="2048" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/03/bitki-caylarinda-dogru-demleme-donemi.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1638" /></h2>

<h2>✅ En Sağlıklı Yönteme Doğrudan Erişim</h2>

<p>Vatandaşların bitki çaylarını en verimli ve güvenli şekilde tüketebilmesi hedeflenen düzenlemeyle birlikte:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Standart Talimat:</strong> Her bitkinin türüne göre (kaynatma veya demleme) ideal su sıcaklığı ve süresi ambalaj üzerinde net bir şekilde belirtilecek.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bilgi Kirliliğine Son:</strong> Kulaktan dolma bilgiler yerine, bilimsel verilere dayanan hazırlama yöntemleri doğrudan üretici tarafından tüketiciye sunulacak.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Maksimum Fayda:</strong> Bitkilerin içindeki uçucu yağların ve etken maddelerin korunması için doğru hazırlama süreci garanti altına alınacak.</p>
 </li>
</ul>

<h2>🛡️ Tüketici Sağlığı Ön Planda</h2>

<p>Bitki çayları sadece birer içecek değil, aynı zamanda destekleyici ürünler olarak kullanılıyor. Yanlış hazırlama yöntemleri (örneğin; bazı bitkilerin çok uzun süre kaynatılması gibi) istenmeyen yan etkilere yol açabiliyor. Yeni etiketleme sistemiyle birlikte, vatandaşlar aldıkları her ürün için "en sağlıklı tüketim rehberine" ambalaj üzerinden ulaşabilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/bitki-caylarinda-dogru-demleme-donemi</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 11:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/03/bitki-caylarinda-dogru-demleme-donemi-2.jpg" type="image/jpeg" length="56628"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kansere Karşı 10 Altın Kırılma Noktası: %40’ını Önlemek Elinizde!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kansere-karsi-10-altin-kirilma-noktasi-40ini-onlemek-elinizde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kansere-karsi-10-altin-kirilma-noktasi-40ini-onlemek-elinizde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyada her yıl 20 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 240 bin kişiye kanser tanısı konuluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Kansere Karşı 10 Altın Kırılma Noktası: %40’ını Önlemek Elinizde!</strong></h1>

<p><strong>Dünyada her yıl 20 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 240 bin kişiye kanser tanısı konuluyor. Ancak karamsarlığa yer yok; bilimsel araştırmalar, doğru yaşam alışkanlıkları ve düzenli taramalarla kanser vakalarının yaklaşık %40'ının önlenebileceğini kanıtlıyor.</strong></p>

<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez</strong>, kanserin kalp-damar hastalıklarından sonra dünyadaki en sık ikinci ölüm nedeni olduğunu hatırlatarak, risk faktörlerini kontrol altına almanın "yaşamsal" bir kalkan oluşturduğunu vurguluyor. İşte sağlıklı bir gelecek için dikkat etmeniz gereken 10 kritik madde:</p>

<h2><img alt="Kansere Karşı 10 Altın Kırılma Noktası-1" height="1024" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/03/kansere-karsi-10-altin-kirilma-noktasi-1.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1536" /></h2>

<h2>1. 🚭 Tütün Ürünlerine Veda Edin</h2>

<p>Akciğer kanserlerinin <strong>%90’ından</strong> sigara sorumludur. Dumanındaki 4 binden fazla kimyasalın 50’den fazlası doğrudan kanserojendir. Sadece akciğer değil; ağız, gırtlak, pankreas ve mesane kanseri riskini de minimize etmek için tütünden uzak durun.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>2. 🥗 Akdeniz Tipi Beslenmeyi Seçin</h2>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl ve lif ağırlıklı beslenin. Lifli gıdalar bağırsaktaki zararlı maddelerin hızlı atılmasını sağlayarak kolorektal kanser riskini <strong>%20</strong> oranında düşürür.</p>

<h2>3. ⚖️ İdeal Kilonuzu Koruyun</h2>

<p>Obezite; kronik iltihap ve artmış insülin düzeyleri üzerinden hücre çoğalmasını tetikler. Özellikle meme, kolon ve rahim kanserinin en büyük tetikleyicilerinden biri fazla kilolardır.</p>

<h2>4. 🏃‍♂️ Haftada 150 Dakika Hareket</h2>

<p>Düzenli egzersiz bağışıklığı güçlendirir ve kanser riskini <strong>%10-30</strong> oranında azaltır. Haftada en az 150 dakika orta düzeyde aktivite (yürüyüş, yüzme vb.) hedefleyin.</p>

<h2>5. 🍷 Alkolden Uzak Durun</h2>

<p>Alkol vücutta DNA’ya zarar veren toksik maddelere dönüşür. Karaciğer, yemek borusu ve kolon kanseriyle doğrudan ilişkilidir; tüketim arttıkça risk katlanarak yükselir.</p>

<h2>6. 🌭 İşlenmiş Et Tüketimini Sınırlandırın</h2>

<p>Salam, sucuk ve sosis gibi nitrit/nitrat içeren ürünler, yüksek ısıda pişirildiğinde DNA hasarına yol açan bileşiklere dönüşür. İşlenmiş et, kolorektal kanser riskini doğrudan artırır.</p>

<h2>7. ☀️ Güneşin Zararlı Işınlarından Sakının</h2>

<p>Cilt kanserinden korunmak için 11:00 – 15:00 saatleri arasında güneşten kaçının. Güneşe çıkmadan yarım saat önce yüksek faktörlü koruyucu kullanmayı alışkanlık haline getirin.</p>

<h2>8. 💉 Enfeksiyonlara Karşı Aşılanın</h2>

<p>HPV aşısı rahim ağzı kanserini; Hepatit B aşısı ise karaciğer kanserini önlemede en etkili silahlardır.</p>

<h2>9. 🔍 Tarama Programlarını İhmal Etmeyin</h2>

<p>Hiçbir şikayetiniz olmasa bile şu takvime uyun:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Kolonoskopi:</strong> 45 yaşından itibaren (Aile öyküsü varsa 40 yaş).</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Mamografi:</strong> 40 yaşından itibaren yılda bir kez.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Pap Smear / HPV Testi:</strong> 21 yaşından itibaren düzenli aralıklarla.</p>
 </li>
</ul>

<h2>10. 🧪 Çevresel Risklerden Kaçının</h2>

<p>Hava kirliliği, asbest, kurşun ve pestisit gibi kimyasallar akciğer kanseri riskini artırır. Yaşadığınız ve çalıştığınız ortamların hava kalitesine dikkat edin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kansere-karsi-10-altin-kirilma-noktasi-40ini-onlemek-elinizde</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/03/kansere-karsi-10-altin-kirilma-noktasi-1.png" type="image/jpeg" length="81138"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bitkisel Karışımlar Artık "Krema" Adıyla Satılamayacak!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/bitkisel-karisimlar-artik-krema-adiyla-satilamayacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/bitkisel-karisimlar-artik-krema-adiyla-satilamayacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gıdada "İsim" Karışıklığına Son: Bitkisel Karışımlar Artık "Krema" Adıyla Satılamayacak!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Bitkisel Karışımlar Artık "Krema" Adıyla Satılamayacak!</strong></h1>

<h1>Gıdada "İsim" Karışıklığına Son: Bitkisel Karışımlar Artık "Krema" Adıyla Satılamayacak!</h1>

<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni "Türk Gıda Kodeksi Krema ve Kaymak Tebliği" ile gıda etiketlerinde yanıltıcı ifadelere geçit verilmiyor. Yeni düzenleme sayesinde, bitkisel yağ bazlı ürünlerin "krema" veya "kaymak" algısı oluşturacak şekilde piyasaya sürülmesinin önüne geçiliyor.</strong></p>

<p>Gıda sektöründe uzun süredir tartışma konusu olan "krema görünümlü bitkisel karışımlar" için devrim niteliğinde bir karar alındı. Bakanlık, tüketicinin yanıltılmasını önlemek ve bilgi kirliliğini bitirmek amacıyla terminolojide net sınırlar çizdi.</p>

<h2><img alt="Bitkisel Karışımlar Artık Krema Adıyla Satılamayacak!" height="1024" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/03/bitkisel-karisimlar-artik-krema-adiyla-satilamayacak.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1536" /></h2>

<h2>🚫 "Krema" İsmi Sadece Süt Yağı İçin Geçerli</h2>

<p>Yeni tebliğ ile birlikte süt yağı içermeyen veya bitkisel yağ karışımıyla elde edilen ürünlerin etiketleme kuralları yeniden belirlendi:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Gerçek Krema:</strong> Sadece süt yağı içeren ürünler bu ismi kullanmaya devam edebilecek.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bitkisel Karışımlar:</strong> İçeriğinde bitkisel yağ bulunan ürünler, "krema" veya "kaymak" gibi ifadelerle satışa sunulamayacak. Bu ürünlerin ambalajlarında içerikleri net bir şekilde (bitkisel yağlı karışım vb.) belirtilecek.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yanıltıcı Görseller:</strong> Ürün ambalajlarında, tüketicide "hayvansal krema" algısı yaratacak görsel ve ibarelerin kullanımına kısıtlama getiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<h2>✨ Bilgi Kirliliğine ve Haksız Rekabete Engel</h2>

<p>Bu düzenleme ile sadece tüketicinin ne yediğini bilmesi sağlanmıyor, aynı zamanda süt üreticileri ile bitkisel yağ bazlı üretim yapan firmalar arasındaki haksız rekabetin de önüne geçiliyor. Sektör temsilcileri, bu adımın Türk gıda standartlarını yükselteceğini ve "doğru etiketleme" kültürünü yerleştireceğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/bitkisel-karisimlar-artik-krema-adiyla-satilamayacak</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 10:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/03/bitkisel-karisimlar-artik-krema-adiyla-satilamayacak.png" type="image/jpeg" length="11364"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karın Şişkinliği Sadece "Gaz" mı?]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/karin-siskinligi-sadece-gaz-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/karin-siskinligi-sadece-gaz-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karın Şişkinliği Sadece "Gaz" mı? Sindirim Sisteminizin Veriyor Olabileceği 5 Kritik Sinyal!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Karın Şişkinliği Sadece "Gaz" mı?</strong></h1>

<h1>Karın Şişkinliği Sadece "Gaz" mı? Sindirim Sisteminizin Veriyor Olabileceği 5 Kritik Sinyal!</h1>

<p><strong>Günümüzde en sık karşılaşılan şikayetlerden biri olan karın şişkinliği, bazen sadece hızlı yenen bir yemeğin sonucu, bazen de ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabiliyor. Doç. Dr. Halil Genç, "Geçici deyip geçmeyin, vücudunuzun sesini dinleyin" uyarısında bulunuyor.</strong></p>

<p><img alt="Karın Şişkinliği" height="702" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/03/karin-siskinligi.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1250" /></p>

<p>Modern yaşamın getirdiği hızlı beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdalar ve bitmek bilmeyen stres, sindirim sistemimizi doğrudan hedef alıyor. Batıgöz Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı <strong>Doç. Dr. Halil Genç</strong>, karın şişkinliğinin ardındaki gerçekleri ve dikkat edilmesi gereken noktaları açıkladı.</p>

<h3>🍽️ Neden Şişiyoruz? Modern Yaşamın Tuzakları</h3>

<p>Şişkinlik sadece bağırsaktaki gaz birikmesi değildir; bazen sistemin tamamen yavaşlamasıdır. Şişkinliğin en yaygın nedenleri arasında şunlar yer alıyor:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Hızlı Yemek ve Az Çiğnemek:</strong> Yemekle birlikte hava yutulmasına neden olur.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Besin Hassasiyetleri:</strong> Özellikle laktoz intoleransı ve glüten hassasiyeti son yıllarda zirvede.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>İşlenmiş Gıdalar:</strong> Yüksek şeker, aşırı tuz ve gazlı içecekler bağırsak dengesini bozuyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bozulmuş Mikrobiyota:</strong> Bağırsaklarımızdaki trilyonlarca mikroorganizmanın dengesi (mikrobiyota) bozulduğunda ilk sinyal şişkinlik olarak geliyor.</p>
 </li>
</ul>

<h3>🔍 "Hangi Besin Size Düşman?"</h3>

<p>Her bireyin sindirim sisteminin parmak izi kadar benzersiz olduğunu belirten Doç. Dr. Halil Genç: <em>"Bazı bünyeler süt ürünlerindeki laktozu, bazıları ise tahıllardaki bileşenleri sindiremez. Kişinin hangi gıdadan sonra şiştiğini takip etmesi, sorunun çözümü için en büyük ipucudur"</em> diyor.</p>

<h3>⚠️ Ne Zaman Tehlikeli? Bu Belirtilere Dikkat!</h3>

<p>Şişkinlik çoğu zaman zararsızdır ancak aşağıdaki belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Uzun Süre Devam Etmesi:</strong> Günlerce geçmeyen şişkinlik hissi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kilo Kaybı:</strong> İrade dışı zayıflama.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Şiddetli Karın Ağrısı:</strong> Şişkinlikle birlikte gelen kramplar.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Alışkanlık Değişimi:</strong> Tuvalet alışkanlıklarında ani ve kalıcı değişiklikler.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kansızlık ve Halsizlik:</strong> Şişkinliğin emilim sorunlarıyla birleşmesi.</p>
 </li>
</ol>

<h3>💡 Sağlıklı Bir Sindirim İçin 3 Altın Kural</h3>

<p>Doç. Dr. Halil Genç’ten şişkinliği azaltacak pratik öneriler:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Harekete Geçin:</strong> Düzenli yürüyüş bağırsak hareketlerini hızlandırır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Lifli Beslenin:</strong> Sebze ve meyve ağırlıklı beslenme bağırsak florasını korur.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Stresi Yönetin:</strong> Bağırsaklarımız "ikinci beynimizdir"; stres doğrudan sindirimi kilitler.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/karin-siskinligi-sadece-gaz-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 13:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/03/karin-siskinligi.jpg" type="image/jpeg" length="78680"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gizli Tehlike: Kolon Kanserinde Yaş Sınırı 30’lara Kadar Düştü!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/gizli-tehlike-kolon-kanserinde-yas-siniri-30lara-kadar-dustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/gizli-tehlike-kolon-kanserinde-yas-siniri-30lara-kadar-dustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya genelinde yapılan araştırmalar korkutucu bir gerçeği ortaya koyuyor:]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Gizli Tehlike: Kolon Kanserinde Yaş Sınırı 30’lara Kadar Düştü!</strong></h1>

<p><strong>Dünya genelinde yapılan araştırmalar korkutucu bir gerçeği ortaya koyuyor: </strong></p>

<p><strong>Eskiden "yaşlı hastalığı" olarak bilinen kolon kanseri, artık 50 yaş altı ölümlerde ilk sıraya yükseldi. Uzmanlar uyarıyor: "Taramalar artık 40 yaşında başlamalı!"</strong></p>

<p><strong><img alt="Kolon Kanseri 1200X900" height="900" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/03/kolon-kanseri-1200x900.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1200" /></strong></p>

<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı <strong>Prof. Dr. Vafi Atalay</strong>, günümüzde 30 ve 40’lı yaşlarda kolorektal kanser vakalarıyla çok daha sık karşılaştıklarını belirtti. Modern yaşamın getirdiği kötü alışkanlıkların bu düşüşte etkili olduğunu vurgulayan Atalay, hastalığın erken evrede yakalanmasının hayati önem taşıdığını hatırlattı.</p>

<h3>⚠️ Riski Artıran 5 Temel Faktör</h3>

<p>Hastalığın genç yaşlarda görülme nedeni tam olarak kanıtlanmasa da uzmanlar şu faktörlerin altını çiziyor:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Kötü Beslenme:</strong> Konserve, tütsülenmiş gıdalar ve aşırı kırmızı et tüketimi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Obezite ve Hareketsizlik:</strong> Modern hayatın getirdiği durağan yaşam.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Zararlı Alışkanlıklar:</strong> Sigara ve alkol kullanımı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yoğun Stres:</strong> Bağışıklığı zayıflatarak bağırsak florasını bozuyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Genetik Yatkınlık:</strong> Aile öyküsünün önemi.</p>
 </li>
</ol>

<h3>🔍 "10 Yıllık Süreci Kolonoskopi İle Durdurabiliriz"</h3>

<p>Prof. Dr. Vafi Atalay, kolon kanserlerinin <strong>%90’ının poliplerden</strong> geliştiğini ifade ederek çok kritik bir bilgi paylaştı:</p>

<blockquote>
<p><em>"Bir polibin kansere dönüşmesi 5 ila 10 yıl sürer. Bu süreç bizim için büyük bir fırsat. Kolonoskopi ile bu polipler henüz kanserleşmeden temizlenirse, hastalık daha başlamadan önlenebilir. Bu yüzden tarama yaşı artık 50'den 40'a çekildi."</em></p>
</blockquote>

<h3>✅ Erken Tanıda Kemoterapiye Gerek Kalmayabilir</h3>

<p>Kolon kanserinin erken evresinde genellikle belirti vermediğini belirten Atalay; <strong>karın ağrısı, şişkinlik, makattan kanama ve kilo kaybı</strong> gibi şikayetler başladığında hastalığın çoğunlukla ilerlemiş olduğunu söyledi. Erken teşhisin avantajlarını ise şöyle sıraladı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Sadece cerrahi müdahale yeterli olabilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kemoterapi veya radyoterapiye ihtiyaç kalmayabilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hastalıktan tamamen kurtulma ihtimali çok daha yüksektir.</p>
 </li>
</ul>

<h3>💪 Mide ve Pankreas Kanserine Göre Daha Umut Verici</h3>

<p>Kolon kanserinin diğer sindirim sistemi kanserlerine göre tedavi başarısının daha yüksek olduğunu belirten Atalay, <em>"Hastalık başka organlara yayılmış olsa bile, cerrahi ile tamamen kurtulma şansı vardır. Bu yüzden ileri evrede bile olsa hastalar asla tedaviyi reddetmemeli"</em> dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/gizli-tehlike-kolon-kanserinde-yas-siniri-30lara-kadar-dustu</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/03/kolon-kanseri-1200x900.jpg" type="image/jpeg" length="78261"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DİYABET HASTALARINA 5 KRİTİK ORUÇ UYARISI]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan ayında diyabet hastalarının en sık sorduğu soru “Oruç tutabilir miyim?” oluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİYABET HASTALARINA 5 KRİTİK ORUÇ UYARISI</strong></p>

<p>Ramazan ayında diyabet hastalarının en sık sorduğu soru “Oruç tutabilir miyim?” oluyor.</p>

<p>Diyabet; kan şekeri dalgalanmalarına bağlı olarak hipoglisemi, hiperglisemi ve diyabetik koma gibi ciddi riskler barındırabilen kronik bir hastalık olduğu için oruç kararı kişiye özel tıbbi değerlendirme gerektiriyor. Bazı hasta gruplarında riskler hayati boyuta ulaşabiliyorken uygun hastalarda, doğru planlama ve düzenli takip ile oruç süreci güvenli bir şekilde yürütülebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Serap Yavuzer, Ramazan ayında oruç tutmak isteyen diyabet hastalarının dikkat etmesi gereken önemli noktalar hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>1️</strong><strong>. </strong><strong>Oruç kararı doktor kontrolüyle verilmeli</strong></p>

<p>Her diyabet hastası, takip edildiği hekimin mevcut durumunu değerlendirerek onay vermesi ve daha önemlisi güvenli oruç tutma sorumluluğunu alacak şekilde eğitim alması koşuluyla oruç tutabilir. Bu karar mutlaka kişinin durumu değerlendirilerek özel olarak verilmelidir. Kişi sağlıklı bir şekilde oruç tutmak istiyorsa öncelikle doktoruna başvurmalıdır. Yaş, diyabet tipi, ek hastalıklar, kullanılan tüm ilaçlar, hastalığın kontrol düzeyi ve hatta hastanın yaşam koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Kontrolsüz diyabeti olan, HbA1c değeri 9’un üzerinde seyreden, sık hipoglisemi yaşayan veya yakın zamanda diyabet koması geçiren hastalar yüksek risk grubunda kabul edilir ve bu hastaların genellikle oruç tutması önerilmez.</p>

<p><strong>2️</strong><strong>. </strong><strong>Kan şekerinin kritik sınırları aşmamasına dikkat edilmeli</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kan şekerinin 70 mg/dl’nin altına düşmesi ya da 300 mg/dl’nin üzerine çıkması diyabet hastaları açısından ciddi risk oluşturur. Bu nedenle oruç sürecinde kan şekeri değerlerinin güvenli aralıkta seyretmesine özellikle dikkat edilmelidir. Hipoglisemi; titreme, soğuk terleme, çarpıntı, bulanık görme, konuşma bozukluğu ve bilinç kaybı gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Bu tür şikayetlerin ciddiye alınması ve kan şekeri takibinin ihmal edilmemesi gerekir. Kan şekeri ölçümü gün içinde ihtiyaç duyulan her an ölçüm yapılması, olası risklerin erken fark edilmesi açısından önem taşır.</p>

<p><strong>3️. İlaç ve insülin dozları yeniden planlanmalı</strong></p>

<p>Oruç tutmayı planlayan diyabet hastalarında ilaç saatleri iftar ve sahura göre yeniden düzenlenmelidir. İnsülin kullanan hastalarda özellikle sahur dozu hipoglisemi riskine karşı azaltılabilir, iftar dozu ise alınan kaloriye göre ayarlanmalıdır. Doz ayarlaması yapmadan oruç tutmak ciddi risk oluşturabileceği için dikkat edilmelidir.</p>

<p><strong>4️</strong><strong>. </strong><strong>Sahurda protein, iftarda dengeli karbonhidrat</strong></p>

<p>Sahur, uzun açlık sürecine geçiş öğünü olduğu için içeriği büyük önem taşır. Böbrek fonksiyonları uygunsa; süt, yoğurt, kefir ve peynir gibi süt ürünleri, yumurta, az tuzlu zeytin, tavuk gibi protein açısından zengin besinler tercih edilmelidir. Bu öğüne domates ve salatalık gibi lif oranı yüksek sebzeler ile gereğinde tam tahıllar eklenebilir. Protein içeren besinler midede daha uzun süre kaldığı için tokluk süresini uzatır ve hipoglisemi riskini azaltmaya yardımcı olur.</p>

<p>İftarda ise uzun süren açlık sonrası hızlı ve aşırı karbonhidrat tüketimi kan şekerinin ani yükselmesine neden olabilir. Pide, hamur işleri, pirinç pilavı ve şerbetli tatlılar sınırlandırılmalıdır. İftara çorbayla başlamak hem sıvı ihtiyacını karşılamaya yardımcı olur hem de daha kontrollü bir geçiş sağlar. Sebze ve zeytinyağlı yemeklere ağırlık verilmesi, kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur pilavı gibi glisemik indeksi düşük besinlerin tercih edilmesi gün içindeki kan şekeri dengesine katkı sağlar. Büyük porsiyonlar yerine daha küçük ve dengeli öğünler önerilir. Tatlı tüketilecekse küçük porsiyonlu sütlü tatlılar tercih edilmelidir.</p>

<p></p>

<p><strong>5️. İftardan sahura kadar sıvı ihtiyacını sağlanmalı</strong></p>

<p>Diyabetli hastada gün içi su ve sıvı alımının azalması ile oluşan sıvı açığı kan şekerinde dengesizlik yaratabilir. Sıvı açığı hipoglisemi, hiperglisemi ve ketoasidoz dahil tüm diyabetik komaların gelişimi için risk oluşturabilir. Bu nedenle iftara bol su ile başlamak, iki ana öğün ve aralarda yeterince su ve şekersiz içecekler ile vücudun sıvı dengesini düzenlemek gerekir. Ayrıca kahve ve çay gibi idrar söktürücü etki ile sıvı kaybını arttıran ve şeker ilave edilmiş meyve suyu, komposto, şurup gibi kan şekerini hızlıca arttıran içecekler en aza indirilmelidir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 00:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/03/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi-1.jpg" type="image/jpeg" length="24257"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazan’da kontrolsüz tatlı tüketimi kan şekerini zorluyor]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyabet, vücudun kan şekerini sağlıklı şekilde dengeleyememesiyle ortaya çıkan bir hastalık.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ramazan’da kontrolsüz tatlı tüketimi kan şekerini zorluyor</strong></p>

<p><strong>Diyabet, vücudun kan şekerini sağlıklı şekilde dengeleyememesiyle ortaya çıkan bir hastalık.</strong></p>

<p><strong>Diyabet hastaları için düzenli ve dengeli beslenme hayati önem taşır. Ramazan ayında uzun saatler süren açlık ise kan şekeri dengesini bozarak özellikle diyabet hastaları açısından risk oluşturabilir. Oruç kararı öncesinde mutlaka doktora danışılması gerektiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “İnsülin takviyesi alanların oruç tutması, kan şekeri seviyesinde ciddi dalgalanmalara yol açabileceği için riskli olabilir” dedi.</strong></p>

<p></p>

<p>Türkiye’de 2024 verileriyle 12 milyondan fazla diyabet hastası bulunduğunu belirten Prof. Dr. Fulya Akın, “Ramazan’da özellikle iftar sonrasında tatlı ve hamur işi tüketiminde belirgin bir artış yaşanıyor. Şerbetli ve yoğun karbonhidrat içeren tatlılar kan şekerini kısa sürede hızla yükseltebilir, ardından ani düşüşlere yol açarak dalgalanmalara neden olabilir. Bu durum diyabet hastaları açısından ciddi risk oluşturur ve kan şekeri kontrolünü zorlaştırır. Bu nedenle diyabet hastaları oruç tutmadan önce mutlaka doktor kontrolünden geçmeli. Özellikle Tip 1 diyabeti olanlara ve kan şekeri kontrolü sağlanamayan Tip 2 hastalarına oruç önermiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><strong>Karbonhidrat ağırlıklı beslenme kan şekerini hızla yükseltiyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Oruç süresince beslenme alışkanlıklarının daha planlı olması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Akın, “Ramazan ayı boyunca mideyi uzun süre tok tutan, sindirimi daha yavaş olan, protein ve liften zengin besinler tercih edilmeli. İftarda uzun saatlerin ardından bir anda kızartma gibi ağır yemeklere yüklenmek yerine hafif bir başlangıç yapmak ve ana yemeği yavaş yavaş tüketmek kan şekerinin ani yükselmesini engellemeye yardımcı olur. Beyaz ekmek, pizza, makarna ve pasta gibi rafine karbonhidratların fazla tüketilmesi kan şekeri dengesini bozabilir, bu nedenle bu besin türlerinin de porsiyon kontrolü kıymetli. Ayrıca iftar ile sahur arasında yeterli su içmek hem vücudun susuz kalmasını önler hem de gün içindeki kan şekeri dalgalanmalarını azaltmaya destek olur” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><strong>Ek hastalığı olan diyabetliler için oruç daha riskli</strong></p>

<p>Diyabete ek olarak hamile olan ya da böbrek hastalığı bulunan kişilerde riskin daha da arttığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Kan şekerindeki ani değişimler hem anne hem de bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebilir. Uzun süre susuz kalmak ise böbrek fonksiyonlarını daha da zorlayabilir. Bu nedenle hamile diyabet hastalarına ve böbrek yetmezliği bulunan diyabetlilere oruç tutmalarını önermiyoruz. Ayrıca böbrek hastalığı olan kişilerde kan şekeri düşüklüğü riski de daha yüksek olabilir” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/02/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor.jpg" type="image/jpeg" length="79314"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zona Her 3 Kişiden Birinin Hayatını Etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/zona-her-3-kisiden-birinin-hayatini-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/zona-her-3-kisiden-birinin-hayatini-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Serhat Ünal, Zona Farkındalık Haftası’na Özel Açıklamalarda Bulundu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zona Her 3 Kişiden Birinin Hayatını Etkiliyor</strong></p>

<p><strong><u>Prof. Dr. Serhat Ünal, Zona Farkındalık Haftası’na Özel Açıklamalarda Bulundu</u></strong></p>

<p><strong><em>Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla birlikte görülme sıklığı artan zona, uzun süren ağrılarla yaşam kalitesini düşürebiliyor. Türkiye İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal Zona Farkındalık Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, zonanın özellikle ileri yaş grubunda önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti. </em></strong></p>

<p>Kamuoyunda zona hastalığı ile ilgili farkındalık yaratma amacıyla açıklamalarda bulunan TİHUD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal şu ifadeleri kullandı: “Toplumda 50 yaş üzerindeki bireylerin risk grubunda olduğu ve 3 kişiden birinin geçirdiği zona hastalığı, yaşa bağlı azalan bağışıklıkla ortaya çıkabiliyor. Yetişkinlerin yüzde 90’ı zonaya neden olan virüsü vücudunda barındırıyor.<sup>1,2,3</sup> Yaşla birlikte azalan bağışıklığı fırsat bilen zona, sinir yolu boyunca şerit halinde ortaya çıkan döküntülere ve ağrıya sebep oluyor. ABD başta olmak üzere, uluslararası düzeyde yapılan araştırmalara göre, yetişkinlerin yaklaşık yüzde 30’unun yaşamları boyunca en az bir kez zona hastalığı geliştirme riski bulunmaktadır.<sup>4 </sup>Ülkemizdeki çalışmalar ise her 100 bin kişiden yaklaşık 900’ünün son 5 yıl içinde zona geçirdiğini gösteriyor. Ayrıca hastalığın 50 yaşından sonra belirgin şekilde daha sık ortaya çıktığı da araştırmaların dikkat çeken sonuçları arasında.”<sup>5</sup></p>

<p><img alt="Zona Tedavisi Atasehir 01.Jpg" height="1533" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/02/zona-tedavisi-atasehir-01jpg.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2799" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sessiz başlayan, hayat kalitesini zorlaştıran hastalık: Zona!</strong></p>

<p>Prof. Dr. Serhat Ünal, zonanın suçiçeğine de neden olan varisella zoster virüsünün, bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla, yeniden aktif hale gelmesi sonucu ortaya çıktığını belirtti. Ünal, hastalığın klinik olarak çoğunlukla vücudun bir tarafında, belli bir sinir hattı boyunca yayılan, ağrılı ve içi su dolu kabarcıklar şeklinde döküntüye yol açtığını ifade etti.</p>

<p>Hastalığın, bireylerin gündelik yaşamlarını ve yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebileceğine vurgu yapan Ünal, sözlerine şöyle devam etti: “Zonanın en sık görülen komplikasyonlarından biri postherpetik nevralji (PHN) olarak bilinen sinir ağrısıdır.<sup>6</sup> Zona sonrası devam eden bu ağrılar aylar hatta yıllar boyunca sürebilir. PHN’nin yanı sıra zona; göz ve çevresindeki sinirleri etkileyebildiği gibi cilt problemlerine, nörolojik bulgulara, işitme ve denge kayıplarına ve nadiren vücuda yayılan enfeksiyona yol açabiliyor. Yapılan çalışmalar ülkemizde her beş zona vakasından birinde komplikasyon geliştiğini ortaya koyuyor” dedi.<sup>7,8,9</sup></p>

<p>Prof. Dr. Serhat Ünal, “Yaşın yanı sıra çeşitli kronik hastalıklar, zonanın görülme sıklığı, hastalık şiddeti ve komplikasyonları artırabiliyor ve ek hastalık yükü oluşturabiliyor. Özellikle toplumumuzda yaygın görülen kalp ve damar hastalıkları, diyabet ve ek metabolik hastalıkları olanlarda yüksek riskin bilinmesi önem taşıyor” diyerek sözlerine devam etti.</p>

<p><strong>Tedavi için ideal pencere: İlk 72 saat </strong></p>

<p>Zonanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Serhat Ünal, “Antiviral tedaviye mümkün olan en kısa sürede başlanması, akut hastalığın yönetiminde son derece önemli. Yapılan çalışmalar, ilk döküntü sonrası 72 saat içinde tedaviye başlamanın, akut semptom süresini kısaltabileceğini ve komplikasyon riskini azaltabileceğini gösteriyor ancak tanıda gecikme olması durumunda tedavi aksayabiliyor.<sup>10</sup> Bu nedenle hastaların zona için hekimlerine danışması, belirtileri yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden bir doktora başvurması gerekiyor” dedi.</p>

<p><strong>Doğru bilinen yanlışlar</strong></p>

<p>Zonaya ilişkin toplumda yaygın olarak doğru bilinen yanlışlara da açıklık getiren Prof. Dr. Serhat Ünal şu bilgileri paylaştı: “Zona, suçiçeği sonrası vücutta pasif halde bulunan virüsün yeniden aktif hale gelmesiyle ortaya çıkar. Zona bulaşıcı bir hastalık değildir ancak henüz iyileşmemiş döküntülerden yayılan virüs, suçiçeği geçirmemiş veya aşılanmamış kişilerde suçiçeğine yol açabilir.<sup>11</sup> Zona yaşam boyu birden fazla kez görülebilir.<sup> </sup>Zona geçirdikten sonra zaman içinde hastalığa yeniden yakalanma riski artabilir. Özellikle ileri yaşta ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde zona tekrarlayabilir.<sup>12 </sup>Bu hafta vesilesiyle toplumda konuyla ilgili bilinç düzeyini artırmayı hedefliyoruz. Yaşanmadıkça veya şahit olunmadıkça göz ardı edilen bu hastalığın riskini ve ciddiyetini anlayalım, hekimlerimize danışmayı ertelemeyelim.”</p>

<p>Zona hastalığıyla ilgili tüm konularda en doğru adresin doktorlar olduğunun altını çizen Ünal, özellikle 50 yaş ve üzerindeki bireylerin zona riski konusunda bilinçlenmesi, korunma seçeneklerini hekimleriyle değerlendirmesi ve belirtiler geliştiğinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurmasının önemini vurguladı.</p>

<p><strong>Kaynakça: </strong></p>

<ol>
 <li>Johnson BH et al. Annual incidence rates of herpes zoster among an immunocompetent population in the United States. BMC Infect Dis 2015;15:502.</li>
 <li>Brisson M et al. Epidemiology of varicella zoster virus infection in Canada and the United Kingdom. Epidemiol Infect 2001;127:305-14.</li>
 <li>CDC. About Shingles (Herpes Zoster). https://www.cdc.gov/shingles/about/index.html. Son erişim tarihi: 03.07.2024.</li>
 <li>Harpaz R et al. Prevention of herpes zoster. MMWR Recomm Rep. 2008;57(RR-5):1–30.</li>
 <li>Ozgen-Top O et al. Evaluation of clinical characteristics, risk factors and prognosis of herpes zoster (shingles) infection in Türkiye: VARICOMP‑adult‑2 study. Int J Infect Dis. 2025;161:108105. doi:10.1016/j.ijid.2025.108105.</li>
 <li>Johnson RW, Rice ASC. Postherpetic neuralgia. N Engl J Med. 2014;371:1526–1533.</li>
 <li>Parameswaran GI et al. Increased stroke risk following herpes zoster infection and protection with zoster vaccine. Clin Infect Dis 2023;76:e1335-e1340.</li>
 <li>Gupta S et al. Post-varicella neurological complications: a preliminary observation from a tertiary care centre of Eastern India. AnnIndian Acad Neurol 2022;25:207-13.</li>
 <li>Dworkin RH et al. Clinical practice. Herpes zoster. N Engl J Med. 2007;357:225–233.</li>
 <li>Harpaz R et al; Advisory Committee on Immunization Practices (ACIP) Centers for Disease Control and Prevention (CDC). Prevention of herpes zoster: recommendations of the Advisory Committee on Immunization Practices (ACIP). MMWR Recomm Rep 2008;57(RR-5):1-30.</li>
 <li>Mayo Clinic. Shingles. <a href="https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/shingles/symptoms-causes/syc-20353054" rel="noopener noreferrer" target="_blank" title="https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/shingles/symptoms-causes/syc-20353054">https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/shingles/symptoms-causes/syc-20353054</a> Son erişim tarihi: 24.12.2024.</li>
 <li>Tseng HF et al. Herpes zoster recurrence. Clin Infect Dis. 2012;54:922–928.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/zona-her-3-kisiden-birinin-hayatini-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/02/zona-tedavisi-atasehir-01jpg.jpg" type="image/jpeg" length="44333"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bağışıklık, Metabolizma Ve Bağırsak Sağlığını Birlikte Destekleyen Çözüm]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/bagisiklik-metabolizma-ve-bagirsak-sagligini-birlikte-destekleyen-cozum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/bagisiklik-metabolizma-ve-bagirsak-sagligini-birlikte-destekleyen-cozum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyanın önde gelen hayvan besleme uzmanı Trouw Nutrition, PhytoComplex yaklaşımıyla oyunun kurallarını değiştiriyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bağışıklık, Metabolizma Ve Bağırsak Sağlığını Birlikte Destekleyen Çözüm</strong><br />
Dünyanın önde gelen hayvan besleme uzmanı Trouw Nutrition, PhytoComplex yaklaşımıyla oyunun kurallarını değiştiriyor.</p>

<p><b><i data-olk-copy-source="MessageBody">Hayvancılık sektöründe antibiyotik ikamesi tartışmalarının çok ötesine geçen PhytoComplex yaklaşımı, Trouw Nutrition’ın bitki bazlı bilimsel çözümlerle hayvan sağlığına bakışı kökten değiştirdiğini ortaya koyuyor. Patojenleri baskılamaya odaklanan geleneksel yaklaşımlar yerine hayvanın kendi biyolojisiyle uyum içinde çalışan, bağışıklık, metabolizma ve bağırsak bütünlüğü gibi temel fizyolojik süreçleri aynı anda destekleyen bu yenilikçi model; farklı türler, üretim koşulları ve stres faktörleri altında tutarlı sonuçlar sağlamayı hedefliyor. Bu yaklaşım, yem katkı maddelerini yalnızca performans artırıcı bir araç olmaktan çıkararak, önleyici sağlık yönetiminin ve sürdürülebilir hayvansal üretimin temel yapı taşlarından biri haline getiriyor.</i></b></p>

<p></p>

<p>Küresel hayvancılık sektöründe değişen üretim koşulları, sürdürülebilirlik hedefleri ve artan regülasyon baskıları, yem katkı maddelerinde yeni ve daha bütüncül yaklaşımları gündeme getiriyor. Dünyanın önde gelen hayvan besleme uzmanlarından Trouw Nutrition da PhytoComplex yaklaşımıyla fitoteknolojide yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Bitki bazlı, konak odaklı ve önleyici bu yaklaşım; patojenleri doğrudan hedeflemek yerine hayvanın fizyolojisiyle uyum içinde çalışarak sağlık ve dayanıklılığı desteklemeyi amaçlıyor. Trouw Nutrition’ın fitoteknoloji alanındaki uzun soluklu bilimsel birikiminin bir sonucu olan PhytoComplex’ler, doğanın karmaşıklığını merkeze alan yenilikçi bir paradigma olarak öne çıkıyor.</p>

<p></p>

<p><b>Tek hedefli yaklaşımların ötesinde bir besleme anlayışı</b></p>

<p>PhytoComplex kavramının sektörde yaratacağı değişime dair değerlendirmelerde bulunan<br />
<b>Trouw Nutrition'da Küresel Fitogenik Ürün Müdürü Dr. Ellen Hambrecht</b>, “Bugün hayvansal üretim sistemlerine baktığımızda, iklim değişkenliği, artan çevresel stres faktörleri, değişen mevzuatlar, mikrobiyal baskılar ve tüketici beklentilerindeki dönüşüm gibi pek çok etkenin aynı anda yönetilmesi gereken son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu ortamda, yalnızca tek bir hedefe odaklanan veya kısa vadeli çözümler sunan yaklaşımların sürdürülebilir olması mümkün değil. PhytoComplex yaklaşımını geliştirirken tam da bu karmaşıklığı çözümün kendisi olarak ele aldık. Bitkilerin çevresel streslere karşı geliştirdiği zengin ve çok katmanlı metabolit yapılarının, hayvan biyolojisinde korunmuş reseptörler ve sinyal iletim yolları aracılığıyla fizyolojik süreçlerle etkileşime girebildiğini biliyoruz. Bu nedenle patojenleri doğrudan hedeflemek yerine, hayvanın kendi bağışıklık yanıtını, metabolik dengesini ve stres toleransını destekleyen, konak odaklı ve önleyici bir sağlık yaklaşımını benimsiyoruz” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><b>Konak odaklı ve önleyici bir sağlık yaklaşımı sunuyor</b></p>

<p>PhytoComplex’lerin geliştirme sürecinin son derece disiplinler arası ve uzun soluklu bir yapı üzerine kurulduğunu vurgulayan <b>Dr. Ellen Hambrecht</b>, “Her PhytoComplex çözümü, hayvanın genetik potansiyeline ulaşmasını engelleyebilecek spesifik bir üretim zorluğunun tanımlanmasıyla başlıyor. Karaciğer fonksiyon bozuklukları, bağırsak bariyerinin zayıflaması, kronik inflamasyon, sütten kesim stresi veya erken yaşam dönemindeki bağışıklık zorlukları gibi sorunlar, farklı türlerde performansı ve refahı doğrudan etkileyebiliyor. Bu noktada mekanizmaları her zaman tamamen açıklayabilmek mümkün olmasa da trigliserid birikimi, GLP-2 salınımı, bağırsak bütünlüğü veya inflamasyon göstergeleri gibi ölçülebilir fizyolojik çıktıları merkeze alıyoruz. Ardından etnobotanik bilgi birikimi, fitokimyasal veri tabanları ve yapay zekâ destekli biyolojik modelleme yöntemleriyle potansiyel bitkisel adayları belirliyor, dünyanın farklı bölgelerinden toplanan genetik olarak çeşitli aksesyonları hayvana özgü hücre hatlarında in vitro biyolojik testlerden geçiriyoruz. Yalnızca tutarlı, anlamlı ve tekrarlanabilir biyolojik etki gösteren adaylar geliştirme sürecinde ilerleyebiliyor” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p><b>Fitoteknolojinin geleceği, hayvan beslemenin dönüşümünde kilit rol oynayacak</b></p>

<p>Tarladan yeme uzanan sürecin her aşamasında entegrasyon ve kalite güvencesinin belirleyici olduğunun altını çizen <b>Dr. Hambrecht</b>, sözlerini şöyle tamamladı: “PhytoComplex’leri farklı kılan en önemli unsur, keşiften nihai ürüne kadar tüm sürecin tek bir mükemmeliyet merkezi altında yürütülmesidir. İsviçre’de konumlanan Nutreco Garden of the Future çatısı altında bitki evcilleştirme, kontrollü yetiştirme, standardizasyon ve kalite güvencesi süreçlerinin tamamını yönetiyoruz. Amacımız, hayvan sağlığı açısından kritik olan biyoaktif bileşenlerin tutarlı ve güvenilir şekilde elde edilmesini sağlamak. Küresel üretici ağımız aracılığıyla uygulanan özel yetiştirme protokolleri, fitokimyasal parmak izi doğrulaması, mikrobiyolojik analizler ve izlenebilirlik uygulamaları sayesinde farklı üretim koşullarında dahi tutarlı performans sunan çözümler geliştiriyoruz. PhytoComplex’leri antibiyotik ikamesi olarak konumlandırmıyoruz. Aksine dayanıklılığı artıran, performansı optimize eden ve sürdürülebilir hayvansal üretime katkı sağlayan önleyici sağlık stratejilerinin önemli bir parçası olarak görüyoruz. Genomik, metabolomik ve yapay zekâ alanındaki gelişmelerle birlikte fitoteknolojinin geleceğinin, hayvan beslemenin dönüşümünde kilit bir rol oynayacağına inanıyoruz.”</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/bagisiklik-metabolizma-ve-bagirsak-sagligini-birlikte-destekleyen-cozum</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 14:18:33 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/images/haberler/2026/02/bagisiklik_metabolizma_ve_bagirsak_sagligini_birlikte_destekleyen_cozum_h48222_67367.jpg" type="image/jpeg" length="82157"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[HER BEL AĞRISI FITIK DEĞİLDİR]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/her-bel-agrisi-fitik-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/her-bel-agrisi-fitik-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bel ağrısında doğru bilinen yanlışlara uzman uyarısı: MR sonucu değil, bütüncül değerlendirme önemli]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>HER BEL AĞRISI FITIK DEĞİLDİR</strong></p>

<p><b>Bel ağrısında doğru bilinen yanlışlara uzman uyarısı: MR sonucu değil, bütüncül değerlendirme önemli</b></p>

<p>Bel ağrısı toplumda çoğu zaman bel fıtığıyla eş anlamlı görülse de uzmanlara göre her ağrının altında yapısal bir sorun yatmıyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Gerontoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Nursel Öziri, bel ağrılarının büyük bölümünün yaşam tarzı, kas dengesi ve günlük alışkanlıklarla ilişkili olduğunu vurgulayarak, gereksiz hareketsizlik ve yanlış egzersizlerin iyileşme sürecini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.</p>

<p><b>Bel ağrısı toplumda yaygın, ancak yanlış biliniyor</b><br />
Günümüzde her yaş grubunda sık görülen bel ağrısı, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Araştırmalar, bireylerin yaşamları boyunca bel ağrısı yaşama oranının yüzde 70’in üzerinde olduğunu ortaya koyuyor. Buna rağmen toplumda bel ağrısı çoğu zaman doğrudan bel fıtığıyla ilişkilendiriliyor. Oysa bilimsel veriler, bel ağrılarının büyük bölümünün “spesifik olmayan bel ağrısı” olarak tanımlandığını ve tek bir yapısal nedene bağlanamadığını gösteriyor.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Nursel Öziri, kas-iskelet sistemi sorunları, hareketsiz yaşam, stres, uyku düzeni ve fiziksel kondisyon gibi birçok faktörün bel ağrısının oluşumunda birlikte rol oynadığını belirtiyor. Bel fıtığının ise genellikle bacağa yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ve kas gücünde azalma gibi sinir kökü bulgularıyla kendini gösterdiğini ifade ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b>MR sonucu her zaman ağrının nedeni değildir</b><br />
Görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bel ağrısı yaşayan birçok kişiye MR çekildiğini belirten Öziri, MR raporlarında görülen her fıtık bulgusunun ağrının kaynağı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Yapılan çalışmaların, hiçbir şikâyeti olmayan kişilerde bile disk taşması ve dejeneratif değişikliklerin görülebildiğini ortaya koyduğunu belirten Öziri, tanının yalnızca görüntüleme ile değil klinik değerlendirme ile konulması gerektiğini ifade ediyor.</p>

<p><b>Hareketten kaçınmak iyileşmeyi geciktiriyor</b><br />
Toplumda yaygın olan “ağrı varsa hareket edilmemeli” düşüncesinin yanlış olduğuna dikkat çeken Öziri, kontrollü ve doğru planlanmış hareketin iyileşme sürecini desteklediğini söylüyor. Karın, bel ve kalça çevresini kapsayan core kaslarının güçlendirilmesinin omurga stabilitesini artırdığını belirten Öziri, fizyoterapist eşliğinde uygulanan klinik pilates temelli egzersizlerin bel ağrısının azaltılmasında etkili olduğunu ifade ediyor. Günlük yaşamda doğru postür alışkanlıklarının kazanılması da bel sağlığının korunmasında kritik rol oynuyor. Uzun süre oturmak, telefona eğilerek bakmak ve ergonomik olmayan çalışma koşulları omurga üzerindeki yükü artırıyor.</p>

<p><b>Bel kıtlatma geçici rahatlama sağlayabilir</b><br />
Sosyal medyada sıkça karşılaşılan manuel manipülasyon uygulamalarının bazı kişilerde kısa süreli rahatlama sağlayabileceğini belirten Öziri, bu yöntemlerin tek başına kalıcı çözüm olmadığını ve mutlaka uzman fizyoterapistler tarafından uygulanması gerektiğini vurguluyor. Kalıcı iyileşmenin egzersiz ve rehabilitasyon programlarıyla mümkün olduğunu ifade ediyor.</p>

<p><b>Her egzersiz herkese uygun değil</b><br />
Her bireyin kas yapısı, hareket kapasitesi ve yaşam koşullarının farklı olduğuna dikkat çeken Öziri, standart egzersiz programlarının herkeste aynı sonucu vermediğini belirtiyor. Bel ağrısı yaşayan bireylerin doğrudan genel spor programlarına yönelmesinin riskli olabileceğini ifade eden Öziri, fizyoterapistlerin bireyi bütüncül olarak değerlendirerek kişiye özel rehabilitasyon programı oluşturmasının önemine işaret ediyor. Bel ağrılarının visseral, somatik ya da mekanik nedenlerle ortaya çıkabileceğini, bu nedenle değerlendirme sürecinin fiziksel olduğu kadar psikososyal faktörleri de kapsaması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p><b>Bu belirtiler varsa gecikmeden doktora başvurulmalı</b><br />
İdrar veya dışkı kontrolünde bozulma, ilerleyici bacak güçsüzlüğü, parmak ucu ya da topukta yürüyememe, travma sonrası gelişen ağrı, gece artan veya gün içinde hiç azalmayan ağrı gibi durumlarda vakit kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği vurgulanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/her-bel-agrisi-fitik-degildir</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 13:26:46 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/images/haberler/2026/02/her_bel_agrisi_fitik_degildir_h48219_79154.jpg" type="image/jpeg" length="44349"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici alanlarından biri olan immünoterapi, bağışıklık sisteminin tümörlerle mücadelesini merkeze alıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi</strong></p>

<p>Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici alanlarından biri olan immünoterapi, bağışıklık sisteminin tümörlerle mücadelesini merkeze alıyor.<br />
 <br />
İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan’a göre bağışıklık sisteminin üzerindeki baskının kaldırılmasıyla geliştirilen immünoterapiler, onkolojide çığır açan bir yaklaşım sunuyor. Ancak her kanserde aynı etkiyi göstermiyor ve dikkatle hasta seçimi gerektiriyor.</p>

<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi şöyle özetledi:</p>

<p>“Bağışıklık sistemi yani immün sistem organizmada kendinden olmayanı (non-self) kendinden olandan (self) ayırt eden ve kendinden olmayanların organizmaya zarar vermesini önleyen bir süper sistemdir. Kanser, aslında organizmanın kendi hücrelerinden oluşan bir hastalık olmasına rağmen immün sistemin onu tanıması ve ortadan kaldırması kanser hücrelerinin farklı yeni antijenlere (neoantijen) sahip olması ile ilişkilidir. Kanser oluşumu büyük ölçüde genlerimizdeki mutasyonlarla ortaya çıkar. Mutant genler mutant proteinler üretir ve bunlar kanser hücrelerinde normal hücrelerde bulunmayan neoantijenler olarak belirir. Bir tümörde antijen yükü ne kadar fazla ise immün sistem o kadar aktiftir. İmmün sistem hücrelerinin yoğun olduğu tümörler ‘sıcak (hot)’ tümörler olarak bilinir, bunlarda immünoterapinin etkisi tam tersi ‘soğuk (cold)’ tümörlere göre çok daha fazladır.”</p>

<p></p>

<p><strong>“Onkolojide çığır açan bir yaklaşım”</strong></p>

<p></p>

<p>Son yıllarda bu alandaki en önemli gelişmelere de değinen Prof. Dr. Aykan, şunları söyledi:</p>

<p>“Son yıllardaki en önemli bilimsel gelişme 2018 Nobel Tıp ödülünü kazanan James P. Allison ve Tasuku Honjo’nun negatif immün regülasyonun baskılanmasıyla kanser tedavisinin keşfi oldu. Konuyu biraz açalım. Vücudumuzda immün sistemin kanser hücreleriyle savaşan T lenfositlerinden oluşan bir ordusu mevcut. T lenfositlerine kanser hücrelerinin antijenleri lenf düğümlerinde dendritik hücreler tarafından tanıtılır. Aktifleşen T hücreleri kanser dokusuna gider ve tümör hücrelerine saldırır. İşte bu iki olayda aktif T hücrelerini baskılayan mekanizmalar keşfedildi. Lenf düğümlerinde T lenfosit membranında görülen CTLA-4 molekülünün aktif lenfosite negatif sinyal gönderdiği, tümör dokusunda ise tümör hücre zarında ortaya çıkan PD-L1 molekülünün lenfositlerdeki PD-1 reseptörüne bağlanarak benzer şekilde aktif T hücrelerini baskıladığı ortaya çıktı. Bu keşfin ardından ilaç teknolojisi hızla anti-CTLA-4, anti-PD-1 ve anti-PD-L1 ilaçlar (monoklonal antikorlar) geliştirmeye başladı ve günümüzde çok sayıda immünoterapi ilacı birçok klinik çalışmada araştırıldı, etkinlikleri gösterildi ve FDA tarafından onaylanarak kullanım alanına girdi. Bu onkolojide çığır açan bir yaklaşımdır.”</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İmmünoterapinin diğer tedavilerden farkı</strong></p>

<p></p>

<p>İmmünoterapiyi klasik kanser tedavilerinden ayıran temel bilimsel farkları da sıralayan Aykan,<strong> “</strong>En önemli fark immünoterapi ilaçlarının direkt sitotoksik olmayıp dolaylı olarak T lenfositleri üzerindeki baskıyı kaldırmaları, böylece T lenfositlerinin tümör hücrelerini yok etme kapasitelerini arttırmasıdır. Bir bakıma immünoterapi, ‘T-lenfositler – Tümör hücreleri’ savaşında T lenfosit ordusuna destek olmaktadır. Kemoterapiden farklı olarak sağlıklı çoğalan organizma hücrelerine direkt bir sitotoksik etkisi yoktur” dedi.</p>

<p></p>

<p><strong>“İmmünoterapi ilaçları bazı kanserlerde çok etkili olurken bazılarında hiç etkili olmadı”</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Bağışıklık sistemi temelli yaklaşımların etkisini belirleyen başlıca biyolojik faktörlerle ilgili de bilgi veren Aykan, şöyle konuştu:</p>

<p>“Yapılan çalışmalarda bu yeni immünoterapi ilaçlarının bazı kanserlerde dramatik yanıtlar verirken bazılarında hiç etkili olmadığı gözlendi. Bunu belirleyen bazı biyolojik faktörler şunlar:</p>

<ul>
	<li>DNA’da yanlış eşleşmenin tamirinde defekt olan tümörler (dMMR). Bu tümörlerde bir belirteç olarak mikrosatellit instabilite yüksektir (MSI-H) ve immünoterapiye çok iyi yanıt verirler. Organ ayrımı olmaksızın (tümör-agnostik) MSI-H kanserlerde (kolorektal kanser, endometrium kanseri, mide kanseri vb) sadece immünoterapi ile yüksek yanıt alınmakta olup metastatik hastalarda median sağkalım 5 yılı geçmiştir. Çok yeni olarak neoadjuvan (cerrahi öncesi) tedavide de yerini almıştır. Hatta rektum kanserinde organ koruyucu yaklaşıma büyük ölçüde olanak vermektedir.</li>
	<li>PD-L1 ekspresyonu yüksek (>% 50) tümörlerde immünoterapi ile daha iyi sonuçlar alınmakta olup PD-L1 %1-49 arası tümörlerde de kemoterapi + immünoterapi kombinasyonu etkili olmaktadır. </li>
	<li>Tümor Mutasyon Yükü (TMB) fazla olan kanserler immünoterapiye daha iyi yanıt vermektedir.</li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türleri</strong></p>

<p></p>

<p>İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türlerini sıralayan Aykan, “Yukarıda belirttiğim tümörlerin yanı sıra malign melanom, küçük hücreli dışı ve küçük hücreli akciğer kanserleri (NSCLCa ve SCLCa), böbrek kanseri (RCC), üçlü negatif meme kanseri (TNBC), karaciğer kanseri (HCC), safra yolu kanserleri, baş boyun kanserleri, yemek borusu ve bir kısım mide kanserlerinde immünoterapi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır” dedi. </p>

<p></p>

<p>Uygulamada hangi tip hastalarda olumlu cevap alınabildiğine dair soruya ise Aykan, “Bu bahsettiğim özellikleri taşıyan hastalar örnek olarak verilebilir. Artık birçok Patoloji laboratuvarında MSI ve PD-L1 ekspresyonu tümör materyalinde rutin olarak bakılmaktadır” yanıtını verdi.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>“Kombinasyon tedavileri halen araştırılıyor”</strong></p>

<p></p>

<p>İmmünoterapinin ilaç/aşı çalışmalarına katkısına da değinen Profesör, “Günümüzde immünoterapi yeni bir disiplin olarak onkolojide yerini almıştır. COVID-19 salgınından sonra gündeme gelen mRNA aşıları değişik kanser tedavilerinde de araştırılmakta olup immünoterapi ile birlikte kombinasyon tedavileri halen araştırma fazlarındadır. Bireysel tümör antijenlerine karşı mRNA aşısı + immünoterapi çok daha iyi klinik sonuçlar alma potansiyeli taşımaktadır” dedi.</p>

<p></p>

<p><strong>“İmmünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri vardır”</strong></p>

<p></p>

<p>Tüm tedavilerde olduğu gibi immünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri olduğunu belirten Aykan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bunlar tedavi veren hekimler tarafından yakından izlenmektedir. İmmünoterapi ilaçlarının yan etkileri daha çok otoimmünite ile ilgilidir; örneğin otoimmün pnömoni, kolit, hepatit, hipotiroidi ve ciltte döküntüler gibi. Bunun yanında bu ilaçların finansal toksisitesini gözardı etmemek gerekir. Ülkemizde henüz çok kısıtlı endikasyonda geri ödeme vardır ama bunların dışında kullanmak isteyen hastalar için gerçekten ciddi bir mali külfet oluşturmaktadır. Sağlık politikalarında bunların dikkate alınması gerekmektedir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Feb 2026 15:04:50 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/images/haberler/2026/02/kanser_tedavisinde_cigir_acan_yaklasim_immunoterapi_h48165_54f32.jpg" type="image/jpeg" length="38804"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadınlarda D Vitamini Eksikliği Neden Daha Yaygın? ]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kadinlarda-d-vitamini-eksikligi-neden-daha-yaygin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kadinlarda-d-vitamini-eksikligi-neden-daha-yaygin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[D vitamini; kemik ve kas sağlığının korunması, bağışıklık sisteminin düzenlenmesi ve birçok metabolik sürecin sağlıklı işlemesi açısından temel bir role sahiptir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadınlarda D Vitamini Eksikliği Neden Daha Yaygın? </strong><br />
D vitamini; kemik ve kas sağlığının korunması, bağışıklık sisteminin düzenlenmesi ve birçok metabolik sürecin sağlıklı işlemesi açısından temel bir role sahiptir. Toplum genelinde yaygın olarak görülen D vitamini eksikliği, kadınlarda erkeklere kıyasla daha sık saptanabilmektedir. <br />
 <br />
Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Topçugil, bu durumun tek bir nedene bağlı olmadığını; biyolojik yapı, hormonal değişimler ve yaşam tarzı faktörlerinin birlikte etkili olduğunu vurgulamaktadır.</p>

<p>“Kadınlarda hormonal yapı, D vitamini metabolizmasını doğrudan etkileyebilir.”</p>

<p>D vitamini vücutta yalnızca kemikler üzerinde etkili değildir; hormon benzeri bir işlev görerek birçok dokuda reseptörler aracılığıyla etki gösterir. Kadınlarda östrojen hormonunun kemik metabolizması ve D vitamini kullanımı üzerinde belirgin bir rolü vardır.</p>

<p></p>

<p>Özellikle hormonal dalgalanmaların yoğun yaşandığı dönemlerde, D vitamininin vücutta kullanımı ve kemik üzerindeki koruyucu etkisi değişkenlik gösterebilir. Bu durum, kadınların D vitamini eksikliğine karşı daha hassas bir biyolojik zemine sahip olmasına neden olabilir.</p>

<p>“Güneş ışığına yeterince maruz kalmamak, eksikliğin en temel nedenlerinden biridir.”</p>

<p>D vitamininin en önemli kaynağı, ciltte güneş ışınları aracılığıyla gerçekleşen sentezdir. Ancak günümüzde şehir yaşamı, kapalı alanlarda uzun süre vakit geçirilmesi ve güneşten korunma alışkanlıklarının artması, bu sentezi önemli ölçüde sınırlandırmaktadır. </p>

<p></p>

<p>Kadınlarda özellikle çalışma koşulları, ev içi yaşam düzeni ve günlük rutinler nedeniyle güneş ışığından yeterince faydalanılmaması, D vitamini eksikliğinin sık görülmesine zemin hazırlayabilmektedir.</p>

<p>“Cilt yapısı ve güneşten korunma alışkanlıkları D vitamini sentezini etkileyebilir.”</p>

<p>D vitamini sentezi ciltte gerçekleştiği için, cilt yapısı ve kullanılan güneş koruyucu ürünler de bu süreçte rol oynar. Özellikle düzenli ve yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımı, ciltte D vitamini üretimini azaltabilir. Kadınların cilt sağlığı ve yaşlanma karşıtı koruma amacıyla güneşten daha fazla kaçınması, uzun vadede D vitamini seviyelerinin düşmesine katkıda bulunabilir.</p>

<p>“Vücut yağ oranı, D vitamininin dolaşımdaki düzeylerini etkileyebilir.”</p>

<p>D vitamini yağda çözünen bir vitamindir ve vücutta yağ dokusunda depolanabilir. Kadınlarda fizyolojik olarak vücut yağ oranı erkeklere göre daha yüksek olma eğilimindedir. Bu durum, alınan ya da sentezlenen D vitamininin dolaşıma daha az geçmesine ve kanda ölçülen değerlerin düşük saptanmasına neden olabilir. Bu nedenle bazı kadınlarda, yeterli alım olmasına rağmen eksiklik tablosu ortaya çıkabilmektedir.</p>

<p>“Gebelik, emzirme ve menopoz gibi dönemler D vitamini ihtiyacını artırır.”</p>

<p>Kadınların yaşam döngüsünde yer alan gebelik ve emzirme dönemleri, D vitamini gereksiniminin arttığı özel süreçlerdir. Bu dönemlerde D vitamini hem annenin kemik sağlığı hem de bebeğin iskelet gelişimi açısından önemli. </p>

<p></p>

<p>Menopoz döneminde ise östrojen seviyelerinin azalmasıyla birlikte kemik kaybı riski artar ve D vitamini yetersizliği daha belirgin klinik sonuçlara yol açabilir.</p>

<p>“Beslenme kaynaklarının sınırlı olması eksiklik riskini artırır.”</p>

<p>D vitamini içeren besinlerin sayısı sınırlıdır ve günlük gereksinimin büyük bir kısmı güneş ışığı yoluyla karşılanır. Beslenme düzeninde yağlı balıklar, yumurta sarısı ve D vitamini ile zenginleştirilmiş gıdaların yeterince yer almaması, kadınlarda eksiklik riskini artırabilir. Özellikle uzun süreli kısıtlayıcı diyetler ve düzensiz beslenme alışkanlıkları bu durumu daha da belirgin hale getirebilir.</p>

<p>“Yaşam kalitesi artırılarak D vitamini depoları desteklenebilir.”</p>

<p>D vitamini seviyelerini dengede tutmak için sadece takviye yeterli değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
 </p>

<ul type="disc">
	<li><strong>Güneşle Doğru Temas:</strong> Haftada 2-3 kez, güneşli saatlerde, koruyucu sürmeden 15-20 dakika boyunca kolların ve bacakların güneş görmesi sentez için yeterlidir.</li>
	<li><strong>Beslenme Desteği: </strong>Yağlı balıklar, yumurta sarısı ve karaciğer doğal kaynaklardır; ancak unutulmamalıdır ki günlük ihtiyacın sadece %10-20’si gıdalarla karşılanabilir.</li>
	<li><strong>Magnezyum Takviyesi: </strong>D vitamininin vücutta aktif hale gelmesi için magnezyuma ihtiyacı vardır. Beslenmenize kuruyemiş ve yeşil yapraklı sebzeleri ekleyebilirsiniz.</li>
</ul>

<p></p>

<p>"Kadın vücudu, yaşamın her evresinde büyük bir değişim ve direnç içindedir. Bu direnci korumanın en temel yollarından biri, hücrelerimizin kaynağı olan D vitaminini doğru seviyelerde tutmaktır. Kendi başınıza takviye kullanmak yerine, yılda en az iki kez uzman kontrolünde değerlerinizi ölçtürün."</p>

<p></p>

<p>— Uzm. Dr. Füsun Topçugil</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kadinlarda-d-vitamini-eksikligi-neden-daha-yaygin</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 23:57:57 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/images/haberler/2026/01/kadinlarda_d_vitamini_eksikligi_neden_daha_yaygin_h48148_6abe3.jpg" type="image/jpeg" length="53101"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ev İçi Hava Kirliliği  KOAH Riskini Artırıyor ]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/ev-ici-hava-kirliligi-koah-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/ev-ici-hava-kirliligi-koah-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kış sezonunda pek çok insanın zamanının büyük bölümünü ev ve ofis gibi kapalı alanlarda geçirmesi, bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ev İçi Hava Kirliliği  KOAH Riskini Artırıyor </strong></p>

<p>Kış sezonunda pek çok insanın zamanının büyük bölümünü ev ve ofis gibi kapalı alanlarda geçirmesi, bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor.</p>

<p><br />
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre KOAH, dünyada ve Türkiye’de en sık ölüme neden olan 4. hastalık. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fidan Yıldız, özellikle sigara kullanmayan KOAH hastalarının büyük bölümünden, ev içi hava kirliliğinin sorumlu olduğunu söylüyor.</p>

<p>Kış sezonunda pek çok insanın zamanının büyük bölümünü ev ve ofis gibi kapalı alanlarda geçirmesi, bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Bunlardan biri de akciğer sağlığımızı tehdit eden KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı). Akciğerlerdeki hava yollarının kalıcı olarak daraldığı, ilerleyici kronik bir solunum hastalığı olarak tanımlanan KOAH; sigara dumanı, zararlı partiküller ve çeşitli gazlara maruziyet sonrasında zamanla hava yollarının daralmasıyla gelişiyor. Vakaların yüzde 70-80’i sigara kullanımına bağlıyken, sigara içmeyen bireylerde de pasif sigara dumanına maruziyet, KOAH için önemli bir risk faktörü. </p>

<p></p>

<p><strong>Biyomas Maruziyeti Nedir?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigara kullanmayan kişilerde görülen KOAH vakalarının büyük bölümünün baş sorumlusu, ev içi hava kirliliği. Bu kirliliğin en önemli kaynağı ise “biyomas maruziyeti.” Isınma ya da yemek pişirme sırasında odun, kömür ya da tezek gibi yakıtların kullanılmasıyla ortaya çıkan duman ve zararlı partiküller, uzun vadede hastalığın gelişme riskini artırıyor. Bunun yanı sıra; ev içinde yetersiz havalandırma, özellikle filtre temizliği yeterince yapılmayan klimalar, toz tutan halı ve kilim kullanımı, kimyasal içeren temizlik malzemeleri ve evde açık alanda çamaşır kurutulması gibi faktörler de akciğer sağlığımızı olumsuz etkiliyor. Tüm bunlar KOAH'lı bireylerin akciğer dokularındaki iltihabı artırırken KOAH semptomlarını da şiddetlendirebiliyor. </p>

<p></p>

<p>B<strong>elirtiler Önemsenmiyor, Doktora Başvurma Oranları Düşük </strong></p>

<p>KOAH, genellikle sessiz başlayan ve zamanla şiddetlenerek nefes darlığı ile kendini gösteren bir hastalık. Kronik öksürük, balgam çıkarma, hırıltı ve göğüste sıkışma hissi hastalığın en sık görülen belirtilerinden. Ancak risk grubunda bulunan birçok kişi, ya belirti olmadığı ya da şikâyetlerini önemsemediği için doktora başvurmakta gecikiyor. </p>

<p></p>

<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fidan Yıldız, KOAH tanısında erken tanının önemine dikkat çekiyor ve bu konuda en önemli tetkikin solunum fonksiyon testi (spirometri) olduğunu söylüyor. Ancak tanıyı desteklemek amacıyla akciğer grafisi, kan oksijen seviyesi ölçümü ile kan ve egzersiz testleri de kullanılıyor. KOAH tedavisi ise yalnızca ilaçla sınırlı değil. Özellikle tütün kullanımının bırakılması, düzenli takip ve hasta-hekim iş birliği, tedavinin başarısında belirleyici rol oynuyor. <br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/ev-ici-hava-kirliligi-koah-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 23:54:36 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/images/haberler/2026/01/ev_ici_hava_kirliligi_koah_riskini_artiriyor_h48147_5189f.jpg" type="image/jpeg" length="14976"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KAPALI CERRAHİNİN 4 ÖNEMLİ AVANTAJI]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günümüzde kapalı yöntemle yapılan ameliyatlar (laparoskopik cerrahi) ileri teknolojinin ve deneyimin birleştiği modern cerrahi yaklaşımı temsil ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong data-olk-copy-source="MessageBody">KAPALI CERRAHİNİN 4 ÖNEMLİ AVANTAJI</strong></p>

<p>Günümüzde kapalı yöntemle yapılan ameliyatlar (laparoskopik cerrahi) ileri teknolojinin ve deneyimin birleştiği modern cerrahi yaklaşımı temsil ediyor.</p>

<p>Örneğin safra kesesi, kasık fıtığı cerrahisi ve onkolojik cerrahide laparoskopik ameliyatlar hastaya önemli konfor sağlıyor. Karın içine açılan birkaç küçük kesi ile yüksek çözünürlüklü kamera sistemleri ve özel cerrahi enstrümanlar kullanılarak gerçekleştirilen yöntem sayesinde güvenli, etkili ve hasta odaklı sonuçlar elde ediliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, kapalı yöntemle yapılan ameliyatlarla ilgili bilgi verdi.</p>

<p><strong>Maksimum cerrahi hassasiyet</strong></p>

<p>Laparoskopik cerrahide ameliyat alanı büyütülerek izleme yapılır. Bu durum anatomik yapıların son derece net ayırt edilmesini sağlar. Damarlar, sinirler ve doku planları açık cerrahiye kıyasla daha detaylı değerlendirilir. Bu üstün görüntüleme avantajı sayesinde parçalara ayırmanın (diseksiyon) kontrollü yapılmasına, kan kaybının azaltılmasına ve komplikasyon riskinin düşürülmesine doğrudan katkı sağlar.</p>

<p><strong>Minimal travma, hızlı ve güvenli iyileşme</strong></p>

<p>Minimal invaziv yaklaşım sayesinde karın duvarı bütünlüğü büyük ölçüde korunur. Bu da ameliyat sonrası ağrının azalması nedeniyle hareket yeteneğinin ve taburculuğun kısalmasını sağlar. Klinik veriler, kapalı cerrahinin daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı fonksiyonel iyileşme sağladığını açıkça göstermektedir.</p>

<p><strong>Kapalı safra kesesi cerrahisi (Kolesistektomi)</strong></p>

<p>Safra kesesi taşları ve safra kesesine ait iltihabi hastalıklarda laparoskopik kolesistektomi, günümüzde altın standart tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Yüksek çözünürlüklü görüntüleme sayesinde safra yolları ve çevre anatomik yapılar net bir şekilde değerlendirilir, bu sayede cerrahi güvenliği artar. Cerrahinin avantajları şunlardır;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
	<li>Ameliyat sonrası daha az ağrı</li>
	<li>Aynı gün veya ertesi gün taburculuk</li>
	<li>Günlük yaşama hızlı dönüş</li>
	<li>Düşük enfeksiyon ve komplikasyon oranları</li>
</ul>

<p><strong>Kapalı kasık fıtığı cerrahisi</strong></p>

<p>Kasık fıtıklarında laparoskopik onarım, özellikle iki taraflı ve nüks fıtıklarda önemli avantajlar sağlamaktadır. Karın arka duvarının içeriden değerlendirilmesi sayesinde fıtık bölgeleri detaylı olarak görülür ve anatomik onarım daha fizyolojik bir şekilde gerçekleştirilir. Kapalı cerrahi sayesinde;</p>

<ul>
	<li>Daha az doku hasarı</li>
	<li>Düşük kronik ağrı riski</li>
	<li>Kısa sürede işe ve sosyal yaşama dönüş</li>
	<li>Her iki tarafın aynı seansta güvenle onarılabilmesi gibi nedenler modern fıtık cerrahisinin önemli bir parçasıdır.</li>
</ul>

<p><strong>Onkolojik cerrahide bilimsel güvence</strong></p>

<p>Kolon ve rektum kanserleri başta olmak üzere gastrointestinal sistem malignitelerinde laparoskopik cerrahi; onkolojik cerrahinin temel prensiplerinden ödün vermeden başarıyla uygulanmaktadır. Yeterli cerrahi sınırlar ve uygun lenf nodu diseksiyonu, laparoskopik yaklaşımla güvenle sağlanabilmektedir. Uluslararası kılavuzlar ve geniş klinik çalışmalar, deneyimli merkezlerde uygulanan laparoskopik onkolojik cerrahinin; açık cerrahi ile eşdeğer uzun dönem sağkalım ve lokal kontrol sonuçları sunduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>Doğru hasta seçimi ve cerrahi deneyim</strong></p>

<p>Kapalı cerrahinin başarısı; doğru endikasyon, uygun hasta seçimi ve cerrahın deneyimi ile doğrudan ilişkilidir. İleri teknoloji, bilimsel bilgi ve klinik tecrübe ile birleştiğinde maksimum cerrahi başarı ve hasta güvenliği sağlar. </p>

<p><strong>Modern genel cerrahinin vazgeçilmez yaklaşımı</strong></p>

<p>Safra kesesi hastalıkları, kasık fıtıkları ve onkolojik cerrahi başta olmak üzere kapalı yöntem; günümüz genel cerrahisinde hasta konforunu ve bilimsel mükemmeliyeti merkeze alan bir yaklaşımdır. Daha az travma ile daha güçlü sonuçlar sunan bu yöntem, modern cerrahinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bilimsel verilerle desteklenen laparoskopik cerrahi, cerrahinin geleceğini bugün hastalarla buluşturmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 23:51:08 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/images/haberler/2026/01/kapali_cerrahinin_4_onemli_avantaji_h48146_371c9.jpg" type="image/jpeg" length="39842"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Domatesten sonra biberler de analiz ediliyor]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/domatesten-sonra-biberler-de-analiz-ediliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/domatesten-sonra-biberler-de-analiz-ediliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ŞOK Marketler’de pestisit analiz kapsamı genişliyor: Domatesten sonra biberler de analiz ediliyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Domatesten sonra biberler de analiz ediliyor<br />
ŞOK Marketler’de pestisit analiz kapsamı genişliyor: Domatesten sonra biberler de analiz ediliyor</p>

<p>ŞOK Marketler, geçen yılın sonunda başlattığı pestisit analiz uygulamasını genişletiyor. Domateslerden sonra biberler de analizden geçtikten sonra raflara ulaşıyor.</p>

<p data-olk-copy-source="MessageBody">ŞOK Marketler, 2025 yılı sonunda başlattığı kendi laboratuvarında pestisit analizi uygulamasını kısa sürede genişleterek taze meyve-sebzede gıda güvenliğini bir adım ileri taşıdı. ŞOK’un Antalya’daki tedarik platformunda kurulan laboratuvarda ilk etapta domatesle başlatılan analiz sürecine şimdi biberler de dahil edildi. Artık raflara yalnızca analizden başarıyla geçen biberler ulaşıyor ve bu ürünler “Pestisit Tespit Edilmedi” etiketiyle satışa sunuluyor.</p>

<p><strong>Üreticiye destek, tüketiciye güven</strong></p>

<p>ŞOK Marketler hayata geçirdiği model kapsamında gıda güvenliği alanında önemli bir adım atarken, çiftçilerin doğru tarım uygulamaları konusunda gelişimine de destek oluyor. Ziraat mühendisleri sahada çiftçilere eğitim verirken, analiz sonuçlarına göre yapılan geri bildirimler üretim süreçlerinin iyileştirilmesine katkı sağlıyor. Raflardaki ürünlerin analiz sonuçlarına QR kod ile Cepte ŞOK uygulaması üzerinden ulaşılması da uygulamanın şeffaflığını artırıp müşteri nezdinde güveni pekiştiriyor.   </p>

<p><strong>Hedef tüm meyve-sebzelerde analizli ürünleri raflarla buluşturmak</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ŞOK Marketler taze gıda kategorisinde güvenli, izlenebilir ve şeffaf bir yapıyı kalıcı hale getirmeyi hedefliyor. Domatesle başlayan ve biberle devam eden pestisit analiz süreci, önümüzdeki dönemde diğer meyve-sebze gruplarını da kapsayacak şekilde planlı olarak genişletilecek.</p>

<p><strong>Uğur Demirel: “Söz verdiğimiz gibi adım adım ilerlerken müşterimizden çok olumlu geri dönüşler alıyoruz”</strong></p>

<p><strong>ŞOK Marketler CEO’su Uğur Demirel</strong> uygulamanın geldiği noktayı şu sözlerle değerlendirdi: “Geçtiğimiz yılın sonunda ŞOK Marketler olarak çok önemli bir adım attık. Kendi kurduğumuz laboratuvarda taze meyve-sebzede başlattığımız pestisit analiz sürecini ilk aşamada domates ile hayata geçirdik ve çok kısa sürede çok iyi sonuçlar aldık. Zaman içinde mağazalarımıza gelen tüm meyve-sebzelerin çok daha hızlı sonuç aldığımız kendi analizimizden geçmesi hedefimiz doğrultusunda, şimdi biberleri de bu sürece dahil ediyoruz. Yani domatesten sonra biberde de yalnızca analizden geçen ürünler raflarımızda yerini alıyor.</p>

<p>ŞOK Marketler olarak uzun yıllardır titizlikle uyguladığımız kalite kontrol süreçlerini bu yeni analiz uygulamamızla bir adım ileri taşıdık. Uygun fiyatlı ürün sunma yaklaşımımızdan ödün vermeden taze meyve-sebzede güveni artırıyoruz. Diğer yandan çiftçilerimize, üreticilerimize doğru uygulamalar konusunda bilinç kazandırıyor, eğitimlerle destekliyoruz. Bu çalışmaların sahada karşılığını görüyor; müşterilerimizden çok olumlu geri bildirimler alıyoruz. Önümüzdeki dönemde laboratuvar sayımızı artırmaya ve analizlerin kapsamını genişletmeye devam edeceğiz.”</p>

<p aria-hidden="true"></p>

<p><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/domatesten-sonra-biberler-de-analiz-ediliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 22:42:34 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/images/haberler/2026/01/domatesten_sonra_biberler_de_analiz_ediliyor_h48138_6a8d7.jpg" type="image/jpeg" length="60974"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
