Trump ve Medya Arasındaki Gerilim Tırmanıyor
 Trump ve Medya Arasındaki Gerilim Tırmanıyor

Medya ve Amerikan başkanları arasında, sıklıkla zıtlaşmalar yaşansa da aslında iki tarafın da çıkar sağladığı bir ilişkinin varlığı gerçektir. Ancak Donald Trump başkanlık koltuğuna oturduğundan bu yana medya ve başkanlık makamı arasındaki düşmanlık giderek tırmandı.

Trump, medyaya yönelik “toplum düşmanı” tanımlamasını sık sık yineliyor. Basını “tehlikeli ve hastalıklı” olarak niteleyen Trump, gazetecilerin “savaş çıkarabilecekleri” şeklinde bir iddiayı bile gündeme getirdi.
Başkan’ın söylemlerinin tehlikeli olduğunu kaydeden bazı medya kaynakları biraraya gelerek bu söylemlere karşı bir tavır sergileme kararı aldı. Boston Globe gazetesinin önderliğinde birleşen gazeteler, daha öncerastlanmamış bir adım atarak eş zamanlı baş yazılar yayınladı. “Hür basına yönelik kirli savaş sona ermeli” diyen Boston Globe, yaklaşık 350 haber kuruluşunun medyaya açılan savaşa karşı koyma hareketine katıldığını açıkladı.

Boston Globe, başyazısında, ”İki yüzyıldan uzun süredir Amerika'nın bu temel ilkesi ülke içinde gazetecileri korumuş, başka özgür ülkelere de örnek olmuştur. Bugün bu ilke ciddi bir tehdit altındadır. Ve Ankara'dan Moskova’ya, Pekin'den Bağdat'a kadar bütün despotlara gazetecilere iç düşman muamelesi yapılabileceği şeklinde kaygı verici bir mesaj gönderir niteliktedir” ifadesini kullanıyor.

New York Times'dan James Bennet ise Amerika'nın dört bir yanındaki gazetelerin ticari ve siyasi baskı altında olduğu bu dönemde bir araya gelmelerinin önemli olduğunu söyledi.

Trump, New York Times gazetesinin yayıncısı A.G. Sulzberger'la yayınlanmaması kaydıyla geçen ay yaptığı ancak kısa süre önce kamuoyuna açıkladığı görüşmede, “medyanın ortaya attığı aşırı miktardaki sahte haberleri” ele aldığını söyledi.

Bunun üzerine bir açıklama yayınlayan Sultberger, Başkan'ın kullandığı dili ”sadece kutuplaştırıcı değil aynı zamanda giderek daha fazla tehlike arz edici” bulduğunu belirtti.

New York Times, başyazısında, ”Haber muhabirleri ve editörler de insandır be hata yapabilirler. Hataları düzeltmek işimizin temelidir. Ancak hoşunuza gitmeyen gerçekleri 'sahte haber' olarak tanımlamak demokrasinin can damarları için çok tehlikelidir. Gazetecilere 'toplum düşmanı' demekse tehlikelidir, nokta,” dedi.

Tüm siyasi yelpazeyi kapsayan ve büyük küçük birçok gazetenin katıldığı kampanyada her gazete kendi baş yazısını kaleme aldı ve siyasi açıdan ortanın solunda duran Boston Globe'un kullandığı söyleme bağlı kalmadı.

Tennessean gazetesi editörlerinden David Plazas, vermek istedikleri mesajın gazetenin değerleriyle örtüştüğünü, bunun da Anayasa'nın fikir, ifade ve basın özgürlüğünü garanti altına alan birinci maddesini savunmak, terbiyeli davranmak ve sesini çıkaramayanların sesi olmak olduğunu söyledi.

2016 başkanlık seçimlerinde her üç seçmenden ikisinin Trump'a oy verdiği Tennessee eyaletinin en büyük gazetelerinden biri olan Tennessean'dan David Plazas, yayınladıkları baş yazının Başkan'ı hedef almadığının altını çizdi.

Plazas, ”Bu mesele tek bir kişiyi aşıyor. Amaç, değerlerimizi ve kurumlarımızı korumak,” dedi.

Dallas Morning News gazetesiyse daha önceki başkanların da basından dert yandıklarını, ancak Trump'ın daha önce eşine rastlanmamış ölçüde ülkenin en büyük haber kuruluşlarının meşruluğunu tüm kamuoyunun gözü önünde sorguladığınıbelirtti.

Dallas Morning News, son dönemde göze çarpan en büyük farklılığın sadece tek bir haber ya da bir dizi haberi karşısına almak yerine Trump'ın tüm basının güvenilirliğine zarar vermek ve basının tüm kamuoyunun gözündeki itibarını düşürmek gibi bir niyeti olduğunu kaydediyor. Gazete, basının önemini ve itibarını yitirmesi durumunda üst düzey mevkilerde görev yapanların kamuoyunun gözetimi altında olmadan ülke yönetebilme becerisine kavuşacakları uyarısında bulunuyor.

Kampanyaya gazeteler dışında başka medya kuruluşları da katıldı. Radyo Televizyon Dijital Haber Birliği, bin 200 üyesinden halkın hükümetin icraatlarından haberdar olma hakkının korunmasında oynadıkları rolle ilgili yayınlara yer vermelerini istedi.

Medyanın kimi muhafazakar simalarıysa bazı basın kuruluşlarının aşırı tepki verdiği görüşünde.

Kar amacı gütmeyen Medyada Doğruluk örgütünün başkanı Don Irvine, Boston Globe'ın kampanyasının, medyanın ”buluttan nem kaptığının” bir göstergesi olduğunu söyledi.

Irvine, Amerika'nın Sesi'ne, ”Trump'ın medyaya yönelik saldırıları Nixon'dan bu yana diğer başkanlara oranla daha çok göze çarpıyor, ancak Trump fikirlerini ifade etme hakkının sınırı içinde hareket ediyor. Basın, hatalı olsa bile başkanların medyaya saldıramayacakları gibi, kağıt üzerinde yazmayan bir kural olduğu hissine kapılmış durumda. Trump, kamuoyunun basına olan güveninin tüm zamanların en düşük seviyesinde olduğunun farkında ve bunu kendi avantajına kullanıyor,” şeklinde konuştu.

Gallup Anket Şirketi’nden Frank Newport da Başkan'ın medyaya yönelik olarak kamuoyunda daha önceden varolan olumsuz tavrı kendi lehine kullandığının altını çiziyor.

9-13 Ağustos tarihleri arasında yapılan Quinnipiac anketine göre Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 51'i, medyanın demokrasinin önemli bir parçası olmaktan çok toplum düşmanı olduğu fikrine daha yakın duruyor.

Anket ayrıca Amerikan seçmenlerinin yüzde 44'ünün Trump'ın haber medyasına yönelik eleştirilerinin medya çalışanlarına yönelik şiddet eylemlerine yol açacağı konusunda kaygılı olduğunu ortaya koyuyor.

Tüketici hakları örgütü Public Citizen'ın başkanı Robert Weissman, Trump'ın medya karşıtı söylemlere sık sık yer verdiği siyasi kampanya toplantılarından birinde kalabalığın galeyana gelmesiyle böylesi bir şiddet eyleminin patlak verebileceği uyarısında bulunuyor.

Weissman, ”Tehdit edici ve sindirici söylemlere rağmen şimdilik herhangi bir şiddet eylemi baş göstermedi. Ancak bu çizgi çok kolay aşılabilir. Bu çizgiye çok yaklaştık,” dedi.

Trump Yönetimi, anaakım birçok Amerikan medya kuruluşu tarafından haksız muameleye uğradığını iddia ediyor. Gazetecilerse başkanların kendilerini eleştirmesinin yaptıkları işin bir parçası olduğunu, ancak toplum düşmanı ilan edilmenin bunun çok ötesine geçtiğini söylüyor.

Bu tutum, CNN muhabiri Jim Acosta'nın Beyaz Saray Basın Sözcüsü Sarah Sanders'dan medyanın toplum düşmanı olmadığını açıklamasını istediği 2 Ağustos günü iyice gözler önüne serildi.

Acosta'ya karşı çıkan Sanders, kendisinin Gizli Servis tarafından korunmak zorunda kalan ilk basın sözcüsü olduğunu söyledi ve bundan kısmen basını sorumlu tuttu.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.