<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Ataşehir | Ataşehir Haber - Ataşehir Haberleri</title>
    <link>https://www.atasehirweb.com</link>
    <description>Ataşehir | Ataşehir Haber - Ataşehir Haberleri - Son Dakika -  Ataşehir Haberler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.atasehirweb.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 21 Jun 2026 17:04:29 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Hızlı Kilo Vermek Erkeklik Hormonunu Etkiler Mi]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/hizli-kilo-vermek-erkeklik-hormonunu-etkiler-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/hizli-kilo-vermek-erkeklik-hormonunu-etkiler-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son yıllarda popülerleşen yeni nesil zayıflama yöntemleri ve hızlı kilo kaybı, erkek üreme sağlığı ile testosteron dengesini nasıl etkiliyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Hızlı Kilo Vermek Erkeklik Hormonunu Etkiler Mi? Obezite ve Erkek Sağlığında Yeni Dönem!</strong></h1>

<h2>Son yıllarda popülerleşen yeni nesil zayıflama yöntemleri ve hızlı kilo kaybı, erkek üreme sağlığı ile testosteron dengesini nasıl etkiliyor? Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Güler, kilo kaybı ve erkeklik hormonu arasındaki bilinmeyenleri anlattı.</h2>

<p><strong>İSTANBUL –</strong> Son dönemde obezite tedavisinde çığır açan yeni nesil ilaçlar ve hızlı kilo verme trendleri, sağlık dünyasında yepyeni bir tartışmanın kapısını araladı. Fazla kilolardan kurtulmanın genel sağlığa faydaları bilinirken, hızlı kilo kaybının <strong>erkeklik hormonu (testosteron)</strong> ve sperm kalitesi üzerindeki doğrudan etkileri bilim dünyası tarafından mercek altına alındı.</p>

<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Üroloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Cem Güler</strong>, erkek üreme sağlığı incelenirken sadece hormon tahlillerine odaklanmanın yetersiz kalacağını, kişinin genel metabolik tablosunun bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor.</p>

<h3><strong>Obezite Erkeklik Hormonunu Nasıl Düşürüyor?</strong></h3>

<p>Fazla kilo ve obezite sadece kalp-damar hastalıkları ile diyabete yol açmıyor; erkek üreme sistemini de doğrudan baltalıyor. Araştırmalara göre, vücutta biriken aşırı yağ dokusu hormonal dengeyi bozarak testosteron seviyelerinde ciddi düşüşlere, sperm üretiminin azalmasına ve sperm kalitesinin bozulmasına neden oluyor.</p>

<p>Yağ dokusunun hormonları baskılamasının yanı sıra obezitenin beraberinde getirdiği <strong>insülin direnci</strong>, kronik inflamasyon (vücut içi iltihaplanma) ve metabolik düzensizlikler de erkeklerde üreme fonksiyonlarını olumsuz etkileyen gizli suçlular arasında yer alıyor.</p>

<h3><strong>Kilo Vermek Hormonları Uçuruyor Mu?</strong></h3>

<p>Bilimsel çalışmalar, fazla kilolarından kurtulan erkeklerde testosteron seviyelerinin yeniden yükselişe geçtiğini gösteriyor. Ancak uzmanlar, bu olumlu gelişmenin doğrudan zayıflama ilaçlarına bağlanmaması gerektiği konusunda uyarıyor.</p>

<p><strong>Konuyla ilgili kritik değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Cem Güler şu ifadeleri kullanıyor:</strong></p>

<blockquote>
<p><strong>"Erkeklerde testosteron seviyelerinin değerlendirilmesi oldukça kapsamlı bir süreçtir. Yaşanan kilo kaybı, metabolik sağlığın düzelmesi ve yaşam tarzı değişiklikleri bazı kişilerde hormon dengesi üzerinde olumlu sonuçlar oluşturabilir. Ancak her bireyin hormonal yapısı ve sağlık durumu farklıdır. Bu nedenle genel geçer sonuçlar çıkarmak doğru değildir."</strong></p>
</blockquote>

<h3><strong>Sperm Kalitesi Zayıflayınca Artıyor Mu?</strong></h3>

<p>Yapılan klinik araştırmalarda, kilo veren erkeklerin sperm sayısı, sperm hareketliliği ve morfolojisi (şekli) gibi hayati parametrelerinde belirgin iyileşmeler saptandı. Fakat uzmanlar, bu durumun her erkek için aynı sonucu doğurmayacağını hatırlatıyor. Çünkü erkeklerde kısırlık (infertilite) tek bir nedene bağlı değil; <strong>sigara ve alkol kullanımı, kronik rahatsızlıklar, genetik faktörler, varikosel ve çevresel etkenler</strong> de sperm kalitesini belirleyen çok önemli aktörler arasında.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Her Testosteron Düşüklüğü Hastalık Değil!</strong></h3>

<p>Toplumda hormon seviyelerine yönelik farkındalık artsa da birçok kişi yalnızca laboratuvardan aldığı kan tahlili sonuçlarına bakarak endişeye kapılıyor. Uzmanlar; testosteron düzeyinin yaş, mevcut hastalıklar ve klinik semptomlarla birlikte okunması gerektiğinin altını çiziyor.</p>

<ul>
 <li>
 <p>Yorgunluk ve enerji düşüklüğü,</p>
 </li>
 <li>
 <p>Cinsel istekte azalma (libido kaybı),</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kas kütlesinde kayıp ve halsizlik,</p>
 </li>
</ul>

<p>gibi belirtileri yaşayan erkeklerin kulaktan dolma bilgilerle hareket etmek yerine mutlaka bir üroloji uzmanına başvurması gerekiyor.</p>

<h3><strong>Formül Değişmedi: Bütüncül Sağlıklı Yaşam</strong></h3>

<p>Erkek üreme sağlığını korumanın ve ideal hormon dengesine ulaşmanın yolu tek bir mucize ilaçtan değil, bütüncül bir yaşam tarzı değişikliğinden geçiyor. Dengeli beslenme, düzenli egzersiz, ideal kilonun korunması ve zararlı alışkanlıklardan uzak durulması bu sürecin altın anahtarları. Prof. Dr. Cem Güler, <em>"Erkek üreme sağlığı yalnızca tek bir hormon ya da tek bir tedavi yöntemi üzerinden değerlendirilemez. Kişiye özel tıbbi değerlendirmeler bu sürecin temelini oluşturur"</em> diyerek noktalıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/hizli-kilo-vermek-erkeklik-hormonunu-etkiler-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 21 Jun 2026 08:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/06/hizli-kilo-vermek-erkeklik-hormonlarini-etkiler-mi.jpg" type="image/jpeg" length="72204"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp Yetersizliği Türkiye'de Neden Artıyor?]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kalp-yetersizligi-turkiyede-neden-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kalp-yetersizligi-turkiyede-neden-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, "Kalp yetersizliği çoğu zaman aniden ortaya çıkan bir tablo değildir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Kalp Yetersizliği Türkiye'de Neden Artıyor?</strong></h2>

<p>Dünya genelinde yaşam süresinin uzaması ve tıp teknolojilerinin gelişmesi kronik hastalıkların seyrini değiştirirken, Türkiye çok farklı ve dikkat çekici bir sağlık paradoksuyla karşı karşıya. Avrupa ve Amerika’da kalp yetersizliği teşhis yaş ortalaması 70 civarındayken, ülkemizde bu sınırın 62’ye gerilemesi, tıp dünyasında "erken yorulan kalpler" alarmının verilmesine yol açıyor.</p>

<p></p>

<p>Peki, Avrupa’ya oranla daha genç bir nüfusa sahip olmamıza rağmen kalplerimiz neden daha erken yaşlanıyor? Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, Türkiye’deki bu artışın arkasındaki tıbbi ve çevresel faktörleri, erken teşhisin önemini ve yasal çerçevede bilinçlenmesi gereken noktaları aktarıyor.</p>

<p>Rakamlarla Türkiye’nin Kalp Sağlığı Tablosu</p>

<p>Uluslararası saygın tıp dergileri ve Türk Kardiyoloji Derneği’nin güncel verileri, tablonun ciddiyetini açıkça ortaya koyuyor:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li><strong>2.7 Milyon Hasta:</strong> Türkiye'de şu an yaklaşık 2.7 milyon kişi kalp yetersizliğiyle yaşıyor ve bu sayı nüfusa oranla çok büyük bir halk sağlığı yükü oluşturuyor.</li>
 <li><strong>Yaşla Gelen Risk: </strong>Genel toplumda görülme sıklığı %2-3 seviyesindeyken, 70 yaş sonrasında bu oran %10’a çıkıyor. Nüfusumuz yaşlandıkça, bu oranın daha da katlanacağı öngörülüyor.</li>
 <li><strong>Ciddi Takip Şart:</strong> Teşhis sonrası dönemde hastaların düzenli takibi ve yaşam tarzı değişiklikleri hayati önem taşıyor; çünkü bu durum, pek çok kronik süreçten daha hassas bir klinik seyir sergileyebiliyor.</li>
</ul>

<p>Kalp Yetersizliği Bir Sonuç Hastalığıdır</p>

<p>Kalp yetersizliği; yüksek tansiyon, koroner arter hastalığı, geçirilmiş kalp krizi, kalp kapak hastalıkları, ritim bozuklukları ve diyabet gibi birçok sağlık sorununun uzun vadede oluşturduğu hasarın ardından gelişebilmektedir.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, "Kalp yetersizliği çoğu zaman aniden ortaya çıkan bir tablo değildir. Yıllar boyunca kalbi etkileyen risk faktörleri ve kronik hastalıkların birikimi sonucunda gelişebilir. Bu nedenle kalp yetersizliğini yalnızca bir hastalık olarak değil, birçok kalp-damar probleminin ortak sonucu olarak değerlendirmek gerekir" ifadelerini kullanıyor.</p>

<p>Kalbimizi Erken Yoran 3 Büyük Tehdit</p>

<p><strong>1. Modern Yaşamın Gizli Salgını ve Belirtilerin Ertelenmesi</strong></p>

<p>Toplumda en sık karşılaşılan hatalardan biri, kalbin verdiği sinyalleri yorgunluk ya da yaşlılık diyerek geçiştirmektir. Nefes darlığı, çabuk yorulma ve bacaklarda oluşan şişlikler (ödem), kalbin kanı pompalarken zorlandığının net habercileridir. Bu gizli belirtiler fark edildiği an bir kardiyoloji uzmanına başvurulması, sürecin ilerlemesini durdurmanın ilk adımıdır.</p>

<p></p>

<p><strong>2. Genç Kuşak ve Değişen Yaşam Kültürü</strong></p>

<p>Son yıllarda 35 yaş altı popülasyonda görülen kalp kası hassasiyetleri ve erken evre yetersizlik süreçleri, dijital sağlık platformlarında en çok araştırılan konular arasında. Z ve Millenyum kuşaklarında artan yoğun plaza stresi, düzensiz uyku kalıpları, aşırı enerji içeceği tüketimi, elektronik sigara kullanımı ve paketli/aşırı tuzlu gıdalardan oluşan beslenme alışkanlıkları, kalbin biyolojik yaşını kronolojik yaşının önüne geçiriyor.</p>

<p></p>

<p><strong>3. Pandemi ve Viral Etkiler</strong></p>

<p>Geçmiş dönemlerde geçirilen ağır viral enfeksiyonların kalp kasında yarattığı tablolara dair toplumdaki soru işaretleri hala güncelliğini koruyor. Enfeksiyonların kalp sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkilerini yönetmenin yolu, spekülasyonlardan uzak durarak düzenli hekim kontrolleriyle kalbin fonksiyonel durumunu takip etmekten geçiyor.</p>

<p>Nefes Darlığı ve Çabuk Yorulma Her Zaman Yaşa Bağlı Olmayabilir</p>

<p>Kalp yetersizliğinin erken belirtileri çoğu zaman başka nedenlere bağlanabilir. Günlük aktiviteler sırasında nefes nefese kalmak, merdiven çıkarken zorlanmak, çabuk yorulmak veya ayaklarda şişlik oluşması bazı kişiler tarafından yaşlanmanın doğal sonucu olarak değerlendirilebilir. Ancak bu belirtiler bazı durumlarda kalbin pompalama gücündeki azalmaya işaret edebiliyor.</p>

<p></p>

<p>Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, "Özellikle daha önce rahatlıkla yapılabilen günlük aktivitelerin giderek zorlaşması, efor kapasitesinin azalması ve nefes darlığının artması gibi durumlar göz ardı edilmemelidir. Bu belirtilerin altında farklı sağlık sorunları bulunabileceği gibi kalp yetersizliği de yer alabilir" diyor.</p>

<p>Genç Yaşlarda Görülen Risk Faktörleri Dikkat Çekiyor</p>

<p>Son yıllarda genç erişkinlerde görülen obezite, diyabet, yüksek tansiyon ve sigara kullanımındaki artış da kalp sağlığı açısından dikkatle izlenen konular arasında yer alıyor.</p>

<p></p>

<p>Yoğun iş temposu, düzensiz uyku alışkanlıkları, kronik stres, fiziksel hareketsizlik ve sağlıksız beslenme gibi faktörlerin uzun dönemde kalp ve damar sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği belirtiliyor.</p>

<p>Kalp Sağlığını Korumada Erken Farkındalık Önemli</p>

<p>Uzmanlar; tansiyon, kan şekeri ve kolesterol düzeylerinin düzenli takip edilmesinin, sigaradan uzak durulmasının, fiziksel aktivitenin artırılmasının ve dengeli beslenme alışkanlıklarının kalp sağlığının korunmasına katkı sağlayabileceğini belirtiyor.</p>

<p></p>

<p>Kalp yetersizliği birçok durumda önlenebilir risk faktörleriyle ilişkilendirildiğinde, erken farkındalık ve düzenli sağlık kontrolleri büyük önem taşıyor.</p>

<p>Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, "Kalp yetersizliği gelişmeden önce risk faktörlerinin kontrol altına alınması, kalp sağlığının korunmasında en etkili yaklaşımlardan biridir. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları yalnızca kalp yetersizliği riskini değil, birçok kronik hastalığın görülme olasılığını da azaltmaya yardımcı olabilir" diyerek sözlerini tamamlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kalp-yetersizligi-turkiyede-neden-artiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 09:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/06/kalp-yetmezligi.png" type="image/jpeg" length="93838"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser Tümörlerine Nokta Atış]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kanser-tumorlerine-nokta-atis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kanser-tumorlerine-nokta-atis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana Şehir Hastanesi’nde kullanılan üst düzey radyoterapi cihazları, tümörlerin DNA yapısını bozarak yüzde 90'a varan başarı oranıyla kanser hücrelerini etkisiz hale getiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Kanser Tümörlerine Nokta Atışı Darbe: Adana Şehir Hastanesi’nde Akıllı Teknolojiyle Şifa Dağıtılıyor</strong></h2>

<p><strong>Kanser tedavisinde teknolojinin geldiği son nokta, hastalar için büyük bir umut ışığı olmaya devam ediyor. Adana Şehir Hastanesi’nde kullanılan üst düzey radyoterapi cihazları, tümörlerin DNA yapısını bozarak yüzde 90'a varan başarı oranıyla kanser hücrelerini etkisiz hale getiriyor.</strong></p>

<p>Sağlık alanında yapılan yatırımlar ve hastanelere kazandırılan son teknoloji cihazlar, kanserle mücadelede çığır açıyor. Halk arasında "nokta atışı radyoterapi" veya "akıllı lazer" olarak bilinen <strong>Stereotaktik Vücut Radyoterapisi (SBRT)</strong> yöntemi, tümörlerin çevre dokulara zarar verilmeden, milimetrik hesaplamalarla yok edilmesini sağlıyor. Adana Şehir Hastanesi bünyesinde hizmet veren gelişmiş onkoloji merkezindeki bu modern cihazlar, şifa arayan çok sayıda hastanın en büyük güvencesi haline geldi.</p>

<h3><strong>Milimetrik Sabitleme ve Nokta Atışı Tedavi</strong></h3>

<p>Sistemin işleyişi, hastanın anatomisine uygun olarak hazırlanan özel sabitleyici maske ve kaskların üretilmesiyle başlıyor. Bu yöntem sayesinde, tedavi esnasında vücudun milimetrik olarak bile hareket etmesi engelleniyor.</p>

<p>Hedeflenen tümörlü bölge tam olarak sabitlendikten sonra, yüksek yoğunluklu radyasyon ışınları doğrudan kitlenin merkezine odaklanıyor. Etraftaki sağlıklı doku ve organlar hiçbir zarar görmezken, yoğun radyasyon kanserli hücrelerin DNA yapısını bozuyor. Bölünme ve çoğalma yeteneğini kaybeden tümörler, zamanla küçülerek etkisiz hale geliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>"Korkmayın, Bu Makineler Tümörlerin Baş Düşmanı"</strong></h3>

<p>Daha önce beynindeki 2 santimetrelik kitle için bu yöntemin uygulandığı ve şimdi de sağ kolundaki 5 santimetrelik kitle için aynı tedavi sürecine başlayan bir hasta, yaşadığı deneyimi ve teknolojiye olan güvenini şu sözlerle aktardı:</p>

<blockquote>
<p>"Önce tümörlerin yeri milimetrik olarak belirleniyor ve uygun bir kask yapılıyor. O kask takılarak bölgenin hareket etmemesi sağlanıyor. Sonrasında yüzde 80-90 başarı oranıyla yoğun radyasyon verilerek tümörlerin DNA yapısı değiştiriliyor ve etkisiz hale getiriliyor. Allah muhtaç etmesin ama yakalanmışsanız da korkmayın; bu makineler tümörlerin baş düşmanı."</p>
</blockquote>

<p>Uzmanlar, özellikle cerrahi müdahalenin riskli olduğu veya tümörün hassas bölgelerde yer aldığı vakalarda bu tarz akıllı radyoterapi cihazlarının hayati önem taşıdığını ve başarı oranlarının yüz güldürücü olduğunu belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kanser-tumorlerine-nokta-atis</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 10:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/06/kanser-tumorlerine-nokta-atis.jpg" type="image/jpeg" length="69499"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“İnme Tedavi Edilebilir Bir Sağlık Sorunudur”]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/inme-tedavi-edilebilir-bir-saglik-sorunudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/inme-tedavi-edilebilir-bir-saglik-sorunudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü’nde “İnmede Çare Erken Müdahale” Mesajıyla Dikkat Çekildi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>“İnme Tedavi Edilebilir Bir Sağlık Sorunudur”</strong></h2>

<h2>10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü’nde “İnmede Çare Erken Müdahale” Mesajıyla Dikkat Çekildi</h2>

<p><strong>İnme, dünya genelinde ölüm ve kalıcı engellilik nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, 10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü’nde “İnmede Çare Erken Müdahale” kampanyası ile inmenin önlenebilir ve tedavi edilebilir bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekiyor. Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz desteğiyle hayata geçirilen kampanya ile yüzde kayma, kolda güçsüzlük, konuşmada bozukluk gibi belirtilerin ihmal edilmemesi ve vakit kaybetmeden müdahale edilmesinin hayati önem taşıdığı vurgulanıyor.</strong></p>

<p>İnme, beynin bir kısmına giden kan akışının aniden kesilmesi ya da beyin damarlarında kanama meydana gelmesi sonucu ortaya çıkan ciddi bir nörolojik sağlık sorunudur. Halk arasında “beyin felci” olarak da bilinen inme, dünya genelinde ölüme sebebiyet veren ikinci ve yetişkin yaşta kalıcı engelliliğe sebebiyet veren hastalıklar arasında birinci sırada yer alıyor.</p>

<p aria-hidden="true">Her yıl milyonlarca insanı etkileyen inme, yalnızca ileri yaş grubunun değil; genç ve aktif bireylerin de karşı karşıya kalabileceği önemli bir sağlık riski olarak öne çıkıyor.</p>

<p aria-hidden="true"><strong>İnme günlük yaşamın akışını değiştirebilir</strong></p>

<p aria-hidden="true">İnme, yalnızca hareket kaybı ya da konuşma bozukluğu ile sınırlı kalmıyor. Beyinden vücuda ve vücuttan beyne iletilen sinyallerde oluşan kesinti; hareket, konuşma, düşünme, algılama, duygular, davranışlar ve günlük yaşam üzerinde çok yönlü etkilere yol açabiliyor.</p>

<p aria-hidden="true">İnme sonrasında dikkat, hafıza, problem çözme ve algılama gibi bilişsel işlevlerde bozulmalar görülebiliyor. Kişinin kendini ifade etme biçimi, iletişimi, duygusal tepkileri ve davranışları değişebiliyor. Bu nedenle inme, yalnızca fiziksel değil; bilişsel, psikolojik ve sosyal yönleriyle de ele alınması gereken çok katmanlı bir süreç olarak değerlendiriliyor.</p>

<p aria-hidden="true"><strong>Erken müdahale hayat kurtarıyor</strong></p>

<p aria-hidden="true">İnmede zaman, tedavi başarısını belirleyen en kritik faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Beyin hücreleri, kan akışının kesilmesinden kısa süre sonra zarar görmeye başlıyor. Bu nedenle belirtilerin fark edildiği anda vakit kaybetmeden acil yardım çağrılması hayati önem taşıyor.</p>

<p aria-hidden="true">Ani gelişen belirtilerin inmenin erken sinyalleri olabileceğini vurgulayan Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Semih Giray; “İnmenin en yaygın belirtilerinden olan yüzde kayma, kolda güçsüzlük ve konuşma bozukluğunun ihmal edilmemesi, inme belirtisi olabileceği düşünülerek dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Bunun yanı sıra ani görme kaybı, şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi ve denge kaybı gibi belirtiler de inme işareti olabilir. İnmede zaman ise en kritik faktördür; her bir dakikada 1,9 milyon beyin hücresi zarar görmektedir. Bu belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden 112 Acil’in aranması hayati önem taşıyor” diyor.</p>

<p aria-hidden="true"><strong>“İnme her yaşta görülebilir”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p aria-hidden="true">Prof. Dr. Giray, inmenin yalnızca ileri yaş hastalığı olarak görülmesinin yanlış olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor:</p>

<p aria-hidden="true">“Toplumda inmenin yalnızca ileri yaşta görüldüğü düşünülüyor. Oysa tüm inmelerin önemli bir bölümü kendini sağlıklı hisseden 18-65 yaş arasındaki bireylerde ortaya çıkıyor. Bu nedenle risk faktörlerinin bilinmesi, belirtilerin tanınması ve hızlı hareket edilmesi büyük önem taşıyor. Biz de “İnmede Çare Erken Müdahale” kampanyamızla inmenin önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekiyor; belirtileri tanımanın, zaman kaybetmeden acil yardım çağırmanın ve inme sonrası iyileşme sürecini bütüncül yaklaşımla desteklemenin önemini vurguluyoruz.”</p>

<p aria-hidden="true"><strong>“Farkındalık, müdahalenin ilk adımıdır”</strong></p>

<p aria-hidden="true">Boehringer Ingelheim Türkiye Genel Müdürü ve İnsan Sağlığı Direktörü Okan Güner ise kampanyanın önemine; “İnmede erken müdahale, hastanın yaşam kalitesi üzerinde belirleyici bir rol oynuyor. Ancak erken müdahalenin gerçekleşebilmesi için toplumun belirtileri doğru tanıması gerekiyor. ‘İnmede Çare Erken Müdahale’ kampanyasıyla, yorgunluk, denge kaybı veya konuşma güçlüğü gibi sıklıkla göz ardı edilen belirtilerin aslında ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabileceğine dikkat çekmek istiyoruz. Farkındalık arttıkça, daha fazla hayatın kurtarılabileceğine inanıyoruz” sözleriyle dikkat çekiyor.</p>

<p aria-hidden="true"><strong>İnme büyük ölçüde önlenebilir</strong></p>

<p aria-hidden="true">Uzmanlara göre inmelerin önemli bir bölümü kontrol edilebilir risk faktörleriyle ilişkili görülüyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, inme riskini önemli ölçüde azaltabiliyor. Düzenli egzersiz yapmak, dengeli ve sağlıklı beslenmek, yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol gibi hastalıkları kontrol altında tutmak, sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, düzenli uykuya ve stres yönetimine önem vermek inmeden korunmada kritik rol oynuyor.</p>

<p>Daha fazla bilgi için inme.org.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/inme-tedavi-edilebilir-bir-saglik-sorunudur</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 21:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/05/inme-1.jpg" type="image/jpeg" length="45264"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ataşehir’den Dünyaya Canlı Yayın: 57 Ülke Bu Ameliyatı İzledi!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/atasehirden-dunyaya-canli-yayin-57-ulke-bu-ameliyati-izledi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/atasehirden-dunyaya-canli-yayin-57-ulke-bu-ameliyati-izledi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fonksiyonel nöroşirürji alanında dünyanın sayılı merkezlerinden biri olma yolunda ilerleyen Medicana Ataşehir Hastanesi, tıp dünyasının dikkatini çeken uluslararası bir eğitim programına imza attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Ataşehir’den Dünyaya Canlı Yayın: 57 Ülke Bu Ameliyatı İzledi!</strong></h1>

<p><strong>Medicana Ataşehir Hastanesi, dünya çapında bir tıp etkinliğine ev sahipliği yaptı. Prof. Dr. Atilla Yılmaz tarafından gerçekleştirilen canlı beyin pili ameliyatı, 57 ülkeden yüzlerce doktor tarafından saniye saniye takip edildi.</strong></p>

<p><strong>ATAŞEHİR / İSTANBUL -</strong> Fonksiyonel nöroşirürji alanında dünyanın sayılı merkezlerinden biri olma yolunda ilerleyen Medicana Ataşehir Hastanesi, tıp dünyasının dikkatini çeken uluslararası bir eğitim programına imza attı. Parkinson hastalarına umut olan "Derin Beyin Stimülasyonu" (Beyin Pili) cerrahisi, kurulan dev dijital altyapı sayesinde tüm dünyaya naklen yayınlandı.</p>

<h3>262 Uzman Hekim Aynı Anda İzledi</h3>

<p>“Live DBS Surgery Course Istanbul” kapsamında düzenlenen operasyon, Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden <strong>Prof. Dr. Atilla Yılmaz</strong> tarafından gerçekleştirildi. Eğitim odaklı bu özel operasyonu; aralarında beyin cerrahları ve nörologların bulunduğu 57 farklı ülkeden tam 262 uzman hekim interaktif olarak takip etti. Katılımcılar, ameliyatın her aşamasında Prof. Dr. Yılmaz’a doğrudan soru sorarak detaylı bilgi alma fırsatı buldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Dev Kadro Ataşehir’de Buluştu</h3>

<p>Ameliyat sadece cerrahi bir işlem değil, aynı zamanda uluslararası bir bilim zirvesi niteliğindeydi. Operasyonun moderatörlüğünü Almanya Freiburg Üniversitesi’nden <strong>Pd Dr. Peter Reinacher</strong> üstlenirken, elektrofizyoloji süreçlerini Düsseldorf’tan <strong>Dr. Stefan Jun Groiss</strong> yönetti. Ayrıca alanın dünyaca ünlü isimleri <strong>Prof. Patric Blomstedt</strong> ve <strong>Prof. Dr. Ali Savaş</strong> da sunumlarıyla programa bilimsel derinlik kattı.</p>

<h3>En İleri Teknoloji Kullanıldı</h3>

<p>Parkinson hastası bir vatandaşımıza genel anestezi altında uygulanan beyin pili işleminde, tıp dünyasının ulaştığı son teknolojiler kullanıldı:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Hata Payı Sıfıra İndirildi:</strong> ‘SUSy Stereotactic System’ ile hedeflenen bölgeye milimetrik doğrulukla ulaşıldı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Akıllı Pil Teknolojisi:</strong> Operasyonda kullanılan <em>Medtronic Percept BrainSense</em> sistemi sayesinde, beynin içindeki sinyalleri okuyabilen "adaptif" teknolojiler uygulamalı olarak gösterildi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Anlık Analiz:</strong> Mikroelektrot kayıtlama (MER) yöntemleriyle ameliyat sırasında elde edilen veriler katılımcılarla paylaşıldı.</p>
 </li>
</ul>

<h3>"Ataşehir, Tıp Eğitiminde Bir Merkez Haline Geldi"</h3>

<p>Gerçekleştirilen bu başarılı organizasyon, Medicana Ataşehir Hastanesi’nin sadece bir tedavi merkezi değil, aynı zamanda uluslararası bir eğitim üssü olduğunu kanıtladı. Yüksek çözünürlüklü canlı yayın altyapısı sayesinde, cerrahi teknikler hiçbir detay atlanmadan küresel bir sınıfa aktarılmış oldu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/atasehirden-dunyaya-canli-yayin-57-ulke-bu-ameliyati-izledi</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 21:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/05/medicana-atasehir-hastanesinde-canli-beyin-pili-cerrahisi-uluslararasi-katilimla-gerceklestirildi.jpg" type="image/jpeg" length="52278"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KALP SAĞLIĞI HAYAT KALİTESİNİ DE ARTIRIYOR]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalbin düzenli ve dengeli çalışması yalnızca dolaşım sistemini değil; beyin, böbrek ve akciğerler gibi organların da sağlığını olumlu etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>KALP SAĞLIĞI HAYAT KALİTESİNİ DE ARTIRIYOR</strong></p>

<p>Kalbin düzenli ve dengeli çalışması yalnızca dolaşım sistemini değil; beyin, böbrek ve akciğerler gibi organların da sağlığını olumlu etkiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de kalp ve damar hastalıkları en yaygın ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor ve ülkemizdeki her üç ölümden biri kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor.</p>

<p>Bu nedenle hayat tarzında yapılan birkaç küçük değişiklikle kalp sağlığının korunması büyük önem taşıyor. Memorial Dicle Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Serkan Akdağ, kalp sağlığının korunması için önemli bilgiler verdi.</p>

<p><strong>Sigara kalp krizi ve inme riskini artırıyor</strong></p>

<p>Kalp, vücudun tüm organlarına oksijen ve besin taşıyan kanı pompalayan hayati bir organ olarak, sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturmaktadır. Kalp ve damar hastalıklarının oluşumunda en önemli risk faktörleri şunlardır;</p>

<ul>
 <li>Genetik yatkınlık</li>
 <li>Hipertansiyon</li>
 <li>Diyabet ve yüksek kolesterol</li>
 <li>Tütün ve alkol kullanımı</li>
 <li>Dengesiz beslenme</li>
 <li>Obezite</li>
 <li>Hareketsiz yaşam tarzı</li>
 <li>Yoğun stres</li>
</ul>

<p>Özellikle sigara ve tütün ürünleri damar yapısını bozarak kalp krizi ve inme riskini ciddi oranda artırabilmektedir. Ayrıca bu alışkanlıkların genç yaşlarda edinilmesinin uzun vadeli sağlık sorunlarına da zemin hazırladığı tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>Yaşam tarzında yapılacak birkaç küçük değişiklik kalp sağlığını olumlu etkiliyor</strong></p>

<p>Kalp sağlığını korumanın en etkili yolu, yaşam tarzında yapılacak doğru değişikliklerden geçmektedir. Zeytinyağı, sebze ve meyveler, tam tahıllar ve çiğ kuruyemişler gibi kalp dostu besinlerin tüketilmesi kalp ve damar sağlığı için önemli önerilerin başında gelmektedir. Buna karşılık işlenmiş gıdalar, aşırı tuz, yüksek yağ ve karbonhidrat içeren besinler ile fast-food tüketiminden kaçınılması gerekir. Hareketsiz yaşamın ve stres de kalp sağlığını olumsuz etkilediği için düzenli fiziksel aktivitenin de yapılması gerekir. Haftada en az 4 gün, 30 dakika tempolu yürüyüş ve haftada 3 gün yüzme gibi egzersizler kalp krizi ve inme riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya çıkarmıştır.</p>

<p><strong>Kalp damar hastalıkları erken teşhis ile kontrol altına alınabiliyor </strong></p>

<p>Düzenli kardiyak kontroller, kalp hastalıklarının erken teşhisinde kritik rol oynamaktadır. Elektrokardiyografi (EKG), ekokardiyografi (EKO), efor testi, Holter ve koroner BT anjiyografi gibi tanı yöntemleri sayesinde kalbin elektriksel aktivitesi, yapısal özellikleri ve damar sağlığı detaylı şekilde değerlendirilebilmektedir. Büyük ölçüde önlenebilir olan kalp ve damar hastalıkları alınan önlemler ve erken teşhis ile tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle kalp damar hastalığı riskini en aza indirmek için bu önlemleri almakla hayat tarzınızda değişime gidebilirsiniz;</p>

<ul>
 <li>Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun</li>
 <li>Dengeli ve sağlıklı beslenin</li>
 <li>Düzenli egzersizi yaşam tarzı haline getirin</li>
 <li>Stresinizi kontrol altına alın</li>
 <li>Düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/05/kalp-krizi-riski-700x311.jpg" type="image/jpeg" length="72567"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[EKLEM YAŞLANMASINI DURDURMAK MÜMKÜN MÜ?]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/eklem-yaslanmasini-durdurmak-mumkun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/eklem-yaslanmasini-durdurmak-mumkun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eklem dokularının “biyolojik yaşı”; takvim yaşından çok, mekanik yüklenme, inflamasyon düzeyi ve yaşam tarzı ile şekillenir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>EKLEM YAŞLANMASINI DURDURMAK MÜMKÜN MÜ?</strong></p>

<p>Eklem sağlığı çoğu zaman yalnızca yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görülse de, güncel bilimsel veriler bunun büyük ölçüde yaşam tarzı ve hareket alışkanlıklarıyla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Modern ortopedi yaklaşımında artık sadece ağrıyı tedavi etmek değil; eklemin biyomekaniğini anlamak, hareketi analiz etmek ve süreci erken dönemde yönetmek ön plana çıkıyor. Doğru değerlendirme ve kişiye özel planlama ile eklem problemlerinin ilerlemesi yavaşlatılabiliyor hatta birçok durumda cerrahiye gerek kalmadan kontrol altına alınabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mahmud Aydın, eklem yaşlanmasının sebepleri ve tedavi yöntemleri hakkındaki soruları yanıtladı.</p>

<p><strong>Doğru hareket sağlıklı ve genç eklemler</strong></p>

<p>Eklem dokularının “biyolojik yaşı”; takvim yaşından çok, mekanik yüklenme, inflamasyon düzeyi ve yaşam tarzı ile şekillenir. Doğru ve düzenli hareket eden eklemler, hareketsiz ya da yanlış yüklenen eklemlere kıyasla fonksiyonlarını çok daha uzun süre koruyabilir. Bu nedenle hareketin bir yaşı yoktur; aksine doğru hareket, eklem sağlığının en güçlü belirleyicisidir.</p>

<p><strong>Eklem ağrısı sadece bulunduğu yerden kaynaklanmayabilir</strong></p>

<p>Eklem ağrıları çoğu zaman yalnızca ağrı hissedilen bölgeden kaynaklanmaz. Modern ortopedi yaklaşımına göre bu ağrılar, vücuttaki biyomekanik zincirin bozulmasının bir sonucu olabilir. Örneğin diz ağrısı; kalça stabilitesindeki bir zayıflık, ayak basış bozukluğu veya omurga hizalanmasındaki problemle ilişkili olabilir. Bu nedenle güncel yaklaşımda yalnızca ağrılı bölgeyi değil, tüm kinetik zinciri değerlendirmek esastır. Bu bakış açısı, hem doğru tanı koymayı kolaylaştırır hem de gereksiz cerrahi müdahalelerin önüne geçer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sadece MR yetmez, hareket analizi tanıyı değiştiriyor</strong></p>

<p>Geleneksel görüntüleme yöntemleri (MR, BT) önemli bilgiler sunsa da yalnızca statik veriler sağlar. Oysa birçok ortopedik problem, hareket sırasında ortaya çıkar. Bu noktada devreye giren yeni nesil teknolojiler, özellikle hareket halindeki vücudu analiz ederek fark yaratmaktadır. Radyasyonsuz yürüme ve postür analiz sistemleri sayesinde omurga ve alt ekstremite hizalanması dinamik olarak değerlendirilebilir. Böylece statik görüntülemede fark edilemeyen; yürürken oluşan yük dağılımı bozuklukları, vücudun ağrıyı azaltmak için geliştirdiği gizli denge ve telafi hareketleri ve zamanla başka bölgelere binen fazla yük net şekilde ortaya konur.</p>

<p><strong>Hem statik hem de dinamik değerlendirme sunar</strong></p>

<p>DİERS (Formetric / 4D Motion Lab), omurga ve postürü radyasyon kullanmadan analiz eden ileri teknoloji bir sistemdir. Yüzey topografisi ve optik sensörler aracılığıyla çalışan bu sistem, hem statik hem de dinamik değerlendirme imkanı sunar. DİERS ile omurga hizalanması, pelvis pozisyonu, yük dağılımı, yürüme paterni (4D analiz ile) analiz edilir.</p>

<p>Skolyoz takibi, postür bozuklukları, bel ve sırt ağrıları, yürüme bozuklukları, alt ekstremite yük dağılım analizi, sporcu performans değerlendirmesi yapılabilir. En önemli avantajlarından biri, tamamen radyasyonsuz ve non-invaziv olmasıdır. Özellikle 4D analiz sayesinde hastanın yürüyüşü anlık olarak incelenir ve zaman içindeki hareket değişimleri detaylı şekilde ortaya konur.</p>

<p><strong>Kıkırdak hasarı tamamen iyileşir mi?</strong></p>

<p>Kıkırdak dokusunun kendini yenileme kapasitesi sınırlıdır; ancak günümüzde gelişen rejeneratif tedavilerle bu süreç desteklenebilmektedir. Eklem içi enjeksiyonlar (PRP, hyaluronik asit), hücresel tedaviler ve biyolojik ajanlar; inflamasyonu azaltarak ve doku iyileşmesini destekleyerek eklem ömrünü uzatabilir. İlk amacı desteklemektir, erken evrede oldukça etkilidir. İkincisi ise onarmaktır (repair/regenerate) ve seçilmiş hasta grubunda mümkündür. Doğru hasta ve doğru zamanda uygulandığında bu tedaviler, cerrahi ihtiyacını geciktirebilir hatta bazı durumlarda tamamen ortadan kaldırabilir.</p>

<p><strong>Yaşam tarzı değişikliği önemli</strong></p>

<p>Birçok ortopedik sorun aslında önlenebilir niteliktedir. Doğru egzersiz ve kas dengesi, sağlıklı vücut ağırlığı, inflamasyonu azaltan beslenme, düzenli ve çeşitli hareket eklem sağlığını belirleyen temel faktörlerdir. Özellikle fazla kilo, eklemlere binen yükü katlayarak artırır ve kıkırdak yıpranmasını hızlandırır. Bu nedenle günümüzde “longevity” yaklaşımıyla yalnızca yaşam süresi değil, hareket kalitesi ve bağımsızlık da korunmaya çalışılmaktadır.</p>

<p><strong>Eklem sağlığında doğru yaklaşım: Erken önlem</strong></p>

<p>Eklem sağlığına yaklaşım reaktif değil, proaktif olmalıdır. Kısacası ağrı başladıktan sonra değil, sorun oluşmadan önce önlem alınmalıdır. Eklem check-up yaklaşımı ile biyomekanik problemler erken saptanır, kıkırdak hasarı ilerlemeden önlenir, cerrahi gereksinimi azaltılır. Yaşam boyu ağrısız ve özgür hareket edebilmek, eklemlere gösterilen özenin doğrudan bir sonucudur. Doğru analiz, doğru hareket ve doğru tedavi ile eklem yaşlanması kaçınılmaz bir kader olmaktan çıkarılabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/eklem-yaslanmasini-durdurmak-mumkun-mu</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/04/eklem-yaslanmasi-durdurulabilir-caresi-etkili-tedaviyle-mumkun.jpg" type="image/jpeg" length="88896"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Biyoteknolojide Türk İmzası: Yerli "Akıllı İlaç" Faz 1 Engelini Geçti!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/biyoteknolojide-turk-imzasi-yerli-akilli-ilac-faz-1-engelini-gecti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/biyoteknolojide-turk-imzasi-yerli-akilli-ilac-faz-1-engelini-gecti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi ve RS Research iş birliğiyle geliştirilen yerli ilaç adayı RS-0139, insanlı klinik deneylerin ilk aşamasını başarıyla bitirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Biyoteknolojide Türk İmzası: Yerli "Akıllı İlaç" Faz 1 Engelini Geçti!</strong></h1>

<p><strong>Boğaziçi Üniversitesi ve RS Research iş birliğiyle geliştirilen yerli ilaç adayı RS-0139, insanlı klinik deneylerin ilk aşamasını başarıyla bitirdi. Bu gelişme, Türkiye’nin sadece ilaç ithal eden değil, dünya çapında özgün molekül geliştiren ve klinik doğrulama yapabilen bir güç haline geldiğini kanıtlıyor.</strong></p>

<p>Kanser hücrelerini doğrudan hedef alan ve sağlıklı dokulara zarar vermeyen bu teknoloji, Türkiye'de sıfırdan molekül geliştirilip klinik aşamaya taşınan en önemli projelerden biri olarak tarihe geçti.</p>

<h3><img alt="Biyoteknolojide Türk İmzası Yerli Akıllı İlaç Faz 1 Engelini Geçti!" height="675" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/04/biyoteknolojide-turk-imzasi-yerli-akilli-ilac-faz-1-engelini-gecti.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="645" /></h3>

<h3>🧪 <strong>Akademiden Üretime: Bir Başarı Yolculuğu</strong></h3>

<p>İlacın geliştirilme süreci, tamamen yerli altyapı ve Türk bilim insanlarının emeğiyle şekillendi:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Laboratuvar Safhası:</strong> Klinik öncesi tüm araştırmalar, Boğaziçi Üniversitesi’nin laboratuvarlarında ve <strong>Hedefli Tedavi Teknolojileri Merkezi</strong> ekiplerince yürütüldü.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>GMP Sertifikalı Üretim:</strong> İlacın üretimi, Teknopark İstanbul’da kurulan uluslararası standartlardaki (GMP sertifikalı) tesislerde gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Klinik Doğrulama:</strong> Faz 1 araştırmasının başarısı, ilacın vücuttaki güvenilirliğini ve geliştirlen "ilaç taşıyıcı platform" teknolojisinin işlevselliğini resmen tescilledi.</p>
 </li>
</ul>

<h3>🎯 <strong>"İlaç Taşıyıcı Platform" Neden Önemli?</strong></h3>

<p>RS-0139’un başarısı sadece tek bir ilaçla sınırlı değil. Geliştirilen bu <strong>platform teknolojisi</strong>, bir nevi "akıllı bir kargo sistemi" gibi çalışıyor:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Hedefli Teslimat:</strong> İlaç molekülü, vücuda girdiğinde sadece kanserli hücreyi tanıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yan Etki Azalması:</strong> Sağlıklı hücreleri pas geçtiği için geleneksel kemoterapinin ağır yan etkilerini minimuma indiriyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Çoklu Potansiyel:</strong> Aynı platform, farklı kanser türleri için geliştirilecek diğer ilaç adayları için de bir anahtar görevi görecek.</p>
 </li>
</ol>

<h3>🇹🇷 <strong>Biyoteknolojide Yeni Bir Dönem</strong></h3>

<p>Bu başarı, Türkiye'nin biyoteknoloji ekosisteminde "özgün molekül geliştirme" kapasitesinin ne kadar güçlendiğini gösteriyor. RS-0139’un ilerleyen faz çalışmaları, Türkiye’nin küresel ilaç pazarında stratejik bir oyuncu olmasının önünü açıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/biyoteknolojide-turk-imzasi-yerli-akilli-ilac-faz-1-engelini-gecti</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 04:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/04/biyoteknolojide-turk-imzasi-yerli-akilli-ilac-faz-1-engelini-gecti-1.jpg" type="image/jpeg" length="20431"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İğnesiz İnsülin Dönemi Başlıyor: Bir Losyon Kadar Kolay!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/ignesiz-insulin-donemi-basliyor-bir-losyon-kadar-kolay</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/ignesiz-insulin-donemi-basliyor-bir-losyon-kadar-kolay" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilim insanları, diyabet hastalarının en büyük kâbusu olan günlük iğne zorunluluğunu ortadan kaldıracak bir yöntem geliştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>İğnesiz İnsülin Dönemi Başlıyor: Bir Losyon Kadar Kolay!</strong></h1>

<p><strong>Bilim insanları, diyabet hastalarının en büyük kâbusu olan günlük iğne zorunluluğunu ortadan kaldıracak bir yöntem geliştirdi. Özel bir "akıllı polimer" yapısı sayesinde insülin artık deri üzerinden sürülerek doğrudan kan dolaşımına aktarılabilecek.</strong></p>

<p>Bugüne kadar insülin moleküllerinin büyüklüğü ve cildin doğal yağ bariyeri bu yöntemin önündeki en büyük engeldi. Ancak yeni geliştirilen teknoloji, cildin savunma hattını "akıllı" bir manevrayla aşmayı başardı.</p>

<h3></h3>

<h3><img alt="İğnesiz İnsülin Dönemi Başlıyor Bir Losyon Kadar Kolay (2)" height="1671" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/04/ignesiz-insulin-donemi-basliyor-bir-losyon-kadar-kolay-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1638" />🧠 <strong>Akıllı Polimer Nasıl Çalışıyor?</strong></h3>

<p>Bu devrimsel materyal, vücudun doğal kimyasal dengesine uyum sağlayacak şekilde tasarlandı:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Kalkanı Geçiş:</strong> Polimer yapı, cildin dış yüzeyindeki asidik ortamda koruyucu bir kalkan görevi görerek bariyeri aşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yük Değişimi:</strong> Alt dokulardaki nötr ortama ulaştığında ise kimyasal yükünü değiştirerek insülini serbest bırakıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kontrollü Salınım:</strong> İnsülin, rastgele değil, kontrollü bir şekilde doğrudan kan dolaşımına ulaşıyor.</p>
 </li>
</ul>

<h3>🧬 <strong>Başarılı Test Sonuçları: Farelerden İnsan Derisine</strong></h3>

<p>Laboratuvar ortamında yürütülen çalışmalar, yöntemin geleneksel yöntemlerle yarışır düzeyde olduğunu kanıtladı:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Eşdeğer Performans:</strong> Fareler ve minyatür domuzlar üzerinde yapılan testlerde, kan şekerinin iğne yöntemiyle kıyaslanabilir düzeyde dengelendiği görüldü.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Sıfır Yan Etki:</strong> Uygulama alanında hiçbir iltihaplanma, kızarıklık veya doku hasarı gözlemlenmedi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>İnsan Derisi Testi:</strong> Laboratuvar ortamındaki insan derisi örneklerinde polimerin emilim başarısı onaylandı.</p>
 </li>
</ul>

<h3>✨ <strong>Diyabet Yönetiminde Gelecek: Ağrısız ve Zahmetsiz</strong></h3>

<p>İnsanlı klinik deneylerin ardından bu yöntemin yaygınlaşmasıyla birlikte, diyabet hastaları için insülin dozunu ayarlamak bir losyon sürmek kadar basit bir rutin haline gelecek. Bu durum, özellikle iğne korkusu olan çocuklar ve yaşlı hastalar için hayat kurtarıcı bir konfor sunacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/ignesiz-insulin-donemi-basliyor-bir-losyon-kadar-kolay</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 04:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/04/ignesiz-insulin-donemi-basliyor-bir-losyon-kadar-kolay-1.jpg" type="image/jpeg" length="60292"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanserde "Geri Dönüşüm" Dönemi: Hücreler Sağlıklı Formuna Dönüştürüldü]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kanserde-geri-donusum-donemi-hucreler-saglikli-formuna-donusturuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kanserde-geri-donusum-donemi-hucreler-saglikli-formuna-donusturuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[kanserli hücreleri öldürmek yerine onları genetik olarak yeniden programlayarak sağlıklı hücrelere dönüştürmeyi başardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Kanserde "Geri Dönüşüm" Dönemi: Hücreler Sağlıklı Formuna Dönüştürüldü</strong></h1>

<p>Güney Kore'deki <strong>KAIST (Kore İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüsü)</strong> araştırmacıları, kanserli hücreleri öldürmek yerine onları genetik olarak yeniden programlayarak sağlıklı hücrelere dönüştürmeyi başardı. Bu yöntem, kemoterapinin vücutta yarattığı ağır tahribatı tamamen ortadan kaldırma potansiyeline sahip.</p>

<h3>🛠️ <strong>Sistemin İşleyişi: Üç Kritik Gen Hedefte</strong></h3>

<p>Bilim insanları, özellikle kolon kanseri hücreleri üzerinde yaptıkları çalışmalarda, hücrenin kanserli kalmasını sağlayan "ana düzenleyici" üç geni devre dışı bıraktı:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>MYB</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>HDAC2</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>FOXA2</strong></p>
 </li>
</ol>

<p>Bu genler baskılandığında, hücrenin kontrolsüz bölünme döngüsü kırılıyor ve hücre biyolojik olarak "normalleşme" sürecine giriyor.</p>

<h3><img alt="Kanserde Geri Dönüşüm Dönemi Hücreler Sağlıklı Formuna Dönüştürüldü" height="1012" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/04/kanserde-geri-donusum-donemi-hucreler-saglikli-formuna-donusturuldu.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1638" /></h3>

<h3>🌟 <strong>Neden Devrim Niteliğinde?</strong></h3>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Yan Etkisiz Tedavi:</strong> Kemoterapi ve radyoterapi, kanserli hücrelerle birlikte sağlıklı hücreleri de yok ederek bağışıklık sistemini çökertebiliyor. Yeni yöntem ise sadece hedef hücrenin kimliğini değiştiriyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Onarıcı Yaklaşım:</strong> Kanserli doku vücuttan atılmak yerine, vücudun bir parçası olan sağlıklı dokuya geri kazandırılıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Geniş Spektrum:</strong> Profesör Kwang-Hyun Cho liderliğindeki ekip, bu tekniği sadece kolon kanserinde değil, tedavisi en güç olan <strong>agresif beyin tümörlerinde</strong> de uygulamak için çalışmalara başladı.</p>
 </li>
</ul>

<h3>🔬 <strong>Onkolojinin Yeni Sınır Çizgisi</strong></h3>

<p>Bu çalışma, kanseri "yenilmesi gereken bir düşman" olarak görmekten ziyade, "yolunu şaşırmış bir hücrenin doğru yola iletilmesi" olarak tanımlıyor. Dijital modellemelerle desteklenen bu teknik, kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarında yeni bir altın standart olabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kanserde-geri-donusum-donemi-hucreler-saglikli-formuna-donusturuldu</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 08:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/04/kanserde-geri-donusum-donemi-hucreler-saglikli-formuna-donusturuldu.jpg" type="image/jpeg" length="55478"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bitki Çaylarında "Doğru Demleme" Dönemi]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/bitki-caylarinda-dogru-demleme-donemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/bitki-caylarinda-dogru-demleme-donemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bitki Çaylarında "Doğru Demleme" Dönemi: Ambalajlarda Talimat Zorunlu Oldu!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Bitki Çaylarında "Doğru Demleme" Dönemi</strong></h1>

<h1>Bitki Çaylarında "Doğru Demleme" Dönemi: Ambalajlarda Talimat Zorunlu Oldu!</h1>

<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığı, bitki çaylarında tüketici sağlığını korumak ve yanlış kullanımın önüne geçmek için yeni bir adım attı. Artık her bitki çayı paketinde, o bitkiye özel "hazırlama ve demleme talimatı" yer almak zorunda olacak.</strong></p>

<p>Doğanın şifasını fincanlara taşıyan bitki çayları, yanlış demlendiğinde içindeki yararlı bileşenleri kaybedebiliyor veya bazı durumlarda sağlığa zarar verebilecek seviyeye gelebiliyor. Bakanlık tarafından hayata geçirilen yeni düzenleme ile bitki çaylarındaki bu "yöntem belirsizliği" tamamen ortadan kaldırılıyor.</p>

<h2><img alt="Bitki Çaylarında Doğru Demleme Dönemi" height="2048" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/03/bitki-caylarinda-dogru-demleme-donemi.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1638" /></h2>

<h2>✅ En Sağlıklı Yönteme Doğrudan Erişim</h2>

<p>Vatandaşların bitki çaylarını en verimli ve güvenli şekilde tüketebilmesi hedeflenen düzenlemeyle birlikte:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Standart Talimat:</strong> Her bitkinin türüne göre (kaynatma veya demleme) ideal su sıcaklığı ve süresi ambalaj üzerinde net bir şekilde belirtilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bilgi Kirliliğine Son:</strong> Kulaktan dolma bilgiler yerine, bilimsel verilere dayanan hazırlama yöntemleri doğrudan üretici tarafından tüketiciye sunulacak.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Maksimum Fayda:</strong> Bitkilerin içindeki uçucu yağların ve etken maddelerin korunması için doğru hazırlama süreci garanti altına alınacak.</p>
 </li>
</ul>

<h2>🛡️ Tüketici Sağlığı Ön Planda</h2>

<p>Bitki çayları sadece birer içecek değil, aynı zamanda destekleyici ürünler olarak kullanılıyor. Yanlış hazırlama yöntemleri (örneğin; bazı bitkilerin çok uzun süre kaynatılması gibi) istenmeyen yan etkilere yol açabiliyor. Yeni etiketleme sistemiyle birlikte, vatandaşlar aldıkları her ürün için "en sağlıklı tüketim rehberine" ambalaj üzerinden ulaşabilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/bitki-caylarinda-dogru-demleme-donemi</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 11:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/03/bitki-caylarinda-dogru-demleme-donemi-2.jpg" type="image/jpeg" length="10968"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kansere Karşı 10 Altın Kırılma Noktası: %40’ını Önlemek Elinizde!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/kansere-karsi-10-altin-kirilma-noktasi-40ini-onlemek-elinizde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/kansere-karsi-10-altin-kirilma-noktasi-40ini-onlemek-elinizde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyada her yıl 20 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 240 bin kişiye kanser tanısı konuluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Kansere Karşı 10 Altın Kırılma Noktası: %40’ını Önlemek Elinizde!</strong></h1>

<p><strong>Dünyada her yıl 20 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 240 bin kişiye kanser tanısı konuluyor. Ancak karamsarlığa yer yok; bilimsel araştırmalar, doğru yaşam alışkanlıkları ve düzenli taramalarla kanser vakalarının yaklaşık %40'ının önlenebileceğini kanıtlıyor.</strong></p>

<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı <strong>Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez</strong>, kanserin kalp-damar hastalıklarından sonra dünyadaki en sık ikinci ölüm nedeni olduğunu hatırlatarak, risk faktörlerini kontrol altına almanın "yaşamsal" bir kalkan oluşturduğunu vurguluyor. İşte sağlıklı bir gelecek için dikkat etmeniz gereken 10 kritik madde:</p>

<h2><img alt="Kansere Karşı 10 Altın Kırılma Noktası-1" height="1024" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/03/kansere-karsi-10-altin-kirilma-noktasi-1.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1536" /></h2>

<h2>1. 🚭 Tütün Ürünlerine Veda Edin</h2>

<p>Akciğer kanserlerinin <strong>%90’ından</strong> sigara sorumludur. Dumanındaki 4 binden fazla kimyasalın 50’den fazlası doğrudan kanserojendir. Sadece akciğer değil; ağız, gırtlak, pankreas ve mesane kanseri riskini de minimize etmek için tütünden uzak durun.</p>

<h2>2. 🥗 Akdeniz Tipi Beslenmeyi Seçin</h2>

<p>Sebze, meyve, tam tahıl ve lif ağırlıklı beslenin. Lifli gıdalar bağırsaktaki zararlı maddelerin hızlı atılmasını sağlayarak kolorektal kanser riskini <strong>%20</strong> oranında düşürür.</p>

<h2>3. ⚖️ İdeal Kilonuzu Koruyun</h2>

<p>Obezite; kronik iltihap ve artmış insülin düzeyleri üzerinden hücre çoğalmasını tetikler. Özellikle meme, kolon ve rahim kanserinin en büyük tetikleyicilerinden biri fazla kilolardır.</p>

<h2>4. 🏃‍♂️ Haftada 150 Dakika Hareket</h2>

<p>Düzenli egzersiz bağışıklığı güçlendirir ve kanser riskini <strong>%10-30</strong> oranında azaltır. Haftada en az 150 dakika orta düzeyde aktivite (yürüyüş, yüzme vb.) hedefleyin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>5. 🍷 Alkolden Uzak Durun</h2>

<p>Alkol vücutta DNA’ya zarar veren toksik maddelere dönüşür. Karaciğer, yemek borusu ve kolon kanseriyle doğrudan ilişkilidir; tüketim arttıkça risk katlanarak yükselir.</p>

<h2>6. 🌭 İşlenmiş Et Tüketimini Sınırlandırın</h2>

<p>Salam, sucuk ve sosis gibi nitrit/nitrat içeren ürünler, yüksek ısıda pişirildiğinde DNA hasarına yol açan bileşiklere dönüşür. İşlenmiş et, kolorektal kanser riskini doğrudan artırır.</p>

<h2>7. ☀️ Güneşin Zararlı Işınlarından Sakının</h2>

<p>Cilt kanserinden korunmak için 11:00 – 15:00 saatleri arasında güneşten kaçının. Güneşe çıkmadan yarım saat önce yüksek faktörlü koruyucu kullanmayı alışkanlık haline getirin.</p>

<h2>8. 💉 Enfeksiyonlara Karşı Aşılanın</h2>

<p>HPV aşısı rahim ağzı kanserini; Hepatit B aşısı ise karaciğer kanserini önlemede en etkili silahlardır.</p>

<h2>9. 🔍 Tarama Programlarını İhmal Etmeyin</h2>

<p>Hiçbir şikayetiniz olmasa bile şu takvime uyun:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Kolonoskopi:</strong> 45 yaşından itibaren (Aile öyküsü varsa 40 yaş).</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Mamografi:</strong> 40 yaşından itibaren yılda bir kez.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Pap Smear / HPV Testi:</strong> 21 yaşından itibaren düzenli aralıklarla.</p>
 </li>
</ul>

<h2>10. 🧪 Çevresel Risklerden Kaçının</h2>

<p>Hava kirliliği, asbest, kurşun ve pestisit gibi kimyasallar akciğer kanseri riskini artırır. Yaşadığınız ve çalıştığınız ortamların hava kalitesine dikkat edin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/kansere-karsi-10-altin-kirilma-noktasi-40ini-onlemek-elinizde</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 10:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/03/kansere-karsi-10-altin-kirilma-noktasi-1.png" type="image/jpeg" length="92922"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bitkisel Karışımlar Artık "Krema" Adıyla Satılamayacak!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/bitkisel-karisimlar-artik-krema-adiyla-satilamayacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/bitkisel-karisimlar-artik-krema-adiyla-satilamayacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gıdada "İsim" Karışıklığına Son: Bitkisel Karışımlar Artık "Krema" Adıyla Satılamayacak!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Bitkisel Karışımlar Artık "Krema" Adıyla Satılamayacak!</strong></h1>

<h1>Gıdada "İsim" Karışıklığına Son: Bitkisel Karışımlar Artık "Krema" Adıyla Satılamayacak!</h1>

<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni "Türk Gıda Kodeksi Krema ve Kaymak Tebliği" ile gıda etiketlerinde yanıltıcı ifadelere geçit verilmiyor. Yeni düzenleme sayesinde, bitkisel yağ bazlı ürünlerin "krema" veya "kaymak" algısı oluşturacak şekilde piyasaya sürülmesinin önüne geçiliyor.</strong></p>

<p>Gıda sektöründe uzun süredir tartışma konusu olan "krema görünümlü bitkisel karışımlar" için devrim niteliğinde bir karar alındı. Bakanlık, tüketicinin yanıltılmasını önlemek ve bilgi kirliliğini bitirmek amacıyla terminolojide net sınırlar çizdi.</p>

<h2><img alt="Bitkisel Karışımlar Artık Krema Adıyla Satılamayacak!" height="1024" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/03/bitkisel-karisimlar-artik-krema-adiyla-satilamayacak.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1536" /></h2>

<h2>🚫 "Krema" İsmi Sadece Süt Yağı İçin Geçerli</h2>

<p>Yeni tebliğ ile birlikte süt yağı içermeyen veya bitkisel yağ karışımıyla elde edilen ürünlerin etiketleme kuralları yeniden belirlendi:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Gerçek Krema:</strong> Sadece süt yağı içeren ürünler bu ismi kullanmaya devam edebilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bitkisel Karışımlar:</strong> İçeriğinde bitkisel yağ bulunan ürünler, "krema" veya "kaymak" gibi ifadelerle satışa sunulamayacak. Bu ürünlerin ambalajlarında içerikleri net bir şekilde (bitkisel yağlı karışım vb.) belirtilecek.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yanıltıcı Görseller:</strong> Ürün ambalajlarında, tüketicide "hayvansal krema" algısı yaratacak görsel ve ibarelerin kullanımına kısıtlama getiriliyor.</p>
 </li>
</ul>

<h2>✨ Bilgi Kirliliğine ve Haksız Rekabete Engel</h2>

<p>Bu düzenleme ile sadece tüketicinin ne yediğini bilmesi sağlanmıyor, aynı zamanda süt üreticileri ile bitkisel yağ bazlı üretim yapan firmalar arasındaki haksız rekabetin de önüne geçiliyor. Sektör temsilcileri, bu adımın Türk gıda standartlarını yükselteceğini ve "doğru etiketleme" kültürünü yerleştireceğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/bitkisel-karisimlar-artik-krema-adiyla-satilamayacak</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 10:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/03/bitkisel-karisimlar-artik-krema-adiyla-satilamayacak.png" type="image/jpeg" length="49702"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karın Şişkinliği Sadece "Gaz" mı?]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/karin-siskinligi-sadece-gaz-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/karin-siskinligi-sadece-gaz-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karın Şişkinliği Sadece "Gaz" mı? Sindirim Sisteminizin Veriyor Olabileceği 5 Kritik Sinyal!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Karın Şişkinliği Sadece "Gaz" mı?</strong></h1>

<h1>Karın Şişkinliği Sadece "Gaz" mı? Sindirim Sisteminizin Veriyor Olabileceği 5 Kritik Sinyal!</h1>

<p><strong>Günümüzde en sık karşılaşılan şikayetlerden biri olan karın şişkinliği, bazen sadece hızlı yenen bir yemeğin sonucu, bazen de ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabiliyor. Doç. Dr. Halil Genç, "Geçici deyip geçmeyin, vücudunuzun sesini dinleyin" uyarısında bulunuyor.</strong></p>

<p><img alt="Karın Şişkinliği" height="702" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/03/karin-siskinligi.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1250" /></p>

<p>Modern yaşamın getirdiği hızlı beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdalar ve bitmek bilmeyen stres, sindirim sistemimizi doğrudan hedef alıyor. Batıgöz Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı <strong>Doç. Dr. Halil Genç</strong>, karın şişkinliğinin ardındaki gerçekleri ve dikkat edilmesi gereken noktaları açıkladı.</p>

<h3>🍽️ Neden Şişiyoruz? Modern Yaşamın Tuzakları</h3>

<p>Şişkinlik sadece bağırsaktaki gaz birikmesi değildir; bazen sistemin tamamen yavaşlamasıdır. Şişkinliğin en yaygın nedenleri arasında şunlar yer alıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Hızlı Yemek ve Az Çiğnemek:</strong> Yemekle birlikte hava yutulmasına neden olur.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Besin Hassasiyetleri:</strong> Özellikle laktoz intoleransı ve glüten hassasiyeti son yıllarda zirvede.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>İşlenmiş Gıdalar:</strong> Yüksek şeker, aşırı tuz ve gazlı içecekler bağırsak dengesini bozuyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bozulmuş Mikrobiyota:</strong> Bağırsaklarımızdaki trilyonlarca mikroorganizmanın dengesi (mikrobiyota) bozulduğunda ilk sinyal şişkinlik olarak geliyor.</p>
 </li>
</ul>

<h3>🔍 "Hangi Besin Size Düşman?"</h3>

<p>Her bireyin sindirim sisteminin parmak izi kadar benzersiz olduğunu belirten Doç. Dr. Halil Genç: <em>"Bazı bünyeler süt ürünlerindeki laktozu, bazıları ise tahıllardaki bileşenleri sindiremez. Kişinin hangi gıdadan sonra şiştiğini takip etmesi, sorunun çözümü için en büyük ipucudur"</em> diyor.</p>

<h3>⚠️ Ne Zaman Tehlikeli? Bu Belirtilere Dikkat!</h3>

<p>Şişkinlik çoğu zaman zararsızdır ancak aşağıdaki belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Uzun Süre Devam Etmesi:</strong> Günlerce geçmeyen şişkinlik hissi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kilo Kaybı:</strong> İrade dışı zayıflama.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Şiddetli Karın Ağrısı:</strong> Şişkinlikle birlikte gelen kramplar.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Alışkanlık Değişimi:</strong> Tuvalet alışkanlıklarında ani ve kalıcı değişiklikler.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kansızlık ve Halsizlik:</strong> Şişkinliğin emilim sorunlarıyla birleşmesi.</p>
 </li>
</ol>

<h3>💡 Sağlıklı Bir Sindirim İçin 3 Altın Kural</h3>

<p>Doç. Dr. Halil Genç’ten şişkinliği azaltacak pratik öneriler:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Harekete Geçin:</strong> Düzenli yürüyüş bağırsak hareketlerini hızlandırır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Lifli Beslenin:</strong> Sebze ve meyve ağırlıklı beslenme bağırsak florasını korur.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Stresi Yönetin:</strong> Bağırsaklarımız "ikinci beynimizdir"; stres doğrudan sindirimi kilitler.</p>
 </li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/karin-siskinligi-sadece-gaz-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 13:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/03/karin-siskinligi.jpg" type="image/jpeg" length="58741"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gizli Tehlike: Kolon Kanserinde Yaş Sınırı 30’lara Kadar Düştü!]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/gizli-tehlike-kolon-kanserinde-yas-siniri-30lara-kadar-dustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/gizli-tehlike-kolon-kanserinde-yas-siniri-30lara-kadar-dustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya genelinde yapılan araştırmalar korkutucu bir gerçeği ortaya koyuyor:]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Gizli Tehlike: Kolon Kanserinde Yaş Sınırı 30’lara Kadar Düştü!</strong></h1>

<p><strong>Dünya genelinde yapılan araştırmalar korkutucu bir gerçeği ortaya koyuyor: </strong></p>

<p><strong>Eskiden "yaşlı hastalığı" olarak bilinen kolon kanseri, artık 50 yaş altı ölümlerde ilk sıraya yükseldi. Uzmanlar uyarıyor: "Taramalar artık 40 yaşında başlamalı!"</strong></p>

<p><strong><img alt="Kolon Kanseri 1200X900" height="900" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/03/kolon-kanseri-1200x900.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1200" /></strong></p>

<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı <strong>Prof. Dr. Vafi Atalay</strong>, günümüzde 30 ve 40’lı yaşlarda kolorektal kanser vakalarıyla çok daha sık karşılaştıklarını belirtti. Modern yaşamın getirdiği kötü alışkanlıkların bu düşüşte etkili olduğunu vurgulayan Atalay, hastalığın erken evrede yakalanmasının hayati önem taşıdığını hatırlattı.</p>

<h3>⚠️ Riski Artıran 5 Temel Faktör</h3>

<p>Hastalığın genç yaşlarda görülme nedeni tam olarak kanıtlanmasa da uzmanlar şu faktörlerin altını çiziyor:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Kötü Beslenme:</strong> Konserve, tütsülenmiş gıdalar ve aşırı kırmızı et tüketimi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Obezite ve Hareketsizlik:</strong> Modern hayatın getirdiği durağan yaşam.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Zararlı Alışkanlıklar:</strong> Sigara ve alkol kullanımı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yoğun Stres:</strong> Bağışıklığı zayıflatarak bağırsak florasını bozuyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Genetik Yatkınlık:</strong> Aile öyküsünün önemi.</p>
 </li>
</ol>

<h3>🔍 "10 Yıllık Süreci Kolonoskopi İle Durdurabiliriz"</h3>

<p>Prof. Dr. Vafi Atalay, kolon kanserlerinin <strong>%90’ının poliplerden</strong> geliştiğini ifade ederek çok kritik bir bilgi paylaştı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p><em>"Bir polibin kansere dönüşmesi 5 ila 10 yıl sürer. Bu süreç bizim için büyük bir fırsat. Kolonoskopi ile bu polipler henüz kanserleşmeden temizlenirse, hastalık daha başlamadan önlenebilir. Bu yüzden tarama yaşı artık 50'den 40'a çekildi."</em></p>
</blockquote>

<h3>✅ Erken Tanıda Kemoterapiye Gerek Kalmayabilir</h3>

<p>Kolon kanserinin erken evresinde genellikle belirti vermediğini belirten Atalay; <strong>karın ağrısı, şişkinlik, makattan kanama ve kilo kaybı</strong> gibi şikayetler başladığında hastalığın çoğunlukla ilerlemiş olduğunu söyledi. Erken teşhisin avantajlarını ise şöyle sıraladı:</p>

<ul>
 <li>
 <p>Sadece cerrahi müdahale yeterli olabilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kemoterapi veya radyoterapiye ihtiyaç kalmayabilir.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hastalıktan tamamen kurtulma ihtimali çok daha yüksektir.</p>
 </li>
</ul>

<h3>💪 Mide ve Pankreas Kanserine Göre Daha Umut Verici</h3>

<p>Kolon kanserinin diğer sindirim sistemi kanserlerine göre tedavi başarısının daha yüksek olduğunu belirten Atalay, <em>"Hastalık başka organlara yayılmış olsa bile, cerrahi ile tamamen kurtulma şansı vardır. Bu yüzden ileri evrede bile olsa hastalar asla tedaviyi reddetmemeli"</em> dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/gizli-tehlike-kolon-kanserinde-yas-siniri-30lara-kadar-dustu</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/03/kolon-kanseri-1200x900.jpg" type="image/jpeg" length="82242"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DİYABET HASTALARINA 5 KRİTİK ORUÇ UYARISI]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan ayında diyabet hastalarının en sık sorduğu soru “Oruç tutabilir miyim?” oluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİYABET HASTALARINA 5 KRİTİK ORUÇ UYARISI</strong></p>

<p>Ramazan ayında diyabet hastalarının en sık sorduğu soru “Oruç tutabilir miyim?” oluyor.</p>

<p>Diyabet; kan şekeri dalgalanmalarına bağlı olarak hipoglisemi, hiperglisemi ve diyabetik koma gibi ciddi riskler barındırabilen kronik bir hastalık olduğu için oruç kararı kişiye özel tıbbi değerlendirme gerektiriyor. Bazı hasta gruplarında riskler hayati boyuta ulaşabiliyorken uygun hastalarda, doğru planlama ve düzenli takip ile oruç süreci güvenli bir şekilde yürütülebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Serap Yavuzer, Ramazan ayında oruç tutmak isteyen diyabet hastalarının dikkat etmesi gereken önemli noktalar hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>1️</strong><strong>. </strong><strong>Oruç kararı doktor kontrolüyle verilmeli</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Her diyabet hastası, takip edildiği hekimin mevcut durumunu değerlendirerek onay vermesi ve daha önemlisi güvenli oruç tutma sorumluluğunu alacak şekilde eğitim alması koşuluyla oruç tutabilir. Bu karar mutlaka kişinin durumu değerlendirilerek özel olarak verilmelidir. Kişi sağlıklı bir şekilde oruç tutmak istiyorsa öncelikle doktoruna başvurmalıdır. Yaş, diyabet tipi, ek hastalıklar, kullanılan tüm ilaçlar, hastalığın kontrol düzeyi ve hatta hastanın yaşam koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Kontrolsüz diyabeti olan, HbA1c değeri 9’un üzerinde seyreden, sık hipoglisemi yaşayan veya yakın zamanda diyabet koması geçiren hastalar yüksek risk grubunda kabul edilir ve bu hastaların genellikle oruç tutması önerilmez.</p>

<p><strong>2️</strong><strong>. </strong><strong>Kan şekerinin kritik sınırları aşmamasına dikkat edilmeli</strong></p>

<p>Kan şekerinin 70 mg/dl’nin altına düşmesi ya da 300 mg/dl’nin üzerine çıkması diyabet hastaları açısından ciddi risk oluşturur. Bu nedenle oruç sürecinde kan şekeri değerlerinin güvenli aralıkta seyretmesine özellikle dikkat edilmelidir. Hipoglisemi; titreme, soğuk terleme, çarpıntı, bulanık görme, konuşma bozukluğu ve bilinç kaybı gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Bu tür şikayetlerin ciddiye alınması ve kan şekeri takibinin ihmal edilmemesi gerekir. Kan şekeri ölçümü gün içinde ihtiyaç duyulan her an ölçüm yapılması, olası risklerin erken fark edilmesi açısından önem taşır.</p>

<p><strong>3️. İlaç ve insülin dozları yeniden planlanmalı</strong></p>

<p>Oruç tutmayı planlayan diyabet hastalarında ilaç saatleri iftar ve sahura göre yeniden düzenlenmelidir. İnsülin kullanan hastalarda özellikle sahur dozu hipoglisemi riskine karşı azaltılabilir, iftar dozu ise alınan kaloriye göre ayarlanmalıdır. Doz ayarlaması yapmadan oruç tutmak ciddi risk oluşturabileceği için dikkat edilmelidir.</p>

<p><strong>4️</strong><strong>. </strong><strong>Sahurda protein, iftarda dengeli karbonhidrat</strong></p>

<p>Sahur, uzun açlık sürecine geçiş öğünü olduğu için içeriği büyük önem taşır. Böbrek fonksiyonları uygunsa; süt, yoğurt, kefir ve peynir gibi süt ürünleri, yumurta, az tuzlu zeytin, tavuk gibi protein açısından zengin besinler tercih edilmelidir. Bu öğüne domates ve salatalık gibi lif oranı yüksek sebzeler ile gereğinde tam tahıllar eklenebilir. Protein içeren besinler midede daha uzun süre kaldığı için tokluk süresini uzatır ve hipoglisemi riskini azaltmaya yardımcı olur.</p>

<p>İftarda ise uzun süren açlık sonrası hızlı ve aşırı karbonhidrat tüketimi kan şekerinin ani yükselmesine neden olabilir. Pide, hamur işleri, pirinç pilavı ve şerbetli tatlılar sınırlandırılmalıdır. İftara çorbayla başlamak hem sıvı ihtiyacını karşılamaya yardımcı olur hem de daha kontrollü bir geçiş sağlar. Sebze ve zeytinyağlı yemeklere ağırlık verilmesi, kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur pilavı gibi glisemik indeksi düşük besinlerin tercih edilmesi gün içindeki kan şekeri dengesine katkı sağlar. Büyük porsiyonlar yerine daha küçük ve dengeli öğünler önerilir. Tatlı tüketilecekse küçük porsiyonlu sütlü tatlılar tercih edilmelidir.</p>

<p></p>

<p><strong>5️. İftardan sahura kadar sıvı ihtiyacını sağlanmalı</strong></p>

<p>Diyabetli hastada gün içi su ve sıvı alımının azalması ile oluşan sıvı açığı kan şekerinde dengesizlik yaratabilir. Sıvı açığı hipoglisemi, hiperglisemi ve ketoasidoz dahil tüm diyabetik komaların gelişimi için risk oluşturabilir. Bu nedenle iftara bol su ile başlamak, iki ana öğün ve aralarda yeterince su ve şekersiz içecekler ile vücudun sıvı dengesini düzenlemek gerekir. Ayrıca kahve ve çay gibi idrar söktürücü etki ile sıvı kaybını arttıran ve şeker ilave edilmiş meyve suyu, komposto, şurup gibi kan şekerini hızlıca arttıran içecekler en aza indirilmelidir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 00:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/03/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi-1.jpg" type="image/jpeg" length="39402"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazan’da kontrolsüz tatlı tüketimi kan şekerini zorluyor]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyabet, vücudun kan şekerini sağlıklı şekilde dengeleyememesiyle ortaya çıkan bir hastalık.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ramazan’da kontrolsüz tatlı tüketimi kan şekerini zorluyor</strong></p>

<p><strong>Diyabet, vücudun kan şekerini sağlıklı şekilde dengeleyememesiyle ortaya çıkan bir hastalık.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Diyabet hastaları için düzenli ve dengeli beslenme hayati önem taşır. Ramazan ayında uzun saatler süren açlık ise kan şekeri dengesini bozarak özellikle diyabet hastaları açısından risk oluşturabilir. Oruç kararı öncesinde mutlaka doktora danışılması gerektiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “İnsülin takviyesi alanların oruç tutması, kan şekeri seviyesinde ciddi dalgalanmalara yol açabileceği için riskli olabilir” dedi.</strong></p>

<p></p>

<p>Türkiye’de 2024 verileriyle 12 milyondan fazla diyabet hastası bulunduğunu belirten Prof. Dr. Fulya Akın, “Ramazan’da özellikle iftar sonrasında tatlı ve hamur işi tüketiminde belirgin bir artış yaşanıyor. Şerbetli ve yoğun karbonhidrat içeren tatlılar kan şekerini kısa sürede hızla yükseltebilir, ardından ani düşüşlere yol açarak dalgalanmalara neden olabilir. Bu durum diyabet hastaları açısından ciddi risk oluşturur ve kan şekeri kontrolünü zorlaştırır. Bu nedenle diyabet hastaları oruç tutmadan önce mutlaka doktor kontrolünden geçmeli. Özellikle Tip 1 diyabeti olanlara ve kan şekeri kontrolü sağlanamayan Tip 2 hastalarına oruç önermiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><strong>Karbonhidrat ağırlıklı beslenme kan şekerini hızla yükseltiyor</strong></p>

<p>Oruç süresince beslenme alışkanlıklarının daha planlı olması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Akın, “Ramazan ayı boyunca mideyi uzun süre tok tutan, sindirimi daha yavaş olan, protein ve liften zengin besinler tercih edilmeli. İftarda uzun saatlerin ardından bir anda kızartma gibi ağır yemeklere yüklenmek yerine hafif bir başlangıç yapmak ve ana yemeği yavaş yavaş tüketmek kan şekerinin ani yükselmesini engellemeye yardımcı olur. Beyaz ekmek, pizza, makarna ve pasta gibi rafine karbonhidratların fazla tüketilmesi kan şekeri dengesini bozabilir, bu nedenle bu besin türlerinin de porsiyon kontrolü kıymetli. Ayrıca iftar ile sahur arasında yeterli su içmek hem vücudun susuz kalmasını önler hem de gün içindeki kan şekeri dalgalanmalarını azaltmaya destek olur” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><strong>Ek hastalığı olan diyabetliler için oruç daha riskli</strong></p>

<p>Diyabete ek olarak hamile olan ya da böbrek hastalığı bulunan kişilerde riskin daha da arttığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Kan şekerindeki ani değişimler hem anne hem de bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebilir. Uzun süre susuz kalmak ise böbrek fonksiyonlarını daha da zorlayabilir. Bu nedenle hamile diyabet hastalarına ve böbrek yetmezliği bulunan diyabetlilere oruç tutmalarını önermiyoruz. Ayrıca böbrek hastalığı olan kişilerde kan şekeri düşüklüğü riski de daha yüksek olabilir” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/02/ramazanda-kontrolsuz-tatli-tuketimi-kan-sekerini-zorluyor.jpg" type="image/jpeg" length="27302"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zona Her 3 Kişiden Birinin Hayatını Etkiliyor]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/zona-her-3-kisiden-birinin-hayatini-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/zona-her-3-kisiden-birinin-hayatini-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Serhat Ünal, Zona Farkındalık Haftası’na Özel Açıklamalarda Bulundu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zona Her 3 Kişiden Birinin Hayatını Etkiliyor</strong></p>

<p><strong><u>Prof. Dr. Serhat Ünal, Zona Farkındalık Haftası’na Özel Açıklamalarda Bulundu</u></strong></p>

<p><strong><em>Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla birlikte görülme sıklığı artan zona, uzun süren ağrılarla yaşam kalitesini düşürebiliyor. Türkiye İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal Zona Farkındalık Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, zonanın özellikle ileri yaş grubunda önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti. </em></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kamuoyunda zona hastalığı ile ilgili farkındalık yaratma amacıyla açıklamalarda bulunan TİHUD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal şu ifadeleri kullandı: “Toplumda 50 yaş üzerindeki bireylerin risk grubunda olduğu ve 3 kişiden birinin geçirdiği zona hastalığı, yaşa bağlı azalan bağışıklıkla ortaya çıkabiliyor. Yetişkinlerin yüzde 90’ı zonaya neden olan virüsü vücudunda barındırıyor.<sup>1,2,3</sup> Yaşla birlikte azalan bağışıklığı fırsat bilen zona, sinir yolu boyunca şerit halinde ortaya çıkan döküntülere ve ağrıya sebep oluyor. ABD başta olmak üzere, uluslararası düzeyde yapılan araştırmalara göre, yetişkinlerin yaklaşık yüzde 30’unun yaşamları boyunca en az bir kez zona hastalığı geliştirme riski bulunmaktadır.<sup>4 </sup>Ülkemizdeki çalışmalar ise her 100 bin kişiden yaklaşık 900’ünün son 5 yıl içinde zona geçirdiğini gösteriyor. Ayrıca hastalığın 50 yaşından sonra belirgin şekilde daha sık ortaya çıktığı da araştırmaların dikkat çeken sonuçları arasında.”<sup>5</sup></p>

<p><img alt="Zona Tedavisi Atasehir 01.Jpg" height="1533" src="https://atasehirwebcom.teimg.com/atasehirweb-com/uploads/2026/02/zona-tedavisi-atasehir-01jpg.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2799" /></p>

<p><strong>Sessiz başlayan, hayat kalitesini zorlaştıran hastalık: Zona!</strong></p>

<p>Prof. Dr. Serhat Ünal, zonanın suçiçeğine de neden olan varisella zoster virüsünün, bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla, yeniden aktif hale gelmesi sonucu ortaya çıktığını belirtti. Ünal, hastalığın klinik olarak çoğunlukla vücudun bir tarafında, belli bir sinir hattı boyunca yayılan, ağrılı ve içi su dolu kabarcıklar şeklinde döküntüye yol açtığını ifade etti.</p>

<p>Hastalığın, bireylerin gündelik yaşamlarını ve yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebileceğine vurgu yapan Ünal, sözlerine şöyle devam etti: “Zonanın en sık görülen komplikasyonlarından biri postherpetik nevralji (PHN) olarak bilinen sinir ağrısıdır.<sup>6</sup> Zona sonrası devam eden bu ağrılar aylar hatta yıllar boyunca sürebilir. PHN’nin yanı sıra zona; göz ve çevresindeki sinirleri etkileyebildiği gibi cilt problemlerine, nörolojik bulgulara, işitme ve denge kayıplarına ve nadiren vücuda yayılan enfeksiyona yol açabiliyor. Yapılan çalışmalar ülkemizde her beş zona vakasından birinde komplikasyon geliştiğini ortaya koyuyor” dedi.<sup>7,8,9</sup></p>

<p>Prof. Dr. Serhat Ünal, “Yaşın yanı sıra çeşitli kronik hastalıklar, zonanın görülme sıklığı, hastalık şiddeti ve komplikasyonları artırabiliyor ve ek hastalık yükü oluşturabiliyor. Özellikle toplumumuzda yaygın görülen kalp ve damar hastalıkları, diyabet ve ek metabolik hastalıkları olanlarda yüksek riskin bilinmesi önem taşıyor” diyerek sözlerine devam etti.</p>

<p><strong>Tedavi için ideal pencere: İlk 72 saat </strong></p>

<p>Zonanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Serhat Ünal, “Antiviral tedaviye mümkün olan en kısa sürede başlanması, akut hastalığın yönetiminde son derece önemli. Yapılan çalışmalar, ilk döküntü sonrası 72 saat içinde tedaviye başlamanın, akut semptom süresini kısaltabileceğini ve komplikasyon riskini azaltabileceğini gösteriyor ancak tanıda gecikme olması durumunda tedavi aksayabiliyor.<sup>10</sup> Bu nedenle hastaların zona için hekimlerine danışması, belirtileri yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden bir doktora başvurması gerekiyor” dedi.</p>

<p><strong>Doğru bilinen yanlışlar</strong></p>

<p>Zonaya ilişkin toplumda yaygın olarak doğru bilinen yanlışlara da açıklık getiren Prof. Dr. Serhat Ünal şu bilgileri paylaştı: “Zona, suçiçeği sonrası vücutta pasif halde bulunan virüsün yeniden aktif hale gelmesiyle ortaya çıkar. Zona bulaşıcı bir hastalık değildir ancak henüz iyileşmemiş döküntülerden yayılan virüs, suçiçeği geçirmemiş veya aşılanmamış kişilerde suçiçeğine yol açabilir.<sup>11</sup> Zona yaşam boyu birden fazla kez görülebilir.<sup> </sup>Zona geçirdikten sonra zaman içinde hastalığa yeniden yakalanma riski artabilir. Özellikle ileri yaşta ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde zona tekrarlayabilir.<sup>12 </sup>Bu hafta vesilesiyle toplumda konuyla ilgili bilinç düzeyini artırmayı hedefliyoruz. Yaşanmadıkça veya şahit olunmadıkça göz ardı edilen bu hastalığın riskini ve ciddiyetini anlayalım, hekimlerimize danışmayı ertelemeyelim.”</p>

<p>Zona hastalığıyla ilgili tüm konularda en doğru adresin doktorlar olduğunun altını çizen Ünal, özellikle 50 yaş ve üzerindeki bireylerin zona riski konusunda bilinçlenmesi, korunma seçeneklerini hekimleriyle değerlendirmesi ve belirtiler geliştiğinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurmasının önemini vurguladı.</p>

<p><strong>Kaynakça: </strong></p>

<ol>
 <li>Johnson BH et al. Annual incidence rates of herpes zoster among an immunocompetent population in the United States. BMC Infect Dis 2015;15:502.</li>
 <li>Brisson M et al. Epidemiology of varicella zoster virus infection in Canada and the United Kingdom. Epidemiol Infect 2001;127:305-14.</li>
 <li>CDC. About Shingles (Herpes Zoster). https://www.cdc.gov/shingles/about/index.html. Son erişim tarihi: 03.07.2024.</li>
 <li>Harpaz R et al. Prevention of herpes zoster. MMWR Recomm Rep. 2008;57(RR-5):1–30.</li>
 <li>Ozgen-Top O et al. Evaluation of clinical characteristics, risk factors and prognosis of herpes zoster (shingles) infection in Türkiye: VARICOMP‑adult‑2 study. Int J Infect Dis. 2025;161:108105. doi:10.1016/j.ijid.2025.108105.</li>
 <li>Johnson RW, Rice ASC. Postherpetic neuralgia. N Engl J Med. 2014;371:1526–1533.</li>
 <li>Parameswaran GI et al. Increased stroke risk following herpes zoster infection and protection with zoster vaccine. Clin Infect Dis 2023;76:e1335-e1340.</li>
 <li>Gupta S et al. Post-varicella neurological complications: a preliminary observation from a tertiary care centre of Eastern India. AnnIndian Acad Neurol 2022;25:207-13.</li>
 <li>Dworkin RH et al. Clinical practice. Herpes zoster. N Engl J Med. 2007;357:225–233.</li>
 <li>Harpaz R et al; Advisory Committee on Immunization Practices (ACIP) Centers for Disease Control and Prevention (CDC). Prevention of herpes zoster: recommendations of the Advisory Committee on Immunization Practices (ACIP). MMWR Recomm Rep 2008;57(RR-5):1-30.</li>
 <li>Mayo Clinic. Shingles. <a href="https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/shingles/symptoms-causes/syc-20353054" rel="noopener noreferrer" target="_blank" title="https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/shingles/symptoms-causes/syc-20353054">https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/shingles/symptoms-causes/syc-20353054</a> Son erişim tarihi: 24.12.2024.</li>
 <li>Tseng HF et al. Herpes zoster recurrence. Clin Infect Dis. 2012;54:922–928.</li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/zona-her-3-kisiden-birinin-hayatini-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/uploads/2026/02/zona-tedavisi-atasehir-01jpg.jpg" type="image/jpeg" length="78924"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bağışıklık, Metabolizma Ve Bağırsak Sağlığını Birlikte Destekleyen Çözüm]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/bagisiklik-metabolizma-ve-bagirsak-sagligini-birlikte-destekleyen-cozum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/bagisiklik-metabolizma-ve-bagirsak-sagligini-birlikte-destekleyen-cozum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyanın önde gelen hayvan besleme uzmanı Trouw Nutrition, PhytoComplex yaklaşımıyla oyunun kurallarını değiştiriyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bağışıklık, Metabolizma Ve Bağırsak Sağlığını Birlikte Destekleyen Çözüm</strong><br />
Dünyanın önde gelen hayvan besleme uzmanı Trouw Nutrition, PhytoComplex yaklaşımıyla oyunun kurallarını değiştiriyor.</p>

<p><b><i data-olk-copy-source="MessageBody">Hayvancılık sektöründe antibiyotik ikamesi tartışmalarının çok ötesine geçen PhytoComplex yaklaşımı, Trouw Nutrition’ın bitki bazlı bilimsel çözümlerle hayvan sağlığına bakışı kökten değiştirdiğini ortaya koyuyor. Patojenleri baskılamaya odaklanan geleneksel yaklaşımlar yerine hayvanın kendi biyolojisiyle uyum içinde çalışan, bağışıklık, metabolizma ve bağırsak bütünlüğü gibi temel fizyolojik süreçleri aynı anda destekleyen bu yenilikçi model; farklı türler, üretim koşulları ve stres faktörleri altında tutarlı sonuçlar sağlamayı hedefliyor. Bu yaklaşım, yem katkı maddelerini yalnızca performans artırıcı bir araç olmaktan çıkararak, önleyici sağlık yönetiminin ve sürdürülebilir hayvansal üretimin temel yapı taşlarından biri haline getiriyor.</i></b></p>

<p></p>

<p>Küresel hayvancılık sektöründe değişen üretim koşulları, sürdürülebilirlik hedefleri ve artan regülasyon baskıları, yem katkı maddelerinde yeni ve daha bütüncül yaklaşımları gündeme getiriyor. Dünyanın önde gelen hayvan besleme uzmanlarından Trouw Nutrition da PhytoComplex yaklaşımıyla fitoteknolojide yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Bitki bazlı, konak odaklı ve önleyici bu yaklaşım; patojenleri doğrudan hedeflemek yerine hayvanın fizyolojisiyle uyum içinde çalışarak sağlık ve dayanıklılığı desteklemeyi amaçlıyor. Trouw Nutrition’ın fitoteknoloji alanındaki uzun soluklu bilimsel birikiminin bir sonucu olan PhytoComplex’ler, doğanın karmaşıklığını merkeze alan yenilikçi bir paradigma olarak öne çıkıyor.</p>

<p></p>

<p><b>Tek hedefli yaklaşımların ötesinde bir besleme anlayışı</b></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>PhytoComplex kavramının sektörde yaratacağı değişime dair değerlendirmelerde bulunan<br />
<b>Trouw Nutrition'da Küresel Fitogenik Ürün Müdürü Dr. Ellen Hambrecht</b>, “Bugün hayvansal üretim sistemlerine baktığımızda, iklim değişkenliği, artan çevresel stres faktörleri, değişen mevzuatlar, mikrobiyal baskılar ve tüketici beklentilerindeki dönüşüm gibi pek çok etkenin aynı anda yönetilmesi gereken son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu ortamda, yalnızca tek bir hedefe odaklanan veya kısa vadeli çözümler sunan yaklaşımların sürdürülebilir olması mümkün değil. PhytoComplex yaklaşımını geliştirirken tam da bu karmaşıklığı çözümün kendisi olarak ele aldık. Bitkilerin çevresel streslere karşı geliştirdiği zengin ve çok katmanlı metabolit yapılarının, hayvan biyolojisinde korunmuş reseptörler ve sinyal iletim yolları aracılığıyla fizyolojik süreçlerle etkileşime girebildiğini biliyoruz. Bu nedenle patojenleri doğrudan hedeflemek yerine, hayvanın kendi bağışıklık yanıtını, metabolik dengesini ve stres toleransını destekleyen, konak odaklı ve önleyici bir sağlık yaklaşımını benimsiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><b>Konak odaklı ve önleyici bir sağlık yaklaşımı sunuyor</b></p>

<p>PhytoComplex’lerin geliştirme sürecinin son derece disiplinler arası ve uzun soluklu bir yapı üzerine kurulduğunu vurgulayan <b>Dr. Ellen Hambrecht</b>, “Her PhytoComplex çözümü, hayvanın genetik potansiyeline ulaşmasını engelleyebilecek spesifik bir üretim zorluğunun tanımlanmasıyla başlıyor. Karaciğer fonksiyon bozuklukları, bağırsak bariyerinin zayıflaması, kronik inflamasyon, sütten kesim stresi veya erken yaşam dönemindeki bağışıklık zorlukları gibi sorunlar, farklı türlerde performansı ve refahı doğrudan etkileyebiliyor. Bu noktada mekanizmaları her zaman tamamen açıklayabilmek mümkün olmasa da trigliserid birikimi, GLP-2 salınımı, bağırsak bütünlüğü veya inflamasyon göstergeleri gibi ölçülebilir fizyolojik çıktıları merkeze alıyoruz. Ardından etnobotanik bilgi birikimi, fitokimyasal veri tabanları ve yapay zekâ destekli biyolojik modelleme yöntemleriyle potansiyel bitkisel adayları belirliyor, dünyanın farklı bölgelerinden toplanan genetik olarak çeşitli aksesyonları hayvana özgü hücre hatlarında in vitro biyolojik testlerden geçiriyoruz. Yalnızca tutarlı, anlamlı ve tekrarlanabilir biyolojik etki gösteren adaylar geliştirme sürecinde ilerleyebiliyor” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p><b>Fitoteknolojinin geleceği, hayvan beslemenin dönüşümünde kilit rol oynayacak</b></p>

<p>Tarladan yeme uzanan sürecin her aşamasında entegrasyon ve kalite güvencesinin belirleyici olduğunun altını çizen <b>Dr. Hambrecht</b>, sözlerini şöyle tamamladı: “PhytoComplex’leri farklı kılan en önemli unsur, keşiften nihai ürüne kadar tüm sürecin tek bir mükemmeliyet merkezi altında yürütülmesidir. İsviçre’de konumlanan Nutreco Garden of the Future çatısı altında bitki evcilleştirme, kontrollü yetiştirme, standardizasyon ve kalite güvencesi süreçlerinin tamamını yönetiyoruz. Amacımız, hayvan sağlığı açısından kritik olan biyoaktif bileşenlerin tutarlı ve güvenilir şekilde elde edilmesini sağlamak. Küresel üretici ağımız aracılığıyla uygulanan özel yetiştirme protokolleri, fitokimyasal parmak izi doğrulaması, mikrobiyolojik analizler ve izlenebilirlik uygulamaları sayesinde farklı üretim koşullarında dahi tutarlı performans sunan çözümler geliştiriyoruz. PhytoComplex’leri antibiyotik ikamesi olarak konumlandırmıyoruz. Aksine dayanıklılığı artıran, performansı optimize eden ve sürdürülebilir hayvansal üretime katkı sağlayan önleyici sağlık stratejilerinin önemli bir parçası olarak görüyoruz. Genomik, metabolomik ve yapay zekâ alanındaki gelişmelerle birlikte fitoteknolojinin geleceğinin, hayvan beslemenin dönüşümünde kilit bir rol oynayacağına inanıyoruz.”</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/bagisiklik-metabolizma-ve-bagirsak-sagligini-birlikte-destekleyen-cozum</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 14:18:33 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/images/haberler/2026/02/bagisiklik_metabolizma_ve_bagirsak_sagligini_birlikte_destekleyen_cozum_h48222_67367.jpg" type="image/jpeg" length="12763"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[HER BEL AĞRISI FITIK DEĞİLDİR]]></title>
      <link>https://www.atasehirweb.com/her-bel-agrisi-fitik-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.atasehirweb.com/her-bel-agrisi-fitik-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bel ağrısında doğru bilinen yanlışlara uzman uyarısı: MR sonucu değil, bütüncül değerlendirme önemli]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>HER BEL AĞRISI FITIK DEĞİLDİR</strong></p>

<p><b>Bel ağrısında doğru bilinen yanlışlara uzman uyarısı: MR sonucu değil, bütüncül değerlendirme önemli</b></p>

<p>Bel ağrısı toplumda çoğu zaman bel fıtığıyla eş anlamlı görülse de uzmanlara göre her ağrının altında yapısal bir sorun yatmıyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Gerontoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Nursel Öziri, bel ağrılarının büyük bölümünün yaşam tarzı, kas dengesi ve günlük alışkanlıklarla ilişkili olduğunu vurgulayarak, gereksiz hareketsizlik ve yanlış egzersizlerin iyileşme sürecini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.</p>

<p><b>Bel ağrısı toplumda yaygın, ancak yanlış biliniyor</b><br />
Günümüzde her yaş grubunda sık görülen bel ağrısı, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Araştırmalar, bireylerin yaşamları boyunca bel ağrısı yaşama oranının yüzde 70’in üzerinde olduğunu ortaya koyuyor. Buna rağmen toplumda bel ağrısı çoğu zaman doğrudan bel fıtığıyla ilişkilendiriliyor. Oysa bilimsel veriler, bel ağrılarının büyük bölümünün “spesifik olmayan bel ağrısı” olarak tanımlandığını ve tek bir yapısal nedene bağlanamadığını gösteriyor.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Nursel Öziri, kas-iskelet sistemi sorunları, hareketsiz yaşam, stres, uyku düzeni ve fiziksel kondisyon gibi birçok faktörün bel ağrısının oluşumunda birlikte rol oynadığını belirtiyor. Bel fıtığının ise genellikle bacağa yayılan ağrı, uyuşma, karıncalanma ve kas gücünde azalma gibi sinir kökü bulgularıyla kendini gösterdiğini ifade ediyor.</p>

<p><b>MR sonucu her zaman ağrının nedeni değildir</b><br />
Görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bel ağrısı yaşayan birçok kişiye MR çekildiğini belirten Öziri, MR raporlarında görülen her fıtık bulgusunun ağrının kaynağı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Yapılan çalışmaların, hiçbir şikâyeti olmayan kişilerde bile disk taşması ve dejeneratif değişikliklerin görülebildiğini ortaya koyduğunu belirten Öziri, tanının yalnızca görüntüleme ile değil klinik değerlendirme ile konulması gerektiğini ifade ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b>Hareketten kaçınmak iyileşmeyi geciktiriyor</b><br />
Toplumda yaygın olan “ağrı varsa hareket edilmemeli” düşüncesinin yanlış olduğuna dikkat çeken Öziri, kontrollü ve doğru planlanmış hareketin iyileşme sürecini desteklediğini söylüyor. Karın, bel ve kalça çevresini kapsayan core kaslarının güçlendirilmesinin omurga stabilitesini artırdığını belirten Öziri, fizyoterapist eşliğinde uygulanan klinik pilates temelli egzersizlerin bel ağrısının azaltılmasında etkili olduğunu ifade ediyor. Günlük yaşamda doğru postür alışkanlıklarının kazanılması da bel sağlığının korunmasında kritik rol oynuyor. Uzun süre oturmak, telefona eğilerek bakmak ve ergonomik olmayan çalışma koşulları omurga üzerindeki yükü artırıyor.</p>

<p><b>Bel kıtlatma geçici rahatlama sağlayabilir</b><br />
Sosyal medyada sıkça karşılaşılan manuel manipülasyon uygulamalarının bazı kişilerde kısa süreli rahatlama sağlayabileceğini belirten Öziri, bu yöntemlerin tek başına kalıcı çözüm olmadığını ve mutlaka uzman fizyoterapistler tarafından uygulanması gerektiğini vurguluyor. Kalıcı iyileşmenin egzersiz ve rehabilitasyon programlarıyla mümkün olduğunu ifade ediyor.</p>

<p><b>Her egzersiz herkese uygun değil</b><br />
Her bireyin kas yapısı, hareket kapasitesi ve yaşam koşullarının farklı olduğuna dikkat çeken Öziri, standart egzersiz programlarının herkeste aynı sonucu vermediğini belirtiyor. Bel ağrısı yaşayan bireylerin doğrudan genel spor programlarına yönelmesinin riskli olabileceğini ifade eden Öziri, fizyoterapistlerin bireyi bütüncül olarak değerlendirerek kişiye özel rehabilitasyon programı oluşturmasının önemine işaret ediyor. Bel ağrılarının visseral, somatik ya da mekanik nedenlerle ortaya çıkabileceğini, bu nedenle değerlendirme sürecinin fiziksel olduğu kadar psikososyal faktörleri de kapsaması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p><b>Bu belirtiler varsa gecikmeden doktora başvurulmalı</b><br />
İdrar veya dışkı kontrolünde bozulma, ilerleyici bacak güçsüzlüğü, parmak ucu ya da topukta yürüyememe, travma sonrası gelişen ağrı, gece artan veya gün içinde hiç azalmayan ağrı gibi durumlarda vakit kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği vurgulanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.atasehirweb.com/her-bel-agrisi-fitik-degildir</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 13:26:46 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://atasehirwebcom.teimg.com/crop/1280x720/atasehirweb-com/images/haberler/2026/02/her_bel_agrisi_fitik_degildir_h48219_79154.jpg" type="image/jpeg" length="19700"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
