<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Ataşehir | Ataşehir Haber - Ataşehir Haberleri</title>
    <link>https://www.atasehirweb.com</link>
    <description>Ataşehir | Ataşehir Haber - Ataşehir Haberleri - Son Dakika -  Ataşehir Haberler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.atasehirweb.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 05 Aug 2026 20:24:56 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[ARI SOKARSA NE YAPILMALI]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/ari-sokarsa-ne-yapilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/ari-sokarsa-ne-yapilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Arı sokması durumunda doğru ve hızlı hareket etmek hem ağrıyı en aza indiriyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>ARI SOKARSA NE YAPILMALI? İşte Adım Adım İlk Yardım Rehberi!</strong></h1>

<p><strong>Yaz aylarında açık havada zaman geçirirken sıkça karşılaşılan arı sokmaları, müdahale şekline göre hızlıca kontrol altına alınabiliyor. Ancak uzmanlar uyarıyor: Müdahale yöntemi, oluşan reaksiyonun basit bir şişlik mi yoksa hayati tehlike oluşturan anafilaksi mi olduğuna göre değişiyor.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SAĞLIK / YAŞAM –</strong> Arı sokması durumunda doğru ve hızlı hareket etmek hem ağrıyı en aza indiriyor hem de olası alerjik şokların önüne geçilmesinde kritik rol oynuyor. İşte uzmanların önerdiği 5 hayati adım:</p>

<h2><strong>1. Bölgeden Sakin ama Hızlıca Uzaklaşın</strong></h2>

<p>Arı sokması gerçekleştiğinde ilk yapılması gereken şey, diğer arıların hedefi olmamak için bölgeden uzaklaşmaktır. Arılara vurmaya veya onları ezmeye çalışmak, salgıladıkları kokular nedeniyle yeni saldırıları tetikleyebilir. Sürü saldırısı durumunda hemen kapalı bir alana geçilmelidir.</p>

<h2><strong>2. İğneyi Geciktirmeden Çıkarın</strong></h2>

<p>Bal arıları genellikle iğnelerini deride bırakır. İğnenin deride kaldığı görülüyorsa <strong>tırnak kenarı, sert bir kart veya gazlı bez yardımıyla sıyırarak</strong> çıkarılmalıdır. Buradaki temel nokta, iğne üzerindeki zehir kesesini sıkmadan iğneyi en kısa sürede cildinizden uzaklaştırmaktır. Ardından bölge bol su ve sabunla yıkanmalıdır.</p>

<h2><strong>3. Soğuk Kompres Uygulayın</strong></h2>

<p>Ağrı ve şişliği kontrol altına almak için bölgeye soğuk kompres yapılmalıdır:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Beze sarılmış buz veya soğuk su paketini yaklaşık <strong>20 dakika</strong> sokulan bölgede tutun (Buzu doğrudan cilde temas ettirmeyin).</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sokulan yer kol veya bacakta ise bölgeyi yukarıda tutmak şişliğin yayılmasını engellemeye yardımcı olur.</p>
 </li>
</ul>

<h2><strong>4. Belirtileri Yakından İzleyin</strong></h2>

<p>Arının soktuğu kişi ilk dakikalarda asla yalnız bırakılmamalıdır. Yerel reaksiyonların yanı sıra kişide nefes darlığı, boğazda tıkanma hissi, yaygın vücut döküntüsü, baş dönmesi veya baygınlık gibi sistemik belirtilerin başlayıp başlamadığı gözlemlenmelidir.</p>

<h2><strong>5. Anafilaksi (Alerjik Şok) Belirtilerinde Zaman Kaybetmeden 112'yi Arayın!</strong></h2>

<p>Eğer solunum güçlüğü, dolaşım bozukluğu veya bilinç kaybı gibi ağır alerji belirtileri gelişiyorsa evde yapılan müdahalelerle zaman kaybedilmemelidir. Anafilakside ilk ve en etkili tedavi <strong>adrenalindir</strong>. Antihistaminik veya basit alerji ilaçları boğaz şişmesini veya aniden düşen tansiyonu düzeltmek için yeterince hızlı etki gösteremez.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/ari-sokarsa-ne-yapilmali</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/08/ari-sokarsa-ne-yapilmali.png" type="image/jpeg" length="46831"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diş Çürüğü Tedavilerinin Geleceği Matkapsız Olabilir Mi?]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/dis-curugu-tedavilerinin-gelecegi-matkapsiz-olabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/dis-curugu-tedavilerinin-gelecegi-matkapsiz-olabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Michigan Üniversitesi'nden araştırmacılar,  matkap, iğne veya anesteziye gerek duyulmadan çürümüş dişleri sadece birkaç saniye içinde tedavi edebildiğini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Diş Çürüğü Tedavilerinin Geleceği Matkapsız Olabilir Mi?</strong></h1>

<p>Matkaplardan ve diş hekimlerinin kullandığı diğer aletlerden korkulduğu için birçok kişi tehlikeli diş çürüklerini tedavi ettirmekten kaçınabilmektedir, ancak koyu renkli bir sıvı bu durumu değiştirebilir.</p>

<p>Michigan Üniversitesi'nden araştırmacılar, "SDF" olarak da bilinen <strong>gümüş diamin florürün</strong>, matkap, iğne veya anesteziye gerek duyulmadan çürümüş dişleri sadece birkaç saniye içinde tedavi edebildiğini açıkladı.</p>

<p>Michigan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde diş hekimliği alanında öğretim üyesi olan Margherita Fontana konuyla ilgili yaptığı açıklamada, <i>"Bu, bir yaşındaki çocuklarda bile çok etkili ve güvenli bir tedavi yöntemi"</i> ifadelerini kullandı.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diş çürüğü tedavilerinin geleceği, matkapsız (drilssiz) yöntemlere doğru hızla ilerlemektedir. Geleneksel diş hekimliğinde çürük doku matkapla temizlenirken, modern teknoloji çürüğü daha az invaziv veya tamamen invaziv olmayan yollarla tedavi etmeyi mümkün kılıyor. Bu yeni yaklaşımlar, hastanın konforunu artırmayı ve diş dokusunu korumayı hedefler.</p>

<p><strong>Matkapsız Çürük Tedavisi Yöntemleri:</strong></p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Gümüş Diamin Florür (SDF):</strong> Özellikle çocuklarda ve matkap kullanmanın zor olduğu durumlarda kullanılan bu sıvı, çürük dokuyu durdurarak ilerlemesini engeller. Dişin remineralizasyonunu sağlar ancak çürük bölgede kalıcı bir siyah leke bırakır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Ozon Tedavisi:</strong> Çürük oluşturan bakterileri yok etmek için diş yüzeyine ozon gazı uygulanır. Erken dönem çürüklerin tedavisinde ve dişin kendini onarmasına yardımcı olmak için kullanılır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Rezin İnfiltrasyonu (Icon):</strong> Henüz başlangıç aşamasındaki çürüklerde uygulanan bu yöntemde, özel bir jel ve reçine kullanılarak çürük bölge doldurulur. Bu sayede dişin yüzeyi sağlamlaştırılır ve çürüğün ilerlemesi durdurulur.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Lazer Teknolojisi:</strong> Matkap yerine kullanılan lazerler, çürük dokuyu buharlaştırarak temizler ve daha hassas bir tedavi sağlar. Bu yöntem genellikle anesteziye ihtiyaç duyulmadan uygulanır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Mikro-Aşındırma:</strong> Çok ince partiküllerin basınçlı hava ile diş yüzeyine püskürtülmesiyle çürük temizlenir. Bu yöntem, sınırlı miktarda diş dokusunun çıkarılması gereken durumlarda kullanılır.</p>
 </li>
</ol>

<p><strong>Matkapsız Tedavilerin Avantajları:</strong></p>

<ul>
 <li>
 <p>Daha az ağrı ve rahatsızlık hissi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Anestezi ihtiyacının azalması veya ortadan kalkması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Sağlam diş dokusunun korunması</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tedavi sonrası daha kısa iyileşme süresi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Diş hekimi korkusu olan hastalar için daha az stresli bir deneyim</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Matkapsız Tedavilerin Sınırlamaları:</strong></p>

<p>Matkapsız yöntemler, her türlü çürük vakası için uygun değildir. İlerlemiş çürüklerde, çürük dokunun tamamen temizlenmesi ve dişin restore edilmesi için matkap kullanımı hala gerekli olabilir. Bu nedenle, uygun tedavi yöntemine diş hekimi tarafından karar verilmesi önemlidir.</p>

<p>Sonuç olarak, diş hekimliğindeki teknolojik gelişmeler, matkapsız çürük tedavisi seçeneklerini artırmaktadır. Gelecekte, bu yöntemlerin daha da geliştirilmesi ve yaygınlaşmasıyla çürük tedavilerinin daha konforlu ve minimal invaziv hale gelmesi beklenmektedir.</p>

<p></p>

<p>Matkapsız diş hekimliğinin geleceğini şekillendiren başlıca teknolojiler ve yöntemler şunlardır:</p>

<h3>1. Erken Teşhis ve Remineralizasyon (Dişin Kendi Kendini Onarması)</h3>

<p>Geleceğin temel felsefesi, çürüğü oluşmadan yakalamak veya başlangıç aşamasındayken durdurmaktır.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Yüksek Teknolojiyle Tarama:</strong> Lazer floresans cihazları (örneğin DIAGNOdent) veya gelişmiş dijital röntgenler, çürükleri minenin en başındaki demineralizasyon (mineral kaybı) aşamasında tespit edebilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Remineralizasyon Ajanları:</strong> Çürük başlangıcı tespit edildiğinde, matkaba gerek kalmadan dişin minesini güçlendirecek tedaviler uygulanır.</p>

 <ul>
  <li>
  <p><strong>Flor Vernikleri ve Jelleri:</strong> Yüksek konsantrasyonlu florür uygulamaları.</p>
  </li>
  <li>
  <p><strong>Kazein Fosfopeptid-Amorf Kalsiyum Fosfat (CPP-ACP):</strong> Süt proteininden elde edilen bu kompleks, dişe kalsiyum ve fosfat sağlayarak mineyi yeniden mineralize eder.</p>
  </li>
  <li>
  <p><strong>Nano-Hidroksiapatit:</strong> Diş minesinin ana yapısı olan kalsiyum ve fosfatın nano boyuttaki kristalleri, doğrudan mineye entegre edilerek yapıyı onarır.</p>
  </li>
 </ul>
 </li>
</ul>

<h3>2. Minimal İnvaziv Yöntemler (Çürüğün Matkapsız Temizlenmesi)</h3>

<p>Çürük ilerlemiş olsa bile, matkapsız olarak temizlemenin etkili yolları mevcuttur.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>KİMYASAL ÇÜRÜK UZAKLAŞTIRMA (CHEMA-MECHANICAL):</strong> Bu yöntemde, özel jeller (örneğin Papacarie veya Carisolv gibi) kullanılır. Bu jeller, sadece ölmüş ve enfekte olmuş dentin dokusunu yumuşatır. Sağlam dentin dokusuna zarar vermez. Yaklaşık 30 saniye beklendikten sonra, yumuşayan çürük doku, özel el aletleriyle (küretlerle) kazınmadan nazikçe temizlenir. İşlem sırasında ağrı hissi çok azdır ve genellikle anesteziye gerek kalmaz.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>HAVA AŞINDIRMA (AIR ABRASION):</strong> Çok ince alüminyum oksit veya biyoaktif cam tozlarının basınçlı hava ile diş yüzeyine püskürtülmesi prensibine dayanır. Çürük veya çatlak olan doku, mikroskobik düzeyde aşındırılarak kaldırılır. Matkabın neden olduğu vibrasyon (titreşim) ve ısınma olmadığı için hastalar tarafından daha iyi tolere edilir.</p>
 </li>
</ul>

<h3>3. Yüksek Teknolojik Cihazlar</h3>

<ul>
 <li>
 <p><strong>LAZERLER (DENTAL LASERS):</strong> Er,Cr:YSGG veya Nd:YAG gibi lazerler, çürük dokuyu buharlaştırarak temizleyebilir. Lazer, çürük bölgedeki su moleküllerini hedef alarak dokunun nazikçe ayrılmasını sağlar. Avantajları:</p>

 <ul>
  <li>
  <p>Genellikle anesteziye ihtiyaç duyulmaz.</p>
  </li>
  <li>
  <p>Isı ve titreşim üretmez.</p>
  </li>
  <li>
  <p>Çevredeki sağlıklı dokuya zarar vermez.</p>
  </li>
  <li>
  <p>İşlem sırasında bakterileri öldürür.</p>
  </li>
 </ul>
 </li>
 <li>
 <p><strong>OZON TEDAVİSİ:</strong> Ozon gazı, güçlü bir antimikrobiyal ajandır. Çürük olan bölgeye ozon uygulandığında, oradaki bakteriler, mantarlar ve virüsler %99 oranında yok edilir. Bu işlem, çürüğün ilerlemesini durdurur ve remineralizasyon tedavilerine zemin hazırlar. Genellikle ağrısızdır.</p>
 </li>
</ul>

<h3>4. Biyolojik Restorasyonlar (Rejeneratif Diş Hekimliği)</h3>

<p>Gelecekte, dişin kendini yenilemesi ve onarması hedeflenmektedir.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Biyoaktif Materyaller:</strong> Çürük temizlendikten sonra uygulanan dolgu malzemelerinin, dişin doğal yapısını taklit etmesi ve remineralizasyonu desteklemesi beklenir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Diş Özü (Pulpa) Yenilenmesi:</strong> Kök kanal tedavisi gerektiren durumlarda, laboratuvarda kök hücrelerden elde edilen diş özünün, kök kanalına yerleştirilerek dişin yeniden canlılığını kazanması üzerine araştırmalar sürmektedir.</p>
 </li>
</ul>

<h3>Sonuç: Matkap Tamamen Bitecek mi?</h3>

<p>Matkap tamamen ortadan kalkmayabilir. Özellikle dişin kırıldığı, büyük eski dolguların değiştirilmesi gerektiği veya çürüğün sinire çok yaklaştığı ileri vakalarda mekanik müdahale hala gerekli olabilir. Ancak, diş hekimliğinin ana akımı, önleyici ve minimal invaziv (az doku kaybı) tedavilere doğru kaymaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla, "Diş çürüğü tedavilerinin geleceği matkapsız olabilir mi?" sorusuna cevabımız: <strong>Evet, gelecekte diş çürüğü tedavilerinin büyük bir kısmı matkapsız, ağrısız ve çok daha konforlu bir şekilde yapılabilecektir.</strong> Bu, diş hekimi korkusunu yenmek ve diş sağlığını korumak adına devrim niteliğinde bir değişimdir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diş Sağlığı</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/dis-curugu-tedavilerinin-gelecegi-matkapsiz-olabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 17:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/dis-curugu-tedavilerinin-gelecegi-matkapsiz-olabilir-mi.jpg" type="image/jpeg" length="29438"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[YAZ AYLARINDA ÇOCUKLARDA İSHAL ENFEKSİYONLARINA DİKKAT!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/yaz-aylarinda-cocuklarda-ishal-enfeksiyonlarina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/yaz-aylarinda-cocuklarda-ishal-enfeksiyonlarina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda görülen ishal, çoğu zaman hafif seyretse de bazı durumlarda ciddi sıvı kaybına yol açarak hastanede tedavi gerektirebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>YAZ AYLARINDA ÇOCUKLARDA İSHAL ENFEKSİYONLARINA DİKKAT!</strong></h1>

<p>Yaz mevsiminde artan hava sıcaklıkları, çocukların daha fazla dışarıda vakit geçirmesi, havuz ve deniz kullanımı ile açıkta satılan gıdaların daha sık tüketilmesi, ishal enfeksiyonlarında belirgin bir artışa neden oluyor.</p>

<p>Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda görülen ishal, çoğu zaman hafif seyretse de bazı durumlarda ciddi sıvı kaybına yol açarak hastanede tedavi gerektirebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Nisa Eda Çullas İlarslan,<strong> </strong>yaz aylarında alınacak basit hijyen önlemleriyle ishal vakalarının önemli ölçüde önlenebileceği konusunda bilgi verdi.</p>

<p><strong>Park gibi ortak kullanım alanlarında bulaş riski yüksek </strong></p>

<p>Yaz aylarında görülen ishallerin büyük bölümü bakteri, virüs ve parazitlerin neden olduğu enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır. Sıcak havalarda bu mikroorganizmaların daha kolay çoğalması, uygun koşullarda saklanmayan gıdaların tüketilmesi, iyi yıkanmamış meyve ve sebzeler ile temiz olmayan su kaynakları enfeksiyon riskini artırmaktadır. Çocukların park, piknik, havuz ve deniz gibi ortak kullanım alanlarında daha fazla zaman geçirmesi de bulaş ihtimalini yükseltmektedir. Özellikle küçük çocukların ellerini ve oyuncaklarını ağızlarına götürme alışkanlığı, mikropların kolayca yayılmasına neden olabilmektedir.</p>

<p>Kış aylarında ishaller daha çok virüslere bağlı görülürken, yaz mevsiminde bakteriyel ve paraziter enfeksiyonlar daha sık karşımıza çıkmaktadır. Rotavirüs, norovirüs ve adenovirüs en sık görülen viral etkenler arasında yer alırken; Salmonella, Campylobacter, Shigella ve bazı Escherichia coli (E.coli) türleri bakteriyel ishallerin önemli nedenlerini oluşturmaktadır. Giardia ve Entamoeba histolytica ise yaz aylarında görülen paraziter bağırsak enfeksiyonlarının başlıca etkenleri arasında bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Bu 12 önemli belirtiyi hafife almayın!</strong></p>

<p>Çocukluk çağı ishallerinin büyük bölümü birkaç gün içinde uygun sıvı desteği ve beslenmeyle düzelmektedir. Ancak bazı belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir çocuk hekimine başvurulması gerekir:</p>

<ol>
 <li>Ağız kuruluğu</li>
 <li>Ağlarken gözyaşı olmaması</li>
 <li>Gözlerde çöküklük</li>
 <li>İdrar miktarında azalma</li>
 <li>Aşırı uyku hali</li>
 <li>Tekrarlayan kusmalar</li>
 <li>Yüksek ateş</li>
 <li>Şiddetli karın ağrısı ve karında şişlik</li>
 <li>Dışkıda kan görülmesi</li>
 <li>Ağızdan sıvı alımının reddedilmesi</li>
 <li>Altı aydan küçük bebeklerde görülen ishal</li>
 <li>Kronik hastalığı bulunan çocuklarda gelişen ishal</li>
</ol>

<p>Ve yedi günden uzun süren şikâyetler mutlaka hekim değerlendirmesi gerektirmektedir. Çocuklarda ishalin en önemli riski ise enfeksiyonun kendisinden çok gelişebilecek sıvı kaybı olmasıdır.</p>

<p><strong>Her ishalde antibiyotik kullanılmamalı</strong></p>

<p>Çocuklarda görülen ishallerin büyük çoğunluğu viral enfeksiyonlara bağlı geliştiği için antibiyotik tedavisi gerektirmemektedir. Antibiyotiklerin gereksiz kullanımı, bağırsak florasının bozulmasına, antibiyotik direncinin gelişmesine ve ishal süresinin uzamasına neden olabilir. Bu nedenle antibiyotik kullanımına yalnızca hekim karar vermelidir.</p>

<p>İshal tedavisinde en önemli yaklaşım ise çocuğun kaybettiği sıvı ve minerallerin yerine konulmasıdır. Anne sütü alan bebeklerde emzirme sürdürülmeli ve mümkünse daha sık emzirilmelidir. Daha büyük çocuklarda ise yeterli sıvı alımı sağlanmalı, yaşına uygun normal beslenmeye devam edilmelidir. Kusmanın eşlik ettiği durumlarda ise az miktarda ve sık aralıklarla beslenme tercih edilmelidir. Sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konulmasında oral rehidrasyon solüsyonları (ORS) önemli bir tedavi desteği sağlamaktadır.</p>

<p><strong>Beslenme tedavinin önemli bir parçası</strong></p>

<p>İshal sırasında çocukların beslenmesi tamamen kesilmemelidir. Sindirimi kolay besinlerin tercih edilmesi gerekmektedir. Yoğurt, pirinç lapası, makarna, haşlanmış patates, muz, şeftali, az yağlı et ve hafif sebze yemekleri uygun seçenekler arasında yer alır. Buna karşılık aşırı yağlı, baharatlı ve rafine şeker içeren gıdalardan uzak durulması gerekir. Hazır meyve suları ve gazlı içecekler ise sıvı ihtiyacını karşılamak yerine ishali artırabileceği için önerilmemektedir.</p>

<p><strong>Havuz hijyenine dikkat!</strong></p>

<p>Yaz aylarında ortak kullanılan havuzlar da bağırsak enfeksiyonlarının yayılmasına zemin hazırlayabilir. Dışkıyla kirlenen havuz suyunun yutulması sonucu ishal başta olmak üzere farklı enfeksiyonlar gelişebilir. Bu nedenle çocuklara havuz suyunu yutmamaları öğretilmeli, havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra mutlaka duş aldırılmalı, havuzların düzenli dezenfekte edildiğinden emin olunmalıdır. Özellikle bebeklerde havuz suyunun yutulmasını engellemek zor olduğundan ilk yaşlarda ortak havuz kullanımından mümkün olduğunca kaçınılması önerilmektedir.</p>

<p>Deniz suyu ise geniş hacmi nedeniyle genellikle daha düşük bulaş riski taşısa da kanalizasyon karışan veya kirli olduğu bilinen bölgelerde denize girilmemesi gerekir. Ayrıca ishal geçiren çocukların hem hastalık süresince hem de iyileştikten sonraki birkaç gün boyunca havuz ve denize girmemesi, diğer çocukların sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>El yıkamak en etkili korunma yöntemi</strong></p>

<p>Yaz ishallerinden korunmanın en etkili yolu el hijyenidir. Ellerin yemek hazırlamadan önce ve sonra, yemek yemeden önce, tuvalet sonrası, dışarıdan gelindiğinde ve hayvanlarla temas sonrasında en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanması enfeksiyon riskini önemli ölçüde azaltır. Ebeveynlerin bu konuda çocuklarına örnek olması da doğru alışkanlıkların kazanılmasında önemli rol oynamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz tatillerinde güvenilir içme suyu tüketilmesi, açıkta satılan gıdalardan uzak durulması, çiğ veya az pişmiş et ve süt ürünlerinin tüketilmemesi, meyve ve sebzelerin iyice yıkanması da alınabilecek en önemli önlemler arasında yer almaktadır. Ayrıca ilk 6 ay yalnızca anne sütüyle beslenmenin ve bebeklik döneminde uygulanan rotavirüs aşısının, ağır seyreden ishal enfeksiyonlarına karşı önemli koruma sağladığını vurgulamaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, yaz aylarında görülen çocukluk çağı ishallerinin büyük bölümü doğru hijyen uygulamaları, güvenli gıda tüketimi ve yeterli sıvı desteği ile önlenebilir veya hafif atlatılabilir. Ancak özellikle küçük bebeklerde ve kronik hastalığı bulunan çocuklarda gelişen ishal vakalarında sıvı kaybı hızla ilerleyebileceği için uyarıcı belirtiler yakından takip edilmeli ve gerektiğinde vakit kaybetmeden çocuk hekimine başvurulmalıdır. Bu sayede ciddi sağlık sorunlarının önüne geçmek mümkün olacaktır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/yaz-aylarinda-cocuklarda-ishal-enfeksiyonlarina-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/yaz-aylarinda-cocuklarda-ishal-enfeksiyonlarina-dikkat.png" type="image/jpeg" length="59333"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz Aylarında Hafif Beslenirken Proteini İhmal Etmeyin]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/yaz-aylarinda-hafif-beslenirken-proteini-ihmal-etmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/yaz-aylarinda-hafif-beslenirken-proteini-ihmal-etmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Öğünler hafiflerken protein alımının yeterli düzeyde kalmasına özen göstermek gerekiyor. Günlük beslenmede bitkisel protein kaynaklarına yer vermek, öğünlerin besin değerini artırmaya katkı sağlıyor.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Yaz Aylarında Hafif Beslenirken Proteini İhmal Etmeyin</strong></h1>

<p><strong>Yaz aylarında hafif öğünler öne çıksa da protein ihtiyacı azalmıyor. Duru Gıda Beslenme Danışmanı Emine Uluçay, kurubaklagillerin bu dönemde hem besleyici hem de pratik bir çözüm sunduğunu belirtiyor.</strong></p>

<p>Artan hava sıcaklıklarıyla birlikte beslenme alışkanlıkları değişiyor; ağır yemeklerin yerini salatalar, zeytinyağlılar, soğuk çorbalar ve hafif öğünler alıyor, et ve tavuk gibi hayvansal protein kaynaklarının tüketimi ise azalabiliyor. Uluçay, bu değişimin protein ihtiyacını göz ardı etmek anlamına gelmediğini belirtiyor:</p>

<p>“Öğünler hafiflerken protein alımının yeterli düzeyde kalmasına özen göstermek gerekiyor. Günlük beslenmede bitkisel protein kaynaklarına yer vermek, öğünlerin besin değerini artırmaya katkı sağlıyor.”</p>

<p><strong>Yaz sofralarının vazgeçilmez destekçisi: Kurubaklagiller</strong></p>

<p>Nohut, yeşil mercimek, kuru fasulye ve maş fasulyesi gibi kurubaklagiller, protein ve lif içerikleriyle dengeli beslenmenin önemli destekçileri arasında yer alıyor. Lif sayesinde tokluk hissine katkı sağlayan bu besinler, hafif öğünlerin besin değerini de yükseltebiliyor.</p>

<p>Sık tercih edilen salatalar tek başına yeterli protein içermeyebiliyor; bu noktada salatalara eklenen kurubaklagiller, öğünün protein ve lif dengesini tamamlıyor. Uluçay, “Kurubaklagiller sıcak yemeklerin yanı sıra salatalarda, yoğurtlu soğuk çorbalarda ve zeytinyağlı tariflerde de rahatlıkla kullanılabiliyor” diyerek kullanım alanlarının çeşitliliğine de dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Yazın pratik öğünleri için ideal bir alternatif</strong></p>

<p>Yaz aylarında dışarıda geçirilen sürenin artmasıyla ofis, piknik ve plaj gibi ortamlarda kolay taşınabilecek öğünler öne çıkıyor. Sıcakta mutfakta uzun vakit geçirmek istemeyenler için önceden haşlanmış kurubaklagiller pratik bir çözüm sunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Duru Pratik'in hazır haşlanmış ürünleri; salatalardan cacık ve soğuk yoğurt çorbalarına, zeytinyağlı tariflerden sebzeli yaz tabaklarına kadar birçok öğünde kolaylık sağlıyor ve uzun hazırlık süresine gerek kalmadan protein açısından zengin öğünler hazırlamayı mümkün kılıyor.</p>

<p><strong>Ekonomik ve sürdürülebilir bir tercih</strong></p>

<p>Kurubaklagiller, birçok hayvansal protein kaynağına kıyasla daha ekonomik bir alternatif sunuyor; farklı tariflerde kolayca kullanılabilmeleri de beslenme çeşitliliğine katkı sağlıyor. Konuyu sürdürülebilirlik açısından değerlendiren Uluçay, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Kurubaklagilleri düzenli olarak beslenme planına dahil etmek, protein ve lif alımını desteklerken beslenme çeşitliliğini de artırıyor. Haftada birkaç öğünde bitkisel protein kaynaklarına yer vermek hem bireysel sağlık hem de sürdürülebilir beslenme açısından değerli bir tercih.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/yaz-aylarinda-hafif-beslenirken-proteini-ihmal-etmeyin</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/protoin-eksikligi.jpg" type="image/jpeg" length="79462"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TANSİYONUNUZ KONTROL ALTINA ALINAMIYORSA…]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/tansiyonunuz-kontrol-altina-alinamiyorsa</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/tansiyonunuz-kontrol-altina-alinamiyorsa" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu iki belirti birlikte görülüyorsa, dikkat!  Dirençli hipertansiyonun nedeni aldosteron hormonu olabilir!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>TANSİYONUNUZ KONTROL ALTINA ALINAMIYORSA… </strong></h1>

<p><strong>Bu iki belirti birlikte görülüyorsa, dikkat!  Dirençli hipertansiyonun nedeni aldosteron hormonu olabilir! </strong></p>

<p><strong>Yıllardır iki veya daha fazla ilaç kullanmanıza rağmen Tansiyonunuz Düşmüyorsa Dikkat....</strong></p>

<p>Dünya genelinde yaklaşık 1 milyar 400 milyon, Türkiye’de de 20 milyon kişinin hipertansiyonla yaşadığı tahmin ediliyor. Kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü olan hipertansiyonun nedenleri arasında genellikle sağlıksız beslenme, genetik yatkınlık, aşırı tuz tüketimi ve hareketsiz yaşam gibi faktörler yer alıyor. Ancak özellikle dirençli hipertansiyon, böbreküstü bezinde gelişen bazı kitlelerin aşırı miktarda salgıladığı aldosteron hormonundan kaynaklanabiliyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, </strong>özellikle iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanmasına rağmen kan basıncı kontrol altına alınamayan ve potasyum düşüklüğü yaşayan hastaların böbreküstü bezi kitleleri açısından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. <strong>Doç. Dr. Mehmet Köstek,</strong> yüksek tansiyonun nedeninin ayrıntılı şekilde araştırılması ve tedavinin altta yatan sebebe yönelik planlanması gerektiğini vurgularken, “Günümüzde çoğunlukla kapalı yöntemlerle gerçekleştirilen cerrahi tedaviyle, aşırı aldosteron hormonu salgılayarak kan basıncını yükselten kitle çıkarılmaktadır. Operasyon sonrasında tansiyon normale dönebilmekte veya kullanılan ilaç sayısı önemli ölçüde azaltılabilmektedir” diyor.</p>

<p><strong>Bu hormon dirençli hipertansiyona neden olabiliyor!</strong></p>

<p>Her iki böbreğin hemen üzerinde bulunan ve 4-6 gram ağırlığında olan böbreküstü bezleri; kortizol, adrenalin ile aldosteron gibi yaşamsal önem taşıyan hormonları üretmek ve salgılamak gibi son derece önemli işlevler üstleniyor. Ancak, böbreküstü bezlerinde gelişen iyi huylu bir kitlenin, vücudun su ve mineral dengesini düzenleyen aldosteron hormonunu aşırı miktarda üretmesi durumunda böbreklerde sodyum ve su tutulması, buna bağlı olarak da potasyum kaybı gelişebiliyor. Bu durum kan basıncının yükselmesine ve hipertansiyona yol açabiliyor. Doç. Dr. Mehmet Köstek, fazla salgılanan aldosteron hormonunun dirençli hipertansiyonun en önemli nedenleri arasında yer aldığını ifade ederken, “Yüksek tansiyonla birlikte potasyum düşüklüğünün görülmesi aldosteron hormonunun fazla salgılandığını düşündüren önemli bulgulardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu bulguların varlığında böbreküstü bezinde hormon salgılayan bir kitle bulunup bulunmadığının mutlaka araştırılması gerekmektedir” uyarısında bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kitleler çoğunlukla fark edilmiyor</strong></p>

<p>Böbreküstü bezindeki kitleler çoğu zaman belirti vermediği için genellikle fark edilmiyor. Bu nedenle hastalar iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanmalarına rağmen tedaviden istenen sonuç alınamayabiliyor. Uzun süre kontrol altında tutulamayan yüksek tansiyonun ilerleyen dönemde kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Mehmet Köstek,<strong> </strong> “Ayrıca, sürekli potasyum kaybı yaşanıyorsa, kas güçsüzlüğünden kalp ritim bozukluklarına kadar uzanan sağlık sorunları gelişebilmektedir. Hastalar bu değerlerin normale dönmesi için çok fazla miktarda potasyum takviyesi almak zorunda kalabilmektedir. Dolayısıyla böbreküstü bezi kitlesinde erken tanı ve tedavi son derece önemlidir” diye konuşuyor.</p>

<p><strong>Tanı süreci ayrıntılı değerlendirmeyle başlıyor</strong></p>

<p>Böbreküstü bezi kitlesinin tanısında ilk olarak hastanın tıbbi öyküsü ve şikayetleri ayrıntılı olarak değerlendiriliyor. Ardından ilgili hormon tetkikleri isteniyor. Kanda hormon düzeylerinde fazlalık tespit edilmesi durumunda, tomografi ve manyetik rezonans (MR) gibi kesitsel görüntüleme yöntemleri kullanılarak kitlenin hangi böbreküstü bezinde olduğu belirleniyor.</p>

<p><strong>Kapalı cerrahiyle başarılı sonuçlar alınıyor</strong></p>

<p>Cerrahi tedavide amaç, fazla hormon salgılayan böbreküstü bezi kitlesinin çıkarılmasıyla hormon düzeylerinin en kısa sürede normale dönmesini sağlamak. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek,<strong> </strong>günümüzde bu işlemin çoğunlukla laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemlerle kapalı olarak yapıldığını aktarırken, “Küçük kesilerle yapılan operasyonun ardından hastalar 1-2 gün içinde normal yaşamlarına dönebilmektedir. Ameliyat sonrası dönemde hastaların hormon düzeyleri düzenli olarak takip edilerek, gerekli durumlarda ilaç tedavileri yeniden düzenlenebilmektedir” bilgisini veriyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/tansiyonunuz-kontrol-altina-alinamiyorsa</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/tansiyonunuz-kontrol-altina-alinamiyorsa.webp" type="image/jpeg" length="25436"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diş hekimliğinde artık sadece el becerisi yeterli değil!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Ergün Yücel:  “Yapay zekâ hekimin yerine geçmiyor, hekime ikinci göz oluyor”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Diş hekimliğinde artık sadece el becerisi yeterli değil!</strong></h1>&#13;
&#13;
<p><strong>Prof. Dr. Ergün Yücel:  “Yapay zekâ hekimin yerine geçmiyor, hekime ikinci göz oluyor”</strong></p>&#13;
&#13;
<p><strong>Yapay zekâ destekli teşhis sistemlerinden dijital tedavi planlamalarına kadar pek çok yeniliğin mesleğin geleceğini şekillendirdiğine dikkat çeken</strong> <strong>Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, "Diş hekimliği çok hızlı değişen bir meslek alanı. Gelecek 10 yıla baktığımızda artık sadece el becerisi yeterli olmayacak. Bunun yanında teknolojiyle iç içe olmak, dijital sistemleri kullanabilmek, hatta yapay zekâyı anlayabilmek çok daha önemli hale geliyor. Biz öğrencilerimizi yalnızca bugünün değil, geleceğin diş hekimliği dünyasına hazırlıyoruz.</strong><strong> </strong><strong>Yapay zekâ hekimin yerine geçmiyor, hekime ikinci göz oluyor…” dedi.</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, geleceğin diş hekimlerinin günümüzde nasıl yetişmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Artık sadece el becerisi yeterli değil"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Diş hekimliğinin önümüzdeki yıllarda bugünkünden çok daha farklı bir noktaya ulaşacağını ifade eden Prof. Dr. Ergün Yücel, teknolojik gelişmelerin mesleğin doğasını değiştirdiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>&#13;
&#13;
<p>"Diş hekimliği çok hızlı değişen bir meslek alanı." diyen Yücel, "Gelecek 10 yıla baktığımızda artık sadece el becerisi yeterli olmayacak. Bunun yanında teknolojiyle iç içe olmak, dijital sistemleri kullanabilmek, hatta yapay zekâyı anlayabilmek çok daha önemli hale geliyor. Biz öğrencilerimizi yalnızca bugünün değil, geleceğin diş hekimliği dünyasına hazırlıyoruz.” dedi.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Bilgiyi ezberleyen değil, sorgulayan hekimler yetiştiriyoruz"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Teknolojinin önemine rağmen hekimliğin temelinde insanın bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergün Yücel, "Bizim temel yaklaşımımız; literatürü takip edebilen, bilimsel gelişmeleri izleyen, proje hazırlayabilen, sürekli öğrenmeye açık öğrenciler yetiştirmek. Bunun yanında teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin hastasını anlayabilen, doğru karar verebilen, düşünebilen, sorgulayan ve empati kurabilen hekimler yetiştirmek en önemli hedefimiz." diye konuştu.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Proje üretmeyen bir eğitim anlayışı eksik kalır"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Üsküdar Üniversitesi'nde bilimsel üretimin öğrencilik yıllarında başladığını belirten Prof. Dr. Yücel, "Öğrencilerimizin yalnızca bilgi tüketen değil, bilgi üreten bireyler olmalarını önemsiyoruz. Bu nedenle proje kavramı fakültemizde son derece önemli. Proje temelli öğrenci kongreleri düzenliyoruz, öğrencilerimizi ulusal ve uluslararası kongrelere katılmaları için teşvik ediyoruz, bilimsel çalışmalarda aktif görev almalarını destekliyoruz. Biz mezun olan bir öğrenciyi sadece klinikte hasta tedavi eden biri olarak değil, aynı zamanda yeni fikirler geliştirebilen, araştıran, sağlık teknolojileriyle ilgilenen ve bilime katkı sunabilen bir diş hekimi olarak yetiştirmeyi amaçlıyoruz." şeklinde konuştu.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Yapay zekâ hekimin yerine geçmiyor, hekime ikinci göz oluyor"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Yapay zekânın sağlık alanındaki yükselişinin diş hekimliğinde de çok belirgin şekilde hissedildiğini ifade eden Prof. Dr. Ergün Yücel, "Bugün yaşamın birçok alanında olduğu gibi diş hekimliğinde de yapay zekâ hem klinik uygulamalarda hem de öğrenci eğitiminde giderek daha fazla yer alıyor. Özellikle erken teşhis konusunda yapay zekâ destekli sistemler hekime ikinci bir göz gibi yardımcı oluyor. Böylece gözden kaçabilecek bazı bulguların atlanmasının önüne geçilebiliyor." dedi.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Dijital sistemler daha doğru tedavi planlaması sağlıyor"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Dijital teknolojilerin yalnızca tanıda değil, tedavi planlamasında da büyük kolaylık sağladığını dile getiren Prof. Dr. Yücel, "Dijital sistemlerin gelişmesiyle tedavi planlamaları daha hızlı ve daha doğru hale geliyor. Öğrencilerimiz eğitim süreçlerinde dijital görüntüler üzerinde çalışıyor, analiz yapmayı öğreniyor ve klinik kararlarını daha bilinçli şekilde oluşturuyor. Dijital sistemleri görerek, deneyimleyerek mezun oluyorlar.” ifadesinde bulundu.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Tecrübeli akademik kadromuz öğrencilerimize gerçek klinik deneyim kazandırıyor"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nin güçlü akademik kadrosunun önemli avantaj sağladığını belirten Prof. Dr. Yücel, "Alanında deneyimli akademisyenlerimiz sayesinde öğrencilerimiz yalnızca teorik bilgi almıyor; gerçek hasta deneyimiyle mesleklerini öğreniyorlar.” dedi.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Tüm eğitim alanları aynı bina içerisinde"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Fakültenin fiziksel altyapısının da eğitim kalitesini artırdığını ifade eden Prof. Dr. Ergün Yücel, "Kliniklerimiz, diş hastanemiz, dersliklerimiz ve preklinik laboratuvarlarımız aynı bina içerisinde bulunuyor. Böylece öğrencilerimiz teori ile pratiği aynı gün içerisinde kolaylıkla bir araya getirebiliyor. Bu entegre yapı eğitim kalitesine önemli katkı sağlıyor."</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"İstanbul'un merkezinde ulaşımı kolay bir fakülteyiz"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Merkezi konumun da öğrencilere önemli avantaj sunduğunu belirten Prof. Dr. Yücel, "İstanbul gibi büyük bir şehirde kolay ulaşılabilir bir kampüste eğitim görmek öğrenciler açısından ciddi bir avantaj oluşturuyor." ifadesinde bulundu.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"DUS hazırlığında da öğrencilerimizin yanındayız"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Diş Hekimliğinde Uzmanlık Sınavı (DUS) hazırlık sürecine de destek verdiklerini belirten Prof. Dr. Yücel, "Fakültemizde DUS kontenjanlarının açılmış olması önemli bir avantaj. Bunun yanında öğrencilerimizin uzmanlık sınavına hazırlık süreçlerini de destekliyoruz. Akademik kariyer hedefleyen öğrencilerimize güçlü bir altyapı sunuyoruz."</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"SGK anlaşması sayesinde öğrencilerimiz çok sayıda vaka görüyor"</strong></p>&#13;
&#13;
<p> anlaşmalı olmasının öğrencilere önemli klinik deneyim kazandırdığını belirten Prof. Dr. Yücel, "SGK anlaşmamız sayesinde hasta sayımız süreklilik gösteriyor. Öğrencilerimiz çok farklı yaş gruplarından ve farklı hastalıklardan oluşan geniş bir vaka çeşitliliğini görme fırsatı yakalıyor. Mezun olmadan önce ne kadar fazla vaka görürlerse mesleğe o kadar güçlü başlıyorlar." dedi.</p>&#13;
&#13;
<p><strong>"Teknoloji gelişse de diş hekimliğinin merkezinde insan vardır"</strong></p>&#13;
&#13;
<p>Tüm teknolojik gelişmelerin insan faktörünün önüne geçemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Ergün Yücel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>&#13;
&#13;
<p>"Tüm teknolojik gelişmelere karşın hastayla kurulan iletişim, güven, empati insan odaklı mesleğimizin en önemli kavramları olup, bizler eğitimde bu noktalara ve insani değerleri özümsemiş öğrenciler yetiştirmeye özellikle önem veriyoruz. Öğrencilerimiz sadece tedavi yapmayı değil, hastayla doğru şekilde iletişim kurmayı da öğreniyorlar.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diş Sağlığı</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil.jpeg" type="image/jpeg" length="89267"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz İshallerine Karşı Güçlü Bir Kalkan: Çinko Desteğinin Önemi]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/yaz-ishallerine-karsi-guclu-bir-kalkan-cinko-desteginin-onemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/yaz-ishallerine-karsi-guclu-bir-kalkan-cinko-desteginin-onemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarının gelmesiyle birlikte artan hava sıcaklıkları; gıdaların normalden çok daha hızlı bozulmasına ve bakteriyel çoğalmanın hızlanmasına zemin hazırlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>YAZ İSHALLERİNE KARŞI GÜÇLÜ BİR KALKAN: ÇİNKO DESTEĞİNİN ÖNEMİ</strong></h1>

<h2><strong>Sıcak yaz aylarında değişen beslenme alışkanlıkları ve havuz kullanımı akut ishal vakalarını artırıyor. Uzmanlar, özellikle çocuklar ve yaşlılar için risk oluşturan yaz ishallerinin tedavisinde çinko takviyesinin kritik bir rol oynadığını vurguluyor.</strong></h2>

<p><strong>SAĞLIK / GÜNDEM –</strong> Yaz aylarının gelmesiyle birlikte artan hava sıcaklıkları; gıdaların hızla bozulmasına ve bakteriyel çoğalmanın hızlanmasına zemin hazırlıyor. Tatil dönemlerinde değişen beslenme düzeni, yetersiz hijyen koşulları, havuz ve su parklarının yoğun kullanımı ile açıkta satılan gıdaların tüketilmesi akut ishal sıklığını belirgin şekilde artırıyor. Bu durum özellikle çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler için ciddi sağlık risklerini beraberinde getiriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>💧 Sıvı Dengesinin Yanı Sıra Çinko Desteği Şart</h3>

<p>Uluslararası kılavuzlara göre akut ishal tedavisinin temelini; ağızdan sıvı ve elektrolit çözeltileri ile kaybedilen sıvının yerine konması ve yaşa uygun beslenmenin sürdürülmesi oluşturuyor. Ancak modern tıp dünyasında bu tedavi protokolünün en önemli tamamlayıcılarından biri olarak çinko desteği öne çıkıyor.</p>

<h3>🩺 "Çinko İshalin Süresini Kısaltıyor ve Tekrarlamasını Önlüyor"</h3>

<p>Konuya ilişkin kritik açıklamalarda bulunan Orzax Medikal Müdürü Gamze Kavas, çinkonun bağırsak sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek şu bilgileri paylaştı:</p>

<blockquote>
<p><i>"Yaz aylarında karşılaştığımız akut ishal vakaları, özellikle hassas yaş gruplarında yaşam kalitesini hızla düşürebilmektedir. Çinko, bağırsak mukozasının yapısal ve fonksiyonel bütünlüğünün korunmasında hayati bir elementtir. Bağırsak epitelinin yenilenmesini destekleyerek mukozal iyileşmeyi hızlandırır, bağırsak su ve elektrolit salgısını azaltmaya yardımcı olur.</i></p>

<p><i>Klinik çalışmalar göstermektedir ki; çinko desteği akut ishalin süresini kısaltmakta, dışkı çıkışını azaltmakta ve takip eden 2-3 ay içerisinde yeni ishal ataklarının görülme riskini düşürmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve UNICEF de akut ishal geçiren çocuklarda standart sıvı tedavisinin yanı sıra 10-14 gün süreyle çinko desteği önermektedir. Bu süreçte biyoyararlanımı yüksek, aminoasit bağlı organik bir form olan çinko bisglisinat tercih edilmesi güvenilir bir alternatif sunmaktadır."</i></p>
</blockquote>

<h3>🛡️ Yaz İshallerinden Korunmak İçin 5 Temel Kural</h3>

<p>Gamze Kavas, hastalıktan korunmak için dikkat edilmesi gereken temel önlemleri ise şöyle sıraladı:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Güvenli İçme Suyu:</strong> Tüketilen suyun hijyeninden emin olunmalı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>El Hijyeni:</strong> Eller sık sık ve sabunla yıkanmalı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Gıda Saklama Koşulları:</strong> Yiyecekler uygun sıcaklıklarda muhafaza edilmeli.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Çapraz Bulaşmayı Önleme:</strong> Çiğ ve pişmiş gıdalar ayrı alanlarda hazırlanmalı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Meyve ve Sebze Temizliği:</strong> Tüketilmeden önce gıdalar bol suyla yıkanmalı.</p>
 </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/yaz-ishallerine-karsi-guclu-bir-kalkan-cinko-desteginin-onemi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 08:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/yaz-ishallerine-karsi-guclu-bir-kalkan-cinko-desteginin-onemi.jpg" type="image/jpeg" length="32845"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser İlacı İçin 1,5 Milyar Dolarlık Anlaşma!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kanser-ilaci-icin-15-milyar-dolarlik-anlasma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kanser-ilaci-icin-15-milyar-dolarlik-anlasma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Küresel ilaç sektöründe dengeleri değiştirecek dev bir satın alma hamlesi geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>İlaç Sektöründe Dev İmza: AstraZeneca'dan Kanser İlacı İçin 1,5 Milyar Dolarlık Anlaşma!</strong></h1>

<h2><strong>İngiliz ilaç devi AstraZeneca, akciğer kanseri tedavisinde çığır açması beklenen 'Zegfrovy' adlı ilacın küresel haklarını satın almak için Çinli biyoteknoloji firması Dizal ile milyar dolarlık dev bir anlaşmaya imza attı. Anlaşmanın duyulmasıyla piyasalar hareketlendi.</strong></h2>

<p><strong>SAĞLIK / EKONOMİ –</strong> Küresel ilaç sektöründe dengeleri değiştirecek dev bir satın alma hamlesi geldi. Dünyanın en büyük ilaç üreticilerinden biri olan AstraZeneca, yenilikçi akciğer kanseri ilacı <strong>Zegfrovy</strong>’nin küresel haklarını bünyesine katmak adına Çin merkezli Dizal firması ile masaya oturdu. Anlaşmanın toplam değerinin milyar dolarları bulacağı açıklandı.</p>

<h3><strong>Peşin Ödeme 600 Milyon Dolar: Toplam Değer 1,5 Milyar Doları Bulacak</strong></h3>

<p>Yapılan resmi açıklamaya göre AstraZeneca, bu stratejik hamle kapsamında Çinli Dizal firmasına ilk etapta <strong>600 milyon dolar peşin ödeme</strong> gerçekleştirecek. İlerleyen süreçte klinik başarılar, yasal ruhsat onayları ve küresel satış hedeflerinin sorunsuz bir şekilde hayata geçirilmesi durumunda, anlaşmanın toplam nakit değerinin tam <strong>1,5 milyar dolara</strong> ulaşabileceği belirtildi. Dev işlemin resmi olarak 2026 yılının ikinci yarısında tamamlanması bekleniyor.</p>

<h3><strong>Borsada Dizal Hisseleri Tavan Yaptı!</strong></h3>

<p>İlaç sektöründeki bu dev ortaklık kararı piyasalar tarafından oldukça hızlı ve olumlu fiyatlandı. Anlaşmanın küresel basına yansımasının hemen ardından, Şanghay Borsası’nda işlem gören Çinli biyoteknoloji şirketi Dizal’ın hisseleri <strong>yüzde 20 oranında yükselerek</strong> adeta tavan yaptı. Yatırımcılar, bu stratejik ortaklığı şirketin geleceği açısından büyük bir sıçrama olarak değerlendirdi.</p>

<h3><strong>Faz III Çalışmasında Büyük Başarı: Hastalığı 10,3 Ay Kontrol Altında Tutuyor</strong></h3>

<p>Anlaşmaya konu olan akciğer kanseri ilacı Zegfrovy’nin birinci basamak tedavisindeki etkinliği, tıp dünyasında büyük ses getiren <strong>WU-KONG28 Faz III</strong> çalışması ile kanıtlandı. Uluslararası ölçekte yürütülen ve tam 324 hastanın katıldığı bu kapsamlı klinik araştırmada çarpıcı sonuçlar elde edildi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li>
 <p>Zegfrovy kullanan kanser hastalarında, hastalığın ilerlemeden kontrol altında tutulduğu medyan sürenin <strong>10,3 ay</strong> olduğu tespit edildi.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Bu süre, akciğer kanseri tedavisinde hedefe yönelik tedaviler açısından oldukça umut verici bir başarı olarak nitelendiriliyor.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kanser-ilaci-icin-15-milyar-dolarlik-anlasma</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 19:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/kanser-ilaci-icin-15-milyar-dolarlik-anlasma.jpg" type="image/jpeg" length="47280"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aldığınız Yumurta Aslında Ne Kadar Sağlıklı?]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/aldiginiz-yumurta-aslinda-ne-kadar-saglikli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/aldiginiz-yumurta-aslinda-ne-kadar-saglikli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Market raflarında sıklıkla karşılaştığımız yumurtaların üzerindeki harf ve rakamlar ne anlama geliyor?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Yumurta Alırken Bu Kodlara Dikkat! Aldığınız Yumurta Aslında Ne Kadar Sağlıklı?</strong></h1>

<h2><strong>Market raflarında sıklıkla karşılaştığımız yumurtaların üzerindeki harf ve rakamlar ne anlama geliyor? İşte paranızın karşılığını tam almanızı sağlayacak yumurta şifreleri...</strong></h2>

<p><strong>YAŞAM / TÜKETİCİ REHBERİ –</strong> Kahvaltı sofralarımızın vazgeçilmezi olan yumurta alırken çoğumuz sadece fiyatına ya da markasına bakıyoruz. Ancak yumurtaların üzerinde basılı olan o kırmızı/siyah kodlar, aslında ne yediğimizi, tavuğun nasıl bir ortamda büyütüldüğünü ve ödediğimiz paraya değip değmediğini doğrudan gösteriyor. Tüketicilerin bilinçli alışveriş yapabilmesi adına, yumurta üzerindeki "boy" ve "yetiştirme" kodlarının gizemini çözüyoruz.</p>

<h3><strong>🔍 İlk Rakam Çok Önemli: Tavuk Nasıl Yetiştirildi?</strong></h3>

<p>Yumurta kabuğunun üzerinde yer alan kodun en başındaki ilk rakam, tavuğun yetiştirilme sistemini ifade eder. Sağlığınız ve bütçeniz için bu rakamların anlamlarını mutlaka bilmeniz gerekiyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>0 (Organik Tavuk Yumurtası):</strong> En yüksek standartlı üretimdir. Tavuklar tamamen organik, GDO'suz yemlerle beslenir ve açık havada serbestçe dolaşabilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>1 (Serbest Dolaşan / Açık Dolaşım):</strong> Tavuklar kapalı bir kümese tıkılmamıştır; gün içinde serbestçe dışarı çıkıp dolaşabilen hayvanlardan elde edilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>2 (Kümes İçi Kafessiz / Özgür Gezen):</strong> Tavuklar dar kafeslerde değildir ancak dışarıya yani açık havaya çıkamazlar; kapalı devasa kümeslerin içinde serbestçe hareket ederler.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>3 (Kafesli / Kapalı Kümes):</strong> Endüstriyel üretimin en kısıtlı ve en geleneksel yöntemidir. Tavuklar tamamen kapalı kümeslerde, katlı kafes sistemlerinin içinde yaşar.</p>
 </li>
</ul>

<p><img alt="Yumurta Alırken Bu Kodlara Dikkat! Aldığınız Yumurta Aslında Ne Kadar Sağlıklı" height="670" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/07/yumurta-alirken-bu-kodlara-dikkat-aldiginiz-yumurta-aslinda-ne-kadar-saglikli.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1200" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>⚖️ S, M, L, XL Ne Anlama Geliyor?</strong></h3>

<p>Yumurtanın üzerindeki harfler ise tıpkı kıyafetlerde olduğu gibi yumurtanın büyüklüğünü (ağırlığını) ifade eder. Özellikle hamur işi tariflerinde kıvamı tutturmak için bu gramajlara dikkat etmek gerekir:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>S (Small - Küçük):</strong> 53 gram ve altındaki yumurtalardır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>M (Medium - Orta):</strong> 53 ile 63 gram aralığındadır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>L (Large - Büyük):</strong> 63 ile 73 gram aralığındadır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>XL (Extra Large - Çok Büyük):</strong> 73 gram ve üzeri ağırlığa sahip dev yumurtalardır.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/aldiginiz-yumurta-aslinda-ne-kadar-saglikli</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 17:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/yumurta-alirken-bu-kodlara-dikkat-aldiginiz-yumurta-aslinda-ne-kadar-saglikli.jpg" type="image/jpeg" length="99251"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[GELECEĞİN EN BÜYÜK AYRICALIĞI SAĞLIKLI YAŞ ALMAK]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/gelecegin-en-buyuk-ayricaligi-saglikli-yas-almak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/gelecegin-en-buyuk-ayricaligi-saglikli-yas-almak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Biyolojik yaşını 13 yıl geriye taşıdığını belirten Talbot, asıl hedefinin yalnızca genç görünmek olmadığını, kırklı ve ellili yaşların kadınlar için en güçlü, üretken ve enerjik dönem olabileceğini göstermek olduğunu ifade ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>GELECEĞİN EN BÜYÜK AYRICALIĞI SAĞLIKLI YAŞ ALMAK</strong></h2>

<p><strong>Şirin Talbot, longevity'nin geleceğini ve kadınların yeni güç çağını MAG için anlattı…</strong></p>

<p><strong>Longevity alanındaki çalışmalarıyla uluslararası ölçekte dikkat çeken biyohacker ve girişimci Şirin Talbot, MAG'ın Temmuz sayısına konuk oldu. "Kadınların Yeni Güç Çağı" başlığıyla hazırlanan özel röportajda Talbot; biyolojik yaş kavramından insan bedeninin gerçek potansiyeline, geleceğin sağlık anlayışından kadınların yaşamın her dönemindeki gücüne kadar dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu…</strong></p>

<p>Biyolojik yaşını 13 yıl geriye taşıdığını belirten Talbot, asıl hedefinin yalnızca genç görünmek olmadığını, kırklı ve ellili yaşların kadınlar için en güçlü, üretken ve enerjik dönem olabileceğini göstermek olduğunu ifade ediyor. İnsan bedenini "optimize edilebilir bir sistem" olarak tanımlayan Talbot, longevity yaklaşımının temelinde bedenin doğal yenilenme kapasitesini doğru yönetmenin yer aldığını vurguluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Röportajda longevity'nin geleceğine ilişkin çarpıcı öngörülerini de paylaşan Talbot, gelecekte toplumsal sınıf ayrımının ekonomik değil biyolojik olacağını savunuyor. Lüks tüketim anlayışının yerini sağlıklı yaş almak, yüksek enerji seviyesi ve güçlü bir biyolojik yapının alacağını belirten Talbot, "Longevity artık bir lüks değil, geleceğin en değerli ayrıcalığı" değerlendirmesinde bulunuyor.</p>

<p>Sağlık sistemlerinin hâlâ hastalık odaklı ilerlediğini söyleyen Talbot, kendi çalışmalarının ise insanın biyolojik kapasitesini ortaya çıkarmaya odaklandığını belirtiyor. İnsanların büyük bölümünün sahip olduğu potansiyelin yalnızca küçük bir kısmını kullanabildiğini ifade eden Talbot'a göre, geleceğin en büyük keşfi yeni bir ilaç değil, insan bedeninin gerçek kapasitesinin fark edilmesi olacak.</p>

<p>Kadınların yaş alma sürecine yönelik toplumsal algıyı da değerlendiren Talbot, asıl baskının kırışıklıklar değil, görünmez hâle gelme korkusu olduğunu dile getiriyor. Kadınların en güçlü dönemlerinin kırklı yaşlardan sonra başlayabileceğini savunan Talbot, longevity'nin amacının zamanı geri çevirmek değil, kadınların yaşamın her döneminde güçlü, üretken ve etkili kalmasını sağlamak olduğunu söylüyor.</p>

<p>Yapay zekâ ve biyoteknolojinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Talbot, sağlıklı yaşam süresinin uzamasının yalnızca tıbbı değil; ekonomi, eğitim, siyaset ve sosyal yaşamı da dönüştüreceğini belirtiyor. Ona göre geleceğin en büyük teknolojisi yapay zekâ değil, "İnsan 2.0" olacak.</p>

<p>Longevity alanında giderek artan trendleri de eleştiren Talbot, sağlık adına geliştirilen birçok yaklaşımın zamanla takıntıya dönüştüğünü ifade ediyor. "Hayatı uzatmaya çalışırken yaşamayı unutmamak gerekiyor." diyen Talbot, gerçek longevity felsefesinin yıllara ömür eklemek değil, ömre kaliteli yıllar kazandırmak olduğunu vurguluyor.</p>

<p>MAG'ın Temmuz sayısında yer alan kapsamlı röportajda Şirin Talbot; bilim, teknoloji, sağlık ve kadınların geleceğine dair dikkat çeken bakış açısıyla, longevity kavramını yalnızca bireysel bir yaşam biçimi olarak değil, geleceğin toplumsal dönüşüm alanlarından biri olarak ele alıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/gelecegin-en-buyuk-ayricaligi-saglikli-yas-almak</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 18:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/gelecegin-en-buyuk-ayricaligi-saglikli-yas-almak.jpg" type="image/jpeg" length="55531"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hızlı Kilo Vermek için Sağlığınızı Riske Atmayın!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/hizli-kilo-vermek-icin-sagliginizi-riske-atmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/hizli-kilo-vermek-icin-sagliginizi-riske-atmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz döneminde hızlı kilo verme isteğinin artmasıyla birlikte zayıflama iğnelerine olan ilginin de yükseldiğine dikkat çeken Dr. Ümit Aktaş, bu ilaçların masum ve zahmetsiz birer çözüm gibi gösterilmesinin büyük bir aldatmaca olduğunu ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Hızlı Kilo Vermek için Sağlığınızı Riske Atmayın!</strong></h2>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, yaz aylarının gelmesiyle birlikte hızlı kilo vermek isteyenlerin başvurduğu tehlikeli yöntemler ve zayıflama iğnelerinin saklanan gerçekleri hakkında hayati uyarılarda bulundu. Yaptığı açıklamada, özellikle yaz sezonunda mucizevi kurtarıcı gibi pazarlanan zayıflama enjeksiyonlarının insan sağlığı üzerinde geri dönülmez hasarlar bıraktığını belirten Dr. Aktaş, kısa sürede zayıflama vaatlerinin ardında büyük tehlikeler yer aldığını söyledi.</strong></p>

<p></p>

<p>Yaz döneminde hızlı kilo verme isteğinin artmasıyla birlikte zayıflama iğnelerine olan ilginin de yükseldiğine dikkat çeken <strong>Dr. Ümit Aktaş</strong>, bu ilaçların masum ve zahmetsiz birer çözüm gibi gösterilmesinin büyük bir aldatmaca olduğunu ifade etti. Aktaş, fit bir görünüme kavuşmanın tek sağlıklı yolunun kısa vadeli şok çözümler değil, doğru beslenme alışkanlıkları ve düzenli fiziksel aktivite olduğunu dile getirdi.</p>

<p></p>

<p><strong>"Hızlı Zayıflama Vaatlerine Karşı Dikkatli Olunmalı" </strong></p>

<p>Yaz döneminde hızlı kilo verme isteğinin artmasıyla birlikte bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri ve iğnelerinin oluşturabileceği risklere dikkat çeken <strong>Dr. Ümit Aktaş</strong>, kısa sürede zahmetsiz kilo verme vaatlerinin tamamen asılsız ve sağlığa zararlı olduğunu belirtti. Bu ilaçların iddia edildiği gibi mucizevi olmadığını vurgulayan Dr. Aktaş, “Bu ürünler belki yaza girerken kilonuzun yüzde 15'ini kaybettirecektir ancak bıraktığınız anda o kiloları istisnasız geri alacaksınız. Üstelik sadece yağ kaybetmiyorsunuz, ilaç ağırlıklı olarak kas ve kemik kaybına yol açarak kemik erimesine ve bağışıklık sisteminin çökmesine de neden oluyor. Dünyada size kim kısa sürede zahmetsizce kilo vermeyi vadediyorsa veya 'yaza özel zayıflatan mucize ürün' adı altında satış yapmaya çalışıyorsa, bu iddiaların tamamen asılsız olduğunu bilmeniz gerekir. Kısa yoldan zayıflama vaadiyle sunulan bu ürünlerin tamamı sağlığa zararlıdır. Kalıcı ve sağlıklı kilo vermenin tek bir yolu vardır: Beslenme alışkanlıklarınızı düzene sokmak ve düzenli egzersiz yapmaktır. Bunun dışında hiçbir kestirme yol bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><strong>İlaç Yan Etkileri Bildirilmezken Bu İğneleri Kullanmak Büyük Risk</strong></p>

<p><strong>Dr. Ümit Aktaş,</strong> bilinçsiz ilaç kullanımına dikkat çekerken zayıflama iğnelerine ilişkin şu uyarılarda bulundu: “OECD verilerine göre kişi başına düşen antibiyotik tüketiminde ilk sıralarda yer alan ülkemizde, ilaç kullanımı konusunda genel bir farkındalık eksikliği yaşanıyor. Henüz antibiyotiklerin bilinçsiz tüketiminden kaynaklanan ritim bozuklukları gibi sağlık risklerini tam olarak gündemimize almamışken, bugün de zayıflama iğneleri benzer bir kontrolsüz kullanım tehdidiyle karşımıza çıkıyor. Bu iğneler; pankreas ve safra kesesi iltihaplarına yol açabilir. Ayrıca en tehlikelisi, pankreas kanserine ve tiroid kanserine neden olabilir. Popüler trendler uğruna sağlığımızı riske atmak yerine; doğru beslenme ve egzersizi öncelik haline getirmeliyiz”.</p>

<p></p>

<p><strong>Yaz Sezonu İçin 3 Ay Dişinizi Sıkmak Yeterli</strong></p>

<p>Plajda güzel görünmek adına ölümcül yan etkileri olan kimyasallar yerine yaşam tarzı değişikliğine yönelmesi gerektiğini belirten Dr. Ümit Aktaş, sağlıklı zayıflama formülünü şu sözlerle özetledi: “Üç beş kilo vereceğim, yaza fit gireceğim diye bu ölümcül riskleri almaya kesinlikle değmez. Formül çok basittir; ekmeği ve karbonhidratı kesin, tatlıdan ve şekerden uzaklaşın. Bol sağlıklı yağ, bol protein ve bol sebzeyle beslenin. Her gün mutlaka sahilde, parkta bir saat yürüyüş yapın. Sadece 3 ay dişinizi sıkın ve beslenmenizi düzene sokun, görün bakın nasıl sağlıklı kilo veriyorsunuz” şeklinde ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/hizli-kilo-vermek-icin-sagliginizi-riske-atmayin</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 05:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/hizli-kilo-vermek-icin-sagliginizi-riske-atmayin.jpg" type="image/jpeg" length="51160"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın Aşırı Terlemeden Kurtulmak Mümkün]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/yazin-asiri-terlemeden-kurtulmak-mumkun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/yazin-asiri-terlemeden-kurtulmak-mumkun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sıcak yaz aylarının gelmesiyle birlikte kabusa dönüşen aşırı terleme, sadece fiziksel bir rahatsızlık değil, aynı zamanda ciddi bir psikolojik yük oluşturuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Yazın Aşırı Terlemeden Kurtulmak Mümkün: Doğru Tedavi Yöntemi Nasıl Seçilir?</strong></h1>

<p><strong>Toplumda sık görülen ve genç yaşlarda başlayan aşırı el ve koltuk altı terlemeleri, tedavi edilmediği takdirde bireylerin sosyal ve profesyonel hayatını kabusa çevirebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Çağatay Saim Tezel, aşırı terlemenin (hiperhidroz) nedenleri ve modern tedavi yöntemleri hakkında kritik bilgiler verdi.</strong></p>

<p>Sıcak yaz aylarının gelmesiyle birlikte kabusa dönüşen aşırı terleme, sadece fiziksel bir rahatsızlık değil, aynı zamanda ciddi bir psikolojik yük oluşturuyor. Pek çok hasta, aşırı el ve koltuk altı terlemesinin tedavi edilebilen bir hastalık olduğunun farkında olmadan yaşamını kısıtlamalarla sürdürmeye çalışıyor. Oysa gelişen tıbbi teknolojiler sayesinde aşırı terleme sorunları kalıcı olarak çözülebiliyor.</p>

<h2>El ve Koltuk Altı Terlemesi Sosyal Hayattan Uzaklaştırmasın</h2>

<p>Terleme, vücudun ısı dengesini korumak için gerekli olan doğal bir mekanizmadır. Ancak bazı kişilerde sempatik sinir sisteminin normalden fazla çalışmasına bağlı olarak, ortam sıcaklığı veya fiziksel aktivite ile açıklanamayacak düzeyde terleme meydana gelir.</p>

<p>Tıpta <strong>“primer hiperhidroz”</strong> olarak adlandırılan bu durum, çoğunlukla çocukluk veya ergenlik döneminde başlar. Sürekli ıslak kalan eller nedeniyle tokalaşmaktan çekinmek, evrakların veya elektronik cihazların zarar görmesi, sosyal ortamlarda özgüven kaybı yaşamak bu hastalığın en sık karşılaşılan sonuçları arasında yer alır.</p>

<h2>Kimler Cerrahi Tedavi İçin Uygundur?</h2>

<p>Aşırı terleme nedeniyle yaşam kalitesi belirgin şekilde etkilenen hastalar, cerrahi tedavi açısından değerlendirilebilmektedir. Prof. Dr. Çağatay Saim Tezel, cerrahi yöntemin özellikle şu kişiler için uygun olabileceğini belirtiyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Günlük yaşamını etkileyen ileri derecede el terlemesi yaşayanlar,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p>El terlemesine koltuk altı terlemesinin de eşlik ettiği kişiler,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tokalaşma, yazı yazma veya bilgisayar kullanırken ciddi zorluk çekenler,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Botoks, ilaç tedavisi veya iyontoforez gibi yöntemlerden yeterli sonuç alamayan hastalar.</p>
 </li>
</ul>

<h3>1 Santimetrelik Kesilerle Kalıcı Çözüm: ETS Yöntemi</h3>

<p>Göğüs cerrahisi tarafından uygulanan <strong>Endoskopik Torakal Sempatektomi (ETS)</strong> işleminde, terlemeye neden olan sempatik sinir zincirinin ilgili bölümü kapalı cerrahi (minimal invaziv) yöntemlerle kontrol altına alınır.</p>

<p>Bu yöntem, aşırı el terlemesinde en etkili ve kalıcı tedavi seçeneği olarak kabul edilir. İşlem, koltuk altı bölgesinden her iki tarafta yaklaşık <strong>1 santimetrelik küçük kesilerden</strong> gerçekleştirilir. Kameralı sistem sayesinde kaburgalar açılmadan yapılan operasyon kısa sürede tamamlanır. Ameliyat sonrası ağrı minimal seviyede olurken, hastaların büyük çoğunluğu aynı gün veya ertesi gün taburcu edilerek günlük hayatına hızla dönebilir.</p>

<h3>Botoks mu, Cerrahi mi?</h3>

<p>Aşırı terleme tedavisinde geçici ve kalıcı olmak üzere farklı yaklaşımlar mevcuttur:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Botoks Uygulamaları:</strong> Birçok hastada etkili sonuçlar sağlasa da etkisi belirli bir süre (ortalama 4-6 ay) sonra azalır. Bu nedenle düzenli aralıklarla tekrarlanması gerekir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>İlaç Tedavileri:</strong> Ağız kuruluğu, göz kuruluğu ve çarpıntı gibi yan etkiler nedeniyle uzun süreli kullanımlarda hastalar tarafından tercih edilmeyebilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Cerrahi Tedavi (ETS):</strong> Uygun hastalarda tek seferlik bir girişimle ömür boyu kalıcı sonuçlar sağlar. Özellikle ileri derecede el ve koltuk altı terlemesinde başarı oranı en yüksek yöntemdir.</p>
 </li>
</ul>

<h2>Bu Sorunu Kader Olarak Görmeyin</h2>

<p>El ve koltuk altı terlemesi, kişinin yaşamını sessizce etkileyen ancak çoğu zaman dile getirilmeyen bir sağlık sorunudur. Terleyen eller nedeniyle sosyal hayattan izole olan, iş veya eğitim hayatında zorluk yaşayan kişilerin bu durumu kader olarak görmemesi gerekir. Yaşam kalitesini düşüren bu şikayetlere sahip bireylerin, kendilerine en uygun tedavi haritasının çıkarılması için bir göğüs cerrahisi uzmanına başvurmaları büyük önem taşımaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/yazin-asiri-terlemeden-kurtulmak-mumkun</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 05:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/yazin-asiri-terlemeden-kurtulmak-icin-dogru-yontemi-secin.jpg" type="image/jpeg" length="51596"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sadece Genetik Değil: Beslenme Alışkanlıkları da Belirleyici Olabiliyor]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/sadece-genetik-degil-beslenme-aliskanliklari-da-belirleyici-olabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/sadece-genetik-degil-beslenme-aliskanliklari-da-belirleyici-olabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadınlarda yaşlanma süreci, menopoz öncesi ve sonrası dönemde östrojen düzeylerinde meydana gelen değişikliklerle birlikte farklı bir seyir izleyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Sadece Genetik Değil: Beslenme Alışkanlıkları da Belirleyici Olabiliyor</strong></h2>

<p>Modern tıp ve nörobilim araştırmaları, yaşlanmanın yalnızca takvimdeki rakamlarla sınırlı olmadığını, vücudun maruz kaldığı hücresel hasar ile bu hasarı onarma kapasitesi arasındaki dengeyi ifade ettiğini gösteriyor. Literatürde "dejeneratif yaşlanma" olarak adlandırılan bu süreç, özellikle kadın biyolojisinde hormonal döngüler, bağırsak mikrobiyotası ve sirkadiyen ritim (biyolojik saat) ile çok daha karmaşık bir bağa sahip.</p>

<p></p>

<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gülsün Soypaçacı, kadın sağlığında sağlıklı yaşlanma sürecini destekleyen hücresel mekanizmalar ve sirkadiyen beslenmenin önemi hakkında bilgilendirmelerde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Inflammaging ve Zombi Hücreler Kadın Biyolojisini Nasıl Etkiliyor?</p>

<p>Hücrelerin işlevini yitirdiği halde vücutta kalarak kronik, düşük seviyeli bir iltihap süreci başlatmasına "inflammaging" denildiğini belirten Op. Dr. Gülsün Soypaçacı, şu detaylara dikkat çekti:</p>

<p></p>

<p>"Gereğinden fazla kalori alımı, ultra işlenmiş gıdalar ve yetersiz besin öğeleri, vücudun zombi hücreleri temizleme hızını yavaşlatıyor. Kadın vücudu, erkek vücuduna kıyasla hormonal dalgalanmalara ve sirkadiyen ritim bozulmalarına karşı çok daha hassastır. Özellikle 20-40 yaş döneminde kas kütlesinin korunarak iç organ çevresi yağlanmanın önüne geçilmesi, ileri yaşlarda karşılaşılabilecek kronik iltihap süreçlerini ve metabolik riskleri yönetiminde temel basamaktır."</p>

<p>Kadınlarda Yaşlanma Süreci Hormonal Değişimlerle Birlikte Değerlendirilmeli</p>

<p>Kadınlarda yaşlanma süreci, menopoz öncesi ve sonrası dönemde östrojen düzeylerinde meydana gelen değişikliklerle birlikte farklı bir seyir izleyebiliyor. Bu dönemde kemik yoğunluğunda azalma, kas kütlesinde gerileme, metabolizma hızında yavaşlama ve karın çevresinde yağlanma eğilimi görülebiliyor. Değişimler yaşamın doğal bir parçasıdır ancak sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla sürecin daha sağlıklı yönetebileceği unutulmamalıdır.</p>

<p></p>

<p>"Sindirim ve insülin mekanizmaları sabah saatlerinde çok daha verimli çalışır. Kadınların hormonal sistemi, düzensiz beslenmeye ve özellikle akşam saatlerindeki ağır öğünlere karşı yüksek hassasiyet gösterir. Geç saatlerde tüketilen gıdalar stres hormonu olan kortizolü tetikleyerek progesteron dengesini olumsuz etkileyebilir. Bu durum perimenopoz semptomlarının daha şiddetli hissedilmesine ve erken hormonal yaşlanmaya zemin hazırlayabilir. Dolayısıyla büyük öğünlerin günün erken saatlerinde, hafif öğünlerin ise akşam tüketilmesi biyolojik saati destekler."</p>

<p>Ultra İşlenmiş Gıdaların Sık Tüketimi Metabolik Sağlığı Olumsuz Etkileyebiliyor</p>

<p>Beslenme düzeninde ultra işlenmiş gıdaların ağırlık kazanması; yüksek enerji alımına rağmen vitamin, mineral ve lif açısından yetersiz beslenmeye neden olabiliyor. Bu durum uzun vadede kilo artışı, insülin direnci, Tip 2 diyabet ve kalp-damar hastalıkları gibi kronik sağlık sorunları açısından risk oluşturabiliyor.</p>

<p></p>

<p>Bel çevresinde artan yağ dokusunun metabolik hastalıklarla ilişkili olduğu biliniyor. Dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktivite, bu risklerin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor.</p>

<p>Uzun Yaşamın Görünmez Kahramanı: "Estrobolom"</p>

<p>Son yıllarda yapılan mikrobiyota araştırmalarının, bağırsak sağlığı ile östrojen hormonu arasındaki doğrudan ilişkiyi ortaya koyduğunu belirten Op. Dr. Gülsün Soypaçacı, kadınlara özel bu mekanizmayı şu sözlerle açıkladı:</p>

<p></p>

<p>"Bağırsaklarımızda 'estrobolom' adı verilen özel bir bakteri grubu yaşar. Bu bakteriler, vücuttaki östrojenin dengelenmesinden ve fazlasının güvenli bir şekilde uzaklaştırılmasından sorumludur. Lif yönünden fakir bir beslenme modeli estrobolom dengesini bozarak östrojen düzensizliklerine yol açabilir. İleri yaşlarda kemik yoğunluğunun ve damar esnekliğinin korunması için bağırsak sağlığını zengin lif çeşitliliğiyle desteklemek son derece önemlidir."</p>

<p>Hücresel Temizlik: Otofalji ve Doğal Besin Sinerjisi</p>

<p>Vücudun kendi hücresel çöplerini temizleme mekanizması olan otofaljinin sağlıklı yaşlanmadaki rolü yadsınamaz, takviyeler yerine doğru ve doğal besin kaynaklarının seçilmesi de önemlidir.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Omega-3 ve Kas Sağlığı: </strong>Haftada 3 kez tüketilen yağlı balıklar, protein sentezini uyararak yaşlandıkça oluşabilecek kas kayıplarına karşı hücre seviyesinde koruma sağlayabilir.</li>
</ul>

<p></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>Mineral ve Vitamin Desteği:</strong> Yaşla birlikte azalan insülin duyarlılığını dengede tutmak için magnezyum (yeşil yapraklı sebzeler, kuruyemişler) ve çinko içeren gıdalar tercih edilmelidir. Kemik dokusunu korumak adına kalsiyum, magnezyum ve doğru kaynaklardan alınan proteinler sinerji içinde çalışmalıdır.</li>
 <li><strong>Fitoöstrojenler ve Doğal Koruma:</strong> Keten tohumu ve baklagillerde bulunan fitoöstrojenler ile mor/kırmızı meyvelerde bulunan flavonoidler, antioksidan kapasiteleri sayesinde damar sağlığını destekleyerek hücre hasarını azaltmaya yardımcı olabilir.</li>
</ul>

<p>Mucize Besin veya Tek Bir Diyet Modeli Bulunmuyor</p>

<p>İnternet ve sosyal medyada yaşlanmayı durdurduğu iddia edilen çok sayıda beslenme modeli veya takviye ürünü gündeme gelebiliyor. Ancak güncel bilimsel veriler, sağlıklı yaş almanın tek bir besin ya da tek bir diyetle mümkün olmadığını gösteriyor.</p>

<p></p>

<p>Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku, sigara kullanılmaması, alkol tüketiminin sınırlandırılması ve düzenli sağlık kontrolleri birlikte değerlendirildiğinde sağlıklı yaş alma sürecine katkı sağlayabilir.</p>

<p></p>

<p>Op. Dr. Gülsün Soypaçacı, "Kadınlarda yaşlanma doğal bir süreçtir. Önemli olan bu süreci durdurmaya çalışmak değil, sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla yaşam kalitesini koruyabilmektir. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku ve yaşa uygun kadın sağlığı kontrollerinin ihmal edilmemesi, uzun vadede genel sağlığın korunmasına önemli katkı sağlayabilir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/sadece-genetik-degil-beslenme-aliskanliklari-da-belirleyici-olabiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 04:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/sadece-genetik-degil-beslenme-aliskanliklari-da-belirleyici-olabiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="48623"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SICAK HAVADA UYKU KALİTESİNİ DÜZENLEYEN 8 ÖNERİ]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/sicak-havada-uyku-kalitesini-duzenleyen-8-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/sicak-havada-uyku-kalitesini-duzenleyen-8-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında etkisini artıran yüksek hava sıcaklıkları, yalnızca günlük yaşam konforunu değil, uyku düzenini de olumsuz etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>SICAK HAVADA UYKU KALİTESİNİ DÜZENLEYEN 8 ÖNERİ</strong></h2>

<p></p>

<p>Yaz aylarında etkisini artıran yüksek hava sıcaklıkları, yalnızca günlük yaşam konforunu değil, uyku düzenini de olumsuz etkiliyor. Aşırı sıcaklar; uykuya dalmayı güçleştirirken sık uyanmalara neden olarak bireyin bedensel ve zihinsel performansını düşürebiliyor. Kaliteli uyku ise gün içerisinde harcanan enerjinin yeniden kazanılmasını, bağışıklık sisteminin güçlenmesini ve zihinsel fonksiyonların sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesini sağlıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Fatma Arıcak, yaz sıcaklarında uyku kalitesini korumanın yolları hakkında önemli bilgiler verdi.</p>

<p></p>

<p><strong>Oda sıcaklığını uyku koşullarına göre hazırlayın </strong></p>

<p>Uyku, günün yorgunluğunu atmak ve sonraki güne fiziksel ve psikolojik olarak hazır olmak için gerekli fizyolojik bir süreçtir. Ancak yeterli süre uyunmasına rağmen uyku kalitesinin düşük olması, beklenen fiziksel ve zihinsel yenilenmeyi sağlayamaz. Özellikle sıcak havalarda uygun olmayan oda koşulları, psikolojik stres, beslenme alışkanlıkları, aşırı kafein tüketimi ve kronik hastalıklar uyku kalitesini olumsuz etkileyebilir. Uykuya geçiş sürecinde vücut çekirdek ısısının doğal olarak düşmesi gerekir. Yüksek çevre sıcaklığı bu fizyolojik süreci bozarak uykuya dalma süresini uzatabilir, derin uyku evrelerini azaltabilir ve gece boyunca sık uyanmalara neden olabilir. Özellikle REM ve derin uyku evrelerindeki bozulma, ertesi gün dikkat, hafıza, öğrenme kapasitesi ve ruh hâli üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Serin, karanlık ve iyi havalandırılmış bir uyku ortamı ise melatonin hormonunun salgılanmasını destekleyerek daha kaliteli bir uyku düzenine katkı sağlar.</p>

<p></p>

<p><strong>Yetersiz uyku beden ve zihninizi olumsuz etkileyebilir</strong></p>

<p>Kalitesiz uyku; dikkat dağınıklığı, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik ve gün boyu yorgunluk hissine yol açabilir. Uzun vadede ise bağışıklık sisteminin zayıflaması, tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıkların kontrolünün zorlaşması gibi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sıcak havalarda daha rahat uyuyabilmek için</strong></p>

<ol>
 <li>Uyku öncesinde ağır egzersizlerden kaçının.</li>
 <li>Yatmadan önce ılık bir duş alarak vücut ısınızı dengeleyin.</li>
 <li>Pamuklu ve terletmeyen uyku kıyafetleri tercih edin.</li>
 <li>Hafif nevresim ve çarşaflar kullanın.</li>
 <li>Yatak odasını serin, karanlık tutun, iyi havalandırın.</li>
 <li>Akşam saatlerinde kafeinli içecek tüketimini sınırlandırın.</li>
 <li>Gün içerisinde yeterli sıvı alımına özen gösterin.</li>
 <li>Düzenli uyku saatlerini korumaya çalışın.</li>
</ol>

<p></p>

<p><strong>Uzun süren uyku sorunlarının nedeni başka hastalıklar olabilir</strong></p>

<p>Uyku düzensizliğinin haftalar boyunca devam etmesi, gündüz yaşam kalitesini belirgin şekilde etkilemesi veya horlama, nefes durması ve aşırı gündüz uykululuğu gibi belirtilerle birlikte görülmesi durumunda mutlaka bir uzmana başvurulması gerekir. Uzun süre devam eden uyku problemlerinde altta yatan nörolojik, psikiyatrik veya sistemik hastalıklar araştırılmalıdır. Hastanın ayrıntılı öyküsü alınır, gerekirse laboratuvar tetkikleri ve uyku testleri planlanabilir. Uyku hijyeninin düzenlenmesi, yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekli görülen durumlarda uygulanacak uygun tedavi yöntemleriyle hastaların uyku kalitesi önemli ölçüde iyileştirilebilir.” dedi. Yeterli süre ve kaliteli uyku, kişinin yeni güne hem fiziksel hem de zihinsel açıdan daha dinç başlamasını sağlarken, yaşam kalitesinin korunmasına da önemli katkı sunar.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/sicak-havada-uyku-kalitesini-duzenleyen-8-oneri</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 04:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/07/sicak-havada-uyku-kalitesini-duzenleyen-8-oneri.webp" type="image/jpeg" length="67040"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hızlı Kilo Vermek Erkeklik Hormonunu Etkiler Mi]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/hizli-kilo-vermek-erkeklik-hormonunu-etkiler-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/hizli-kilo-vermek-erkeklik-hormonunu-etkiler-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son yıllarda popülerleşen yeni nesil zayıflama yöntemleri ve hızlı kilo kaybı, erkek üreme sağlığı ile testosteron dengesini nasıl etkiliyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Hızlı Kilo Vermek Erkeklik Hormonunu Etkiler Mi? Obezite ve Erkek Sağlığında Yeni Dönem!</strong></h1>

<h2>Son yıllarda popülerleşen yeni nesil zayıflama yöntemleri ve hızlı kilo kaybı, erkek üreme sağlığı ile testosteron dengesini nasıl etkiliyor? Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Güler, kilo kaybı ve erkeklik hormonu arasındaki bilinmeyenleri anlattı.</h2>

<p><strong>İSTANBUL –</strong> Son dönemde obezite tedavisinde çığır açan yeni nesil ilaçlar ve hızlı kilo verme trendleri, sağlık dünyasında yepyeni bir tartışmanın kapısını araladı. Fazla kilolardan kurtulmanın genel sağlığa faydaları bilinirken, hızlı kilo kaybının <strong>erkeklik hormonu (testosteron)</strong> ve sperm kalitesi üzerindeki doğrudan etkileri bilim dünyası tarafından mercek altına alındı.</p>

<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Üroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Cem Güler</strong>, erkek üreme sağlığı incelenirken sadece hormon tahlillerine odaklanmanın yetersiz kalacağını, kişinin genel metabolik tablosunun bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor.</p>

<h3><strong>Obezite Erkeklik Hormonunu Nasıl Düşürüyor?</strong></h3>

<p>Fazla kilo ve obezite sadece kalp-damar hastalıkları ile diyabete yol açmıyor; erkek üreme sistemini de doğrudan baltalıyor. Araştırmalara göre, vücutta biriken aşırı yağ dokusu hormonal dengeyi bozarak testosteron seviyelerinde ciddi düşüşlere, sperm üretiminin azalmasına ve sperm kalitesinin bozulmasına neden oluyor.</p>

<p>Yağ dokusunun hormonları baskılamasının yanı sıra obezitenin beraberinde getirdiği <strong>insülin direnci</strong>, kronik inflamasyon (vücut içi iltihaplanma) ve metabolik düzensizlikler de erkeklerde üreme fonksiyonlarını olumsuz etkileyen gizli suçlular arasında yer alıyor.</p>

<h3><strong>Kilo Vermek Hormonları Uçuruyor Mu?</strong></h3>

<p>Bilimsel çalışmalar, fazla kilolarından kurtulan erkeklerde testosteron seviyelerinin yeniden yükselişe geçtiğini gösteriyor. Ancak uzmanlar, bu olumlu gelişmenin doğrudan zayıflama ilaçlarına bağlanmaması gerektiği konusunda uyarıyor.</p>

<p><strong>Konuyla ilgili kritik değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Cem Güler şu ifadeleri kullanıyor:</strong></p>

<blockquote>
<p><strong>"Erkeklerde testosteron seviyelerinin değerlendirilmesi oldukça kapsamlı bir süreçtir. Yaşanan kilo kaybı, metabolik sağlığın düzelmesi ve yaşam tarzı değişiklikleri bazı kişilerde hormon dengesi üzerinde olumlu sonuçlar oluşturabilir. Ancak her bireyin hormonal yapısı ve sağlık durumu farklıdır. Bu nedenle genel geçer sonuçlar çıkarmak doğru değildir."</strong></p>
</blockquote>

<h3><strong>Sperm Kalitesi Zayıflayınca Artıyor Mu?</strong></h3>

<p>Yapılan klinik araştırmalarda, kilo veren erkeklerin sperm sayısı, sperm hareketliliği ve morfolojisi (şekli) gibi hayati parametrelerinde belirgin iyileşmeler saptandı. Fakat uzmanlar, bu durumun her erkek için aynı sonucu doğurmayacağını hatırlatıyor. Çünkü erkeklerde kısırlık (infertilite) tek bir nedene bağlı değil; <strong>sigara ve alkol kullanımı, kronik rahatsızlıklar, genetik faktörler, varikosel ve çevresel etkenler</strong> de sperm kalitesini belirleyen çok önemli aktörler arasında.</p>

<h3><strong>Her Testosteron Düşüklüğü Hastalık Değil!</strong></h3>

<p>Toplumda hormon seviyelerine yönelik farkındalık artsa da birçok kişi yalnızca laboratuvardan aldığı kan tahlili sonuçlarına bakarak endişeye kapılıyor. Uzmanlar; testosteron düzeyinin yaş, mevcut hastalıklar ve klinik semptomlarla birlikte okunması gerektiğinin altını çiziyor.</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yorgunluk ve enerji düşüklüğü,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cinsel istekte azalma (libido kaybı),</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kas kütlesinde kayıp ve halsizlik,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>gibi belirtileri yaşayan erkeklerin kulaktan dolma bilgilerle hareket etmek yerine mutlaka bir üroloji uzmanına başvurması gerekiyor.</p>

<h3><strong>Formül Değişmedi: Bütüncül Sağlıklı Yaşam</strong></h3>

<p>Erkek üreme sağlığını korumanın ve ideal hormon dengesine ulaşmanın yolu tek bir mucize ilaçtan değil, bütüncül bir yaşam tarzı değişikliğinden geçiyor. Dengeli beslenme, düzenli egzersiz, ideal kilonun korunması ve zararlı alışkanlıklardan uzak durulması bu sürecin altın anahtarları. Prof. Dr. Cem Güler, <em>"Erkek üreme sağlığı yalnızca tek bir hormon ya da tek bir tedavi yöntemi üzerinden değerlendirilemez. Kişiye özel tıbbi değerlendirmeler bu sürecin temelini oluşturur"</em> diyerek noktalıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/hizli-kilo-vermek-erkeklik-hormonunu-etkiler-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 08:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/06/hizli-kilo-vermek-erkeklik-hormonlarini-etkiler-mi.jpg" type="image/jpeg" length="81575"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp Yetersizliği Türkiye'de Neden Artıyor?]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kalp-yetersizligi-turkiyede-neden-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kalp-yetersizligi-turkiyede-neden-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, "Kalp yetersizliği çoğu zaman aniden ortaya çıkan bir tablo değildir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Kalp Yetersizliği Türkiye'de Neden Artıyor?</strong></h2>

<p>Dünya genelinde yaşam süresinin uzaması ve tıp teknolojilerinin gelişmesi kronik hastalıkların seyrini değiştirirken, Türkiye çok farklı ve dikkat çekici bir sağlık paradoksuyla karşı karşıya. Avrupa ve Amerika’da kalp yetersizliği teşhis yaş ortalaması 70 civarındayken, ülkemizde bu sınırın 62’ye gerilemesi, tıp dünyasında "erken yorulan kalpler" alarmının verilmesine yol açıyor.</p>

<p></p>

<p>Peki, Avrupa’ya oranla daha genç bir nüfusa sahip olmamıza rağmen kalplerimiz neden daha erken yaşlanıyor? Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, Türkiye’deki bu artışın arkasındaki tıbbi ve çevresel faktörleri, erken teşhisin önemini ve yasal çerçevede bilinçlenmesi gereken noktaları aktarıyor.</p>

<p>Rakamlarla Türkiye’nin Kalp Sağlığı Tablosu</p>

<p>Uluslararası saygın tıp dergileri ve Türk Kardiyoloji Derneği’nin güncel verileri, tablonun ciddiyetini açıkça ortaya koyuyor:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>2.7 Milyon Hasta:</strong> Türkiye'de şu an yaklaşık 2.7 milyon kişi kalp yetersizliğiyle yaşıyor ve bu sayı nüfusa oranla çok büyük bir halk sağlığı yükü oluşturuyor.</li>
 <li><strong>Yaşla Gelen Risk: </strong>Genel toplumda görülme sıklığı %2-3 seviyesindeyken, 70 yaş sonrasında bu oran %10’a çıkıyor. Nüfusumuz yaşlandıkça, bu oranın daha da katlanacağı öngörülüyor.</li>
 <li><strong>Ciddi Takip Şart:</strong> Teşhis sonrası dönemde hastaların düzenli takibi ve yaşam tarzı değişiklikleri hayati önem taşıyor; çünkü bu durum, pek çok kronik süreçten daha hassas bir klinik seyir sergileyebiliyor.</li>
</ul>

<p>Kalp Yetersizliği Bir Sonuç Hastalığıdır</p>

<p>Kalp yetersizliği; yüksek tansiyon, koroner arter hastalığı, geçirilmiş kalp krizi, kalp kapak hastalıkları, ritim bozuklukları ve diyabet gibi birçok sağlık sorununun uzun vadede oluşturduğu hasarın ardından gelişebilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, "Kalp yetersizliği çoğu zaman aniden ortaya çıkan bir tablo değildir. Yıllar boyunca kalbi etkileyen risk faktörleri ve kronik hastalıkların birikimi sonucunda gelişebilir. Bu nedenle kalp yetersizliğini yalnızca bir hastalık olarak değil, birçok kalp-damar probleminin ortak sonucu olarak değerlendirmek gerekir" ifadelerini kullanıyor.</p>

<p>Kalbimizi Erken Yoran 3 Büyük Tehdit</p>

<p><strong>1. Modern Yaşamın Gizli Salgını ve Belirtilerin Ertelenmesi</strong></p>

<p>Toplumda en sık karşılaşılan hatalardan biri, kalbin verdiği sinyalleri yorgunluk ya da yaşlılık diyerek geçiştirmektir. Nefes darlığı, çabuk yorulma ve bacaklarda oluşan şişlikler (ödem), kalbin kanı pompalarken zorlandığının net habercileridir. Bu gizli belirtiler fark edildiği an bir kardiyoloji uzmanına başvurulması, sürecin ilerlemesini durdurmanın ilk adımıdır.</p>

<p></p>

<p><strong>2. Genç Kuşak ve Değişen Yaşam Kültürü</strong></p>

<p>Son yıllarda 35 yaş altı popülasyonda görülen kalp kası hassasiyetleri ve erken evre yetersizlik süreçleri, dijital sağlık platformlarında en çok araştırılan konular arasında. Z ve Millenyum kuşaklarında artan yoğun plaza stresi, düzensiz uyku kalıpları, aşırı enerji içeceği tüketimi, elektronik sigara kullanımı ve paketli/aşırı tuzlu gıdalardan oluşan beslenme alışkanlıkları, kalbin biyolojik yaşını kronolojik yaşının önüne geçiriyor.</p>

<p></p>

<p><strong>3. Pandemi ve Viral Etkiler</strong></p>

<p>Geçmiş dönemlerde geçirilen ağır viral enfeksiyonların kalp kasında yarattığı tablolara dair toplumdaki soru işaretleri hala güncelliğini koruyor. Enfeksiyonların kalp sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkilerini yönetmenin yolu, spekülasyonlardan uzak durarak düzenli hekim kontrolleriyle kalbin fonksiyonel durumunu takip etmekten geçiyor.</p>

<p>Nefes Darlığı ve Çabuk Yorulma Her Zaman Yaşa Bağlı Olmayabilir</p>

<p>Kalp yetersizliğinin erken belirtileri çoğu zaman başka nedenlere bağlanabilir. Günlük aktiviteler sırasında nefes nefese kalmak, merdiven çıkarken zorlanmak, çabuk yorulmak veya ayaklarda şişlik oluşması bazı kişiler tarafından yaşlanmanın doğal sonucu olarak değerlendirilebilir. Ancak bu belirtiler bazı durumlarda kalbin pompalama gücündeki azalmaya işaret edebiliyor.</p>

<p></p>

<p>Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, "Özellikle daha önce rahatlıkla yapılabilen günlük aktivitelerin giderek zorlaşması, efor kapasitesinin azalması ve nefes darlığının artması gibi durumlar göz ardı edilmemelidir. Bu belirtilerin altında farklı sağlık sorunları bulunabileceği gibi kalp yetersizliği de yer alabilir" diyor.</p>

<p>Genç Yaşlarda Görülen Risk Faktörleri Dikkat Çekiyor</p>

<p>Son yıllarda genç erişkinlerde görülen obezite, diyabet, yüksek tansiyon ve sigara kullanımındaki artış da kalp sağlığı açısından dikkatle izlenen konular arasında yer alıyor.</p>

<p></p>

<p>Yoğun iş temposu, düzensiz uyku alışkanlıkları, kronik stres, fiziksel hareketsizlik ve sağlıksız beslenme gibi faktörlerin uzun dönemde kalp ve damar sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Kalp Sağlığını Korumada Erken Farkındalık Önemli</p>

<p>Uzmanlar; tansiyon, kan şekeri ve kolesterol düzeylerinin düzenli takip edilmesinin, sigaradan uzak durulmasının, fiziksel aktivitenin artırılmasının ve dengeli beslenme alışkanlıklarının kalp sağlığının korunmasına katkı sağlayabileceğini belirtiyor.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kalp yetersizliği birçok durumda önlenebilir risk faktörleriyle ilişkilendirildiğinde, erken farkındalık ve düzenli sağlık kontrolleri büyük önem taşıyor.</p>

<p>Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, "Kalp yetersizliği gelişmeden önce risk faktörlerinin kontrol altına alınması, kalp sağlığının korunmasında en etkili yaklaşımlardan biridir. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları yalnızca kalp yetersizliği riskini değil, birçok kronik hastalığın görülme olasılığını da azaltmaya yardımcı olabilir" diyerek sözlerini tamamlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kalp-yetersizligi-turkiyede-neden-artiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 09:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/06/kalp-yetmezligi.png" type="image/jpeg" length="21445"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser Tümörlerine Nokta Atış]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kanser-tumorlerine-nokta-atis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kanser-tumorlerine-nokta-atis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana Şehir Hastanesi’nde kullanılan üst düzey radyoterapi cihazları, tümörlerin DNA yapısını bozarak yüzde 90'a varan başarı oranıyla kanser hücrelerini etkisiz hale getiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Kanser Tümörlerine Nokta Atışı Darbe: Adana Şehir Hastanesi’nde Akıllı Teknolojiyle Şifa Dağıtılıyor</strong></h2>

<p><strong>Kanser tedavisinde teknolojinin geldiği son nokta, hastalar için büyük bir umut ışığı olmaya devam ediyor. Adana Şehir Hastanesi’nde kullanılan üst düzey radyoterapi cihazları, tümörlerin DNA yapısını bozarak yüzde 90'a varan başarı oranıyla kanser hücrelerini etkisiz hale getiriyor.</strong></p>

<p>Sağlık alanında yapılan yatırımlar ve hastanelere kazandırılan son teknoloji cihazlar, kanserle mücadelede çığır açıyor. Halk arasında "nokta atışı radyoterapi" veya "akıllı lazer" olarak bilinen <strong>Stereotaktik Vücut Radyoterapisi (SBRT)</strong> yöntemi, tümörlerin çevre dokulara zarar verilmeden, milimetrik hesaplamalarla yok edilmesini sağlıyor. Adana Şehir Hastanesi bünyesinde hizmet veren gelişmiş onkoloji merkezindeki bu modern cihazlar, şifa arayan çok sayıda hastanın en büyük güvencesi haline geldi.</p>

<h3><strong>Milimetrik Sabitleme ve Nokta Atışı Tedavi</strong></h3>

<p>Sistemin işleyişi, hastanın anatomisine uygun olarak hazırlanan özel sabitleyici maske ve kaskların üretilmesiyle başlıyor. Bu yöntem sayesinde, tedavi esnasında vücudun milimetrik olarak bile hareket etmesi engelleniyor.</p>

<p>Hedeflenen tümörlü bölge tam olarak sabitlendikten sonra, yüksek yoğunluklu radyasyon ışınları doğrudan kitlenin merkezine odaklanıyor. Etraftaki sağlıklı doku ve organlar hiçbir zarar görmezken, yoğun radyasyon kanserli hücrelerin DNA yapısını bozuyor. Bölünme ve çoğalma yeteneğini kaybeden tümörler, zamanla küçülerek etkisiz hale geliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>"Korkmayın, Bu Makineler Tümörlerin Baş Düşmanı"</strong></h3>

<p>Daha önce beynindeki 2 santimetrelik kitle için bu yöntemin uygulandığı ve şimdi de sağ kolundaki 5 santimetrelik kitle için aynı tedavi sürecine başlayan bir hasta, yaşadığı deneyimi ve teknolojiye olan güvenini şu sözlerle aktardı:</p>

<blockquote>
<p>"Önce tümörlerin yeri milimetrik olarak belirleniyor ve uygun bir kask yapılıyor. O kask takılarak bölgenin hareket etmemesi sağlanıyor. Sonrasında yüzde 80-90 başarı oranıyla yoğun radyasyon verilerek tümörlerin DNA yapısı değiştiriliyor ve etkisiz hale getiriliyor. Allah muhtaç etmesin ama yakalanmışsanız da korkmayın; bu makineler tümörlerin baş düşmanı."</p>
</blockquote>

<p>Uzmanlar, özellikle cerrahi müdahalenin riskli olduğu veya tümörün hassas bölgelerde yer aldığı vakalarda bu tarz akıllı radyoterapi cihazlarının hayati önem taşıdığını ve başarı oranlarının yüz güldürücü olduğunu belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kanser-tumorlerine-nokta-atis</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 10:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/06/kanser-tumorlerine-nokta-atis.jpg" type="image/jpeg" length="87950"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“İnme Tedavi Edilebilir Bir Sağlık Sorunudur”]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/inme-tedavi-edilebilir-bir-saglik-sorunudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/inme-tedavi-edilebilir-bir-saglik-sorunudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü’nde “İnmede Çare Erken Müdahale” Mesajıyla Dikkat Çekildi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>“İnme Tedavi Edilebilir Bir Sağlık Sorunudur”</strong></h2>

<h2>10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü’nde “İnmede Çare Erken Müdahale” Mesajıyla Dikkat Çekildi</h2>

<p><strong>İnme, dünya genelinde ölüm ve kalıcı engellilik nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, 10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü’nde “İnmede Çare Erken Müdahale” kampanyası ile inmenin önlenebilir ve tedavi edilebilir bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekiyor. Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz desteğiyle hayata geçirilen kampanya ile yüzde kayma, kolda güçsüzlük, konuşmada bozukluk gibi belirtilerin ihmal edilmemesi ve vakit kaybetmeden müdahale edilmesinin hayati önem taşıdığı vurgulanıyor.</strong></p>

<p>İnme, beynin bir kısmına giden kan akışının aniden kesilmesi ya da beyin damarlarında kanama meydana gelmesi sonucu ortaya çıkan ciddi bir nörolojik sağlık sorunudur. Halk arasında “beyin felci” olarak da bilinen inme, dünya genelinde ölüme sebebiyet veren ikinci ve yetişkin yaşta kalıcı engelliliğe sebebiyet veren hastalıklar arasında birinci sırada yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p aria-hidden="true">Her yıl milyonlarca insanı etkileyen inme, yalnızca ileri yaş grubunun değil; genç ve aktif bireylerin de karşı karşıya kalabileceği önemli bir sağlık riski olarak öne çıkıyor.</p>

<p aria-hidden="true"><strong>İnme günlük yaşamın akışını değiştirebilir</strong></p>

<p aria-hidden="true">İnme, yalnızca hareket kaybı ya da konuşma bozukluğu ile sınırlı kalmıyor. Beyinden vücuda ve vücuttan beyne iletilen sinyallerde oluşan kesinti; hareket, konuşma, düşünme, algılama, duygular, davranışlar ve günlük yaşam üzerinde çok yönlü etkilere yol açabiliyor.</p>

<p aria-hidden="true">İnme sonrasında dikkat, hafıza, problem çözme ve algılama gibi bilişsel işlevlerde bozulmalar görülebiliyor. Kişinin kendini ifade etme biçimi, iletişimi, duygusal tepkileri ve davranışları değişebiliyor. Bu nedenle inme, yalnızca fiziksel değil; bilişsel, psikolojik ve sosyal yönleriyle de ele alınması gereken çok katmanlı bir süreç olarak değerlendiriliyor.</p>

<p aria-hidden="true"><strong>Erken müdahale hayat kurtarıyor</strong></p>

<p aria-hidden="true">İnmede zaman, tedavi başarısını belirleyen en kritik faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Beyin hücreleri, kan akışının kesilmesinden kısa süre sonra zarar görmeye başlıyor. Bu nedenle belirtilerin fark edildiği anda vakit kaybetmeden acil yardım çağrılması hayati önem taşıyor.</p>

<p aria-hidden="true">Ani gelişen belirtilerin inmenin erken sinyalleri olabileceğini vurgulayan Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Semih Giray; “İnmenin en yaygın belirtilerinden olan yüzde kayma, kolda güçsüzlük ve konuşma bozukluğunun ihmal edilmemesi, inme belirtisi olabileceği düşünülerek dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Bunun yanı sıra ani görme kaybı, şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi ve denge kaybı gibi belirtiler de inme işareti olabilir. İnmede zaman ise en kritik faktördür; her bir dakikada 1,9 milyon beyin hücresi zarar görmektedir. Bu belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden 112 Acil’in aranması hayati önem taşıyor” diyor.</p>

<p aria-hidden="true"><strong>“İnme her yaşta görülebilir”</strong></p>

<p aria-hidden="true">Prof. Dr. Giray, inmenin yalnızca ileri yaş hastalığı olarak görülmesinin yanlış olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor:</p>

<p aria-hidden="true">“Toplumda inmenin yalnızca ileri yaşta görüldüğü düşünülüyor. Oysa tüm inmelerin önemli bir bölümü kendini sağlıklı hisseden 18-65 yaş arasındaki bireylerde ortaya çıkıyor. Bu nedenle risk faktörlerinin bilinmesi, belirtilerin tanınması ve hızlı hareket edilmesi büyük önem taşıyor. Biz de “İnmede Çare Erken Müdahale” kampanyamızla inmenin önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekiyor; belirtileri tanımanın, zaman kaybetmeden acil yardım çağırmanın ve inme sonrası iyileşme sürecini bütüncül yaklaşımla desteklemenin önemini vurguluyoruz.”</p>

<p aria-hidden="true"><strong>“Farkındalık, müdahalenin ilk adımıdır”</strong></p>

<p aria-hidden="true">Boehringer Ingelheim Türkiye Genel Müdürü ve İnsan Sağlığı Direktörü Okan Güner ise kampanyanın önemine; “İnmede erken müdahale, hastanın yaşam kalitesi üzerinde belirleyici bir rol oynuyor. Ancak erken müdahalenin gerçekleşebilmesi için toplumun belirtileri doğru tanıması gerekiyor. ‘İnmede Çare Erken Müdahale’ kampanyasıyla, yorgunluk, denge kaybı veya konuşma güçlüğü gibi sıklıkla göz ardı edilen belirtilerin aslında ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabileceğine dikkat çekmek istiyoruz. Farkındalık arttıkça, daha fazla hayatın kurtarılabileceğine inanıyoruz” sözleriyle dikkat çekiyor.</p>

<p aria-hidden="true"><strong>İnme büyük ölçüde önlenebilir</strong></p>

<p aria-hidden="true">Uzmanlara göre inmelerin önemli bir bölümü kontrol edilebilir risk faktörleriyle ilişkili görülüyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, inme riskini önemli ölçüde azaltabiliyor. Düzenli egzersiz yapmak, dengeli ve sağlıklı beslenmek, yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol gibi hastalıkları kontrol altında tutmak, sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, düzenli uykuya ve stres yönetimine önem vermek inmeden korunmada kritik rol oynuyor.</p>

<p>Daha fazla bilgi için inme.org.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/inme-tedavi-edilebilir-bir-saglik-sorunudur</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 21:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/05/inme-1.jpg" type="image/jpeg" length="88462"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ataşehir’den Dünyaya Canlı Yayın: 57 Ülke Bu Ameliyatı İzledi!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/atasehirden-dunyaya-canli-yayin-57-ulke-bu-ameliyati-izledi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/atasehirden-dunyaya-canli-yayin-57-ulke-bu-ameliyati-izledi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fonksiyonel nöroşirürji alanında dünyanın sayılı merkezlerinden biri olma yolunda ilerleyen Medicana Ataşehir Hastanesi, tıp dünyasının dikkatini çeken uluslararası bir eğitim programına imza attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Ataşehir’den Dünyaya Canlı Yayın: 57 Ülke Bu Ameliyatı İzledi!</strong></h1>

<p><strong>Medicana Ataşehir Hastanesi, dünya çapında bir tıp etkinliğine ev sahipliği yaptı. Prof. Dr. Atilla Yılmaz tarafından gerçekleştirilen canlı beyin pili ameliyatı, 57 ülkeden yüzlerce doktor tarafından saniye saniye takip edildi.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>ATAŞEHİR / İSTANBUL -</strong> Fonksiyonel nöroşirürji alanında dünyanın sayılı merkezlerinden biri olma yolunda ilerleyen Medicana Ataşehir Hastanesi, tıp dünyasının dikkatini çeken uluslararası bir eğitim programına imza attı. Parkinson hastalarına umut olan "Derin Beyin Stimülasyonu" (Beyin Pili) cerrahisi, kurulan dev dijital altyapı sayesinde tüm dünyaya naklen yayınlandı.</p>

<h3>262 Uzman Hekim Aynı Anda İzledi</h3>

<p>“Live DBS Surgery Course Istanbul” kapsamında düzenlenen operasyon, Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden <strong>Prof. Dr. Atilla Yılmaz</strong> tarafından gerçekleştirildi. Eğitim odaklı bu özel operasyonu; aralarında beyin cerrahları ve nörologların bulunduğu 57 farklı ülkeden tam 262 uzman hekim interaktif olarak takip etti. Katılımcılar, ameliyatın her aşamasında Prof. Dr. Yılmaz’a doğrudan soru sorarak detaylı bilgi alma fırsatı buldu.</p>

<h3>Dev Kadro Ataşehir’de Buluştu</h3>

<p>Ameliyat sadece cerrahi bir işlem değil, aynı zamanda uluslararası bir bilim zirvesi niteliğindeydi. Operasyonun moderatörlüğünü Almanya Freiburg Üniversitesi’nden <strong>Pd Dr. Peter Reinacher</strong> üstlenirken, elektrofizyoloji süreçlerini Düsseldorf’tan <strong>Dr. Stefan Jun Groiss</strong> yönetti. Ayrıca alanın dünyaca ünlü isimleri <strong>Prof. Patric Blomstedt</strong> ve <strong>Prof. Dr. Ali Savaş</strong> da sunumlarıyla programa bilimsel derinlik kattı.</p>

<h3>En İleri Teknoloji Kullanıldı</h3>

<p>Parkinson hastası bir vatandaşımıza genel anestezi altında uygulanan beyin pili işleminde, tıp dünyasının ulaştığı son teknolojiler kullanıldı:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Hata Payı Sıfıra İndirildi:</strong> ‘SUSy Stereotactic System’ ile hedeflenen bölgeye milimetrik doğrulukla ulaşıldı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Akıllı Pil Teknolojisi:</strong> Operasyonda kullanılan <em>Medtronic Percept BrainSense</em> sistemi sayesinde, beynin içindeki sinyalleri okuyabilen "adaptif" teknolojiler uygulamalı olarak gösterildi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Anlık Analiz:</strong> Mikroelektrot kayıtlama (MER) yöntemleriyle ameliyat sırasında elde edilen veriler katılımcılarla paylaşıldı.</p>
 </li>
</ul>

<h3>"Ataşehir, Tıp Eğitiminde Bir Merkez Haline Geldi"</h3>

<p>Gerçekleştirilen bu başarılı organizasyon, Medicana Ataşehir Hastanesi’nin sadece bir tedavi merkezi değil, aynı zamanda uluslararası bir eğitim üssü olduğunu kanıtladı. Yüksek çözünürlüklü canlı yayın altyapısı sayesinde, cerrahi teknikler hiçbir detay atlanmadan küresel bir sınıfa aktarılmış oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/atasehirden-dunyaya-canli-yayin-57-ulke-bu-ameliyati-izledi</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 21:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/05/medicana-atasehir-hastanesinde-canli-beyin-pili-cerrahisi-uluslararasi-katilimla-gerceklestirildi.jpg" type="image/jpeg" length="29324"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KALP SAĞLIĞI HAYAT KALİTESİNİ DE ARTIRIYOR]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalbin düzenli ve dengeli çalışması yalnızca dolaşım sistemini değil; beyin, böbrek ve akciğerler gibi organların da sağlığını olumlu etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>KALP SAĞLIĞI HAYAT KALİTESİNİ DE ARTIRIYOR</strong></p>

<p>Kalbin düzenli ve dengeli çalışması yalnızca dolaşım sistemini değil; beyin, böbrek ve akciğerler gibi organların da sağlığını olumlu etkiliyor.</p>

<p>Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de kalp ve damar hastalıkları en yaygın ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor ve ülkemizdeki her üç ölümden biri kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor.</p>

<p>Bu nedenle hayat tarzında yapılan birkaç küçük değişiklikle kalp sağlığının korunması büyük önem taşıyor. Memorial Dicle Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Serkan Akdağ, kalp sağlığının korunması için önemli bilgiler verdi.</p>

<p><strong>Sigara kalp krizi ve inme riskini artırıyor</strong></p>

<p>Kalp, vücudun tüm organlarına oksijen ve besin taşıyan kanı pompalayan hayati bir organ olarak, sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturmaktadır. Kalp ve damar hastalıklarının oluşumunda en önemli risk faktörleri şunlardır;</p>

<ul>
 <li>Genetik yatkınlık</li>
 <li>Hipertansiyon</li>
 <li>Diyabet ve yüksek kolesterol</li>
 <li>Tütün ve alkol kullanımı</li>
 <li>Dengesiz beslenme</li>
 <li>Obezite</li>
 <li>Hareketsiz yaşam tarzı</li>
 <li>Yoğun stres</li>
</ul>

<p>Özellikle sigara ve tütün ürünleri damar yapısını bozarak kalp krizi ve inme riskini ciddi oranda artırabilmektedir. Ayrıca bu alışkanlıkların genç yaşlarda edinilmesinin uzun vadeli sağlık sorunlarına da zemin hazırladığı tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>Yaşam tarzında yapılacak birkaç küçük değişiklik kalp sağlığını olumlu etkiliyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kalp sağlığını korumanın en etkili yolu, yaşam tarzında yapılacak doğru değişikliklerden geçmektedir. Zeytinyağı, sebze ve meyveler, tam tahıllar ve çiğ kuruyemişler gibi kalp dostu besinlerin tüketilmesi kalp ve damar sağlığı için önemli önerilerin başında gelmektedir. Buna karşılık işlenmiş gıdalar, aşırı tuz, yüksek yağ ve karbonhidrat içeren besinler ile fast-food tüketiminden kaçınılması gerekir. Hareketsiz yaşamın ve stres de kalp sağlığını olumsuz etkilediği için düzenli fiziksel aktivitenin de yapılması gerekir. Haftada en az 4 gün, 30 dakika tempolu yürüyüş ve haftada 3 gün yüzme gibi egzersizler kalp krizi ve inme riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya çıkarmıştır.</p>

<p><strong>Kalp damar hastalıkları erken teşhis ile kontrol altına alınabiliyor </strong></p>

<p>Düzenli kardiyak kontroller, kalp hastalıklarının erken teşhisinde kritik rol oynamaktadır. Elektrokardiyografi (EKG), ekokardiyografi (EKO), efor testi, Holter ve koroner BT anjiyografi gibi tanı yöntemleri sayesinde kalbin elektriksel aktivitesi, yapısal özellikleri ve damar sağlığı detaylı şekilde değerlendirilebilmektedir. Büyük ölçüde önlenebilir olan kalp ve damar hastalıkları alınan önlemler ve erken teşhis ile tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle kalp damar hastalığı riskini en aza indirmek için bu önlemleri almakla hayat tarzınızda değişime gidebilirsiniz;</p>

<ul>
 <li>Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun</li>
 <li>Dengeli ve sağlıklı beslenin</li>
 <li>Düzenli egzersizi yaşam tarzı haline getirin</li>
 <li>Stresinizi kontrol altına alın</li>
 <li>Düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/05/kalp-krizi-riski-700x311.jpg" type="image/jpeg" length="88974"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
